Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kuru havada arabanın burnunu bastıran o tanıdık his vardır ya, hani pedala biraz sert basınca tekerlekler yola tutunur da bir şekilde durursunuz... İşte o güven hissi yağmur çiselemeye başladığı anda, hele ki asfaltın üzerinde hafif bir yağ katmanı birikmişse bambaşka bir hikayeye dönüşüyor. ABS ışığının gösterge panelinde o gıcık sarı renkle yanıp sönmesi tam da böyle bir günün sabahına denk geldiyse, sürücü koltuğunda oturan kişinin zihninde tek bir soru dönüp duruyor: "Şimdi ben bu ıslak yolda aniden frene bassam ne olur?" Sistem devre dışıyken aracın frenleri elbette tamamen gitmiyor, hidrolik mekanizma hala çalışıyor ama tekerleğin kilitlenmesini önleyen o mucizevi elektronik beyin susmuş durumda. Yani pedala yüklendiğiniz an tekerlekler dönmeyi bırakıp kızaklamaya başlayacak ve o saatten sonra direksiyonu ne tarafa kırarsanız kırın, araba kendi bildiği yöne, yani fiziğin kaçınılmaz kurallarına doğru kaymaya devam edecek...
Yağmurlu havalarda fren mesafesinin uzadığını zaten sürücü kursuna giden herkes bilir, bunda şaşırtıcı bir şey yok fakat ABS arızası işin içine girdiğinde durum sadece durma mesafesiyle ilgili olmaktan çıkıp tamamen kontrol kaybına dönüşüyor. Tekerlekler bir kez kilitlendi mi, lastik ile asfalt arasındaki o hassas tutunma yüzeyi tamamen yok oluyor ve araç suyun üzerinde adeta bir kızak gibi süzülmeye başlıyor. Eskiden, yani bu sistemler yokken tekerlek kilitlenmesin diye ayağını frene basıp çekme alışkanlığı olan eski sürücüler belki bir ihtimal durumu kurtarabilir derler ama reflekslerinize ne kadar güvenirseniz güvenin, saniyede onlarca kez pompalama yapan bir elektronik beynin hızına yetişmeniz imkansız. Dolayısıyla o sarı ikaz lambası yanarken ıslak zemine çıkmak, aracın direksiyon hakimiyetini tamamen şansa, daha doğrusu o anki yolun eğimine ve şansınıza bırakmak demek oluyor bir bakıma.
İşin teknik kısmına boğulmadan şunu sormak lazım: Bir insan neden ABS'si bozuk bir araçla ıslak zeminde hız yapma riskini alır ki? Belki sanayiye gitmeyi erteliyoruz, belki de "nasıl olsa dikkatli sürerim, bir şey olmaz" gibi tehlikeli bir özgüvenin arkasına sığınıyoruz. Oysa ıslak asfalt öyle bir şeydir ki, aniden önünüze fırlayan bir kediye veya duraklayan bir otobüse çarpmamak için refleks olarak frene dip gaz basarsınız; o panik anında kimse ayağını dozlayarak frene basmayı hatırlayamaz. Pedala sonuna kadar yüklendiğiniz o mikro saniyede tekerlekler kilitlendiği an, araba artık sizin emirlerinizi dinlemeyen kontrolden çıkmış bir kütleye dönüşür... Ne direksiyonu çevirmek bir işe yarar ne de arkanızdakilerin kornaya basması.
Sorunun cevabı aslında çok açık ama kabul etmek istemiyoruz bazen; evet, ABS arızası ıslak zeminde frenlemeyi hayati derecede, hatta tam anlamıyla kaderinizi belirleyecek boyutta etkiler. Kuru zeminde belki bir şekilde lastiğin sürtünme katsayısı sizi kurtarabilir, durma mesafeniz biraz uzar ama en azından bir noktada durursunuz. Ancak su birikintilerinin olduğu, asfaltın pürüzlerinin suyla dolduğu bir yolda kilitlenen bir tekerlek demek, kontrolsüz bir savrulma ve tamamen durana kadar rüzgarda yaprak gibi sürüklenmek demektir. Bu yüzden o göstergedeki ışığı ciddiye almak, sanayi yolunu fazla geciktirmemek ve hepsinden önemlisi yağmurlu günlerde takip mesafesini iki katına çıkarmak belki de verilecek en akıllıca karar olacaktır.
Yağmurlu havalarda fren mesafesinin uzadığını zaten sürücü kursuna giden herkes bilir, bunda şaşırtıcı bir şey yok fakat ABS arızası işin içine girdiğinde durum sadece durma mesafesiyle ilgili olmaktan çıkıp tamamen kontrol kaybına dönüşüyor. Tekerlekler bir kez kilitlendi mi, lastik ile asfalt arasındaki o hassas tutunma yüzeyi tamamen yok oluyor ve araç suyun üzerinde adeta bir kızak gibi süzülmeye başlıyor. Eskiden, yani bu sistemler yokken tekerlek kilitlenmesin diye ayağını frene basıp çekme alışkanlığı olan eski sürücüler belki bir ihtimal durumu kurtarabilir derler ama reflekslerinize ne kadar güvenirseniz güvenin, saniyede onlarca kez pompalama yapan bir elektronik beynin hızına yetişmeniz imkansız. Dolayısıyla o sarı ikaz lambası yanarken ıslak zemine çıkmak, aracın direksiyon hakimiyetini tamamen şansa, daha doğrusu o anki yolun eğimine ve şansınıza bırakmak demek oluyor bir bakıma.
İşin teknik kısmına boğulmadan şunu sormak lazım: Bir insan neden ABS'si bozuk bir araçla ıslak zeminde hız yapma riskini alır ki? Belki sanayiye gitmeyi erteliyoruz, belki de "nasıl olsa dikkatli sürerim, bir şey olmaz" gibi tehlikeli bir özgüvenin arkasına sığınıyoruz. Oysa ıslak asfalt öyle bir şeydir ki, aniden önünüze fırlayan bir kediye veya duraklayan bir otobüse çarpmamak için refleks olarak frene dip gaz basarsınız; o panik anında kimse ayağını dozlayarak frene basmayı hatırlayamaz. Pedala sonuna kadar yüklendiğiniz o mikro saniyede tekerlekler kilitlendiği an, araba artık sizin emirlerinizi dinlemeyen kontrolden çıkmış bir kütleye dönüşür... Ne direksiyonu çevirmek bir işe yarar ne de arkanızdakilerin kornaya basması.
Sorunun cevabı aslında çok açık ama kabul etmek istemiyoruz bazen; evet, ABS arızası ıslak zeminde frenlemeyi hayati derecede, hatta tam anlamıyla kaderinizi belirleyecek boyutta etkiler. Kuru zeminde belki bir şekilde lastiğin sürtünme katsayısı sizi kurtarabilir, durma mesafeniz biraz uzar ama en azından bir noktada durursunuz. Ancak su birikintilerinin olduğu, asfaltın pürüzlerinin suyla dolduğu bir yolda kilitlenen bir tekerlek demek, kontrolsüz bir savrulma ve tamamen durana kadar rüzgarda yaprak gibi sürüklenmek demektir. Bu yüzden o göstergedeki ışığı ciddiye almak, sanayi yolunu fazla geciktirmemek ve hepsinden önemlisi yağmurlu günlerde takip mesafesini iki katına çıkarmak belki de verilecek en akıllıca karar olacaktır.