Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Beden algısının ve mahremiyetin medikal düzlemde yeniden ele alındığı yirmi birinci yüzyılda, vajinoplasti ve labioplasti gibi operasyonların masaya yatırıldığı yaş aralığı hâlâ kulaktan kulağa yayılan yanlış bilgilerle kirletiliyor abi ya, vallahi billahi işin doğrusunu bilen pek az insan var. Hekimlerin kapısını çalan kadınların kimisi yirmisinde bir özgüven tazeletme derdindeyken, kimisi kırkından sonra hayatı katlanılır kılma peşinde; oysa işin fizyolojik anatomisi rüştünü ispatlamış olmaktan çok daha derin bir biyolojik olgunluk gerektiriyor. Dokuların hücre yenilenme kapasitesi, hormonal dalgalanmaların durulması ve en önemlisi kişinin kendi anatomisiyle barışma evresi tamamlanmadan atılan her cerrahi adım aslında gelecekteki komplikasyonlara davetiye çıkarıyor. Zaten kaç yaşında olursanız olun, o masaya yattığınız an bedensel bütünlüğünüzün kurallarını siz yazarsınız, başkaları değil...
Rüştünü ispatlamış her birey yasal olarak bu ameliyatı olma hakkını cebinde taşır taşımasına da, cerrahi endikasyonlar ile psikolojik beklentilerin kesiştiği küme her zaman yirmi yaşın başını işaret etmiyor maalesef. Ergenlik döneminin o deli rüzgarları dinmeden, vücudun hormonal fırtınaları tamamen sönümlemeden labiumların boyutuna kafayı takmak çoğu zaman geçici bir beden dismorfisi kurbanı olmakla eşdeğerdir. Gelişim evresinin sonuna gelinmesi, yani yaklaşık yirmi bir yirmi iki yaş sınırının aşılması, pelvik taban dokularının nihai formunu bulması açısından hayati bir eşiktir. Bu yaşlardan önce yapılan operasyonlar, ilerleyen yıllarda gebelikler veya yaşlanma süreciyle birlikte tissue slackening dediğimiz doku gevşemelerini tekrar tetikleyebilir; yani erken gelen heves, ileride masaya ikinci kez yatmanın biletini keser.
Zaman çarkı ilerleyip de doğumlar, menopozal süreçler ve yerçekiminin kaçınılmaz kanunları devreye girdiğinde ise tablonun rengi tamamen değişiyor ve operasyonun seyri estetikten ziyade fonksiyonel bir zorunluluğa evriliyor. Otuzlu yaşların sonu ile kırklı yaşların başı, kadınların kendi bedenleriyle en barışık oldukları ama aynı zamanda anatomik deformasyonların en yoğun hissedildiği o kritik dönemeçtir. Vajinal atrofinin ve doku sarkmalarının yarattığı kronik enfeksiyonlar veya cinsel ilişkideki hissiyat kayıpları, bu ameliyatları sadece bir lüks olmaktan çıkarıp tıbbi birer rehabilitasyona dönüştürür. Zaten madalyonun öteki yüzüne bakarsanız, bu yaşlardaki olgunluk seviyesi hastanın ameliyat sonrasındaki süreçleri yönetmesini ve iyileşme disiplinine uymasını çok daha kolaylaştırır...
Medikal literatürün altın kuralı der ki, bu işin tek bir takvim yaşı yoktur ama dokunun yaşlanma hızına eşlik eden bir 'olgunluk yaşı' mutlaka vardır ve bu sınır asla atlanmamalıdır. Cerrahın bisturiyi eline alacağı an, hastanın nüfus cüzdanındaki doğum tarihinin yazdığı satırdan ziyade, labial asimetrinin veya anatomik sarkmanın kadının günlük konforunu ne ölçüde gasp ettiğidir. Bazen genç bir kızın yersiz takıntılarını operasyonla çözmek yerine bir psikolog eşliğinde aşmak gerekirken, bazen de kırk beş yaşındaki bir annenin yıllarca sustuğu o mahrem acıya tek seferde son vermek gerekir. Kulaktan dolma bilgilere kulak tıkayıp, aynanın karşısına geçip kendinizle baş başa kaldığınız o an var ya... İşte ideal yaş, tam olarak o sessizliğin içinde hangi sorunun cevabını aradığınızla şekillenir.
Rüştünü ispatlamış her birey yasal olarak bu ameliyatı olma hakkını cebinde taşır taşımasına da, cerrahi endikasyonlar ile psikolojik beklentilerin kesiştiği küme her zaman yirmi yaşın başını işaret etmiyor maalesef. Ergenlik döneminin o deli rüzgarları dinmeden, vücudun hormonal fırtınaları tamamen sönümlemeden labiumların boyutuna kafayı takmak çoğu zaman geçici bir beden dismorfisi kurbanı olmakla eşdeğerdir. Gelişim evresinin sonuna gelinmesi, yani yaklaşık yirmi bir yirmi iki yaş sınırının aşılması, pelvik taban dokularının nihai formunu bulması açısından hayati bir eşiktir. Bu yaşlardan önce yapılan operasyonlar, ilerleyen yıllarda gebelikler veya yaşlanma süreciyle birlikte tissue slackening dediğimiz doku gevşemelerini tekrar tetikleyebilir; yani erken gelen heves, ileride masaya ikinci kez yatmanın biletini keser.
Zaman çarkı ilerleyip de doğumlar, menopozal süreçler ve yerçekiminin kaçınılmaz kanunları devreye girdiğinde ise tablonun rengi tamamen değişiyor ve operasyonun seyri estetikten ziyade fonksiyonel bir zorunluluğa evriliyor. Otuzlu yaşların sonu ile kırklı yaşların başı, kadınların kendi bedenleriyle en barışık oldukları ama aynı zamanda anatomik deformasyonların en yoğun hissedildiği o kritik dönemeçtir. Vajinal atrofinin ve doku sarkmalarının yarattığı kronik enfeksiyonlar veya cinsel ilişkideki hissiyat kayıpları, bu ameliyatları sadece bir lüks olmaktan çıkarıp tıbbi birer rehabilitasyona dönüştürür. Zaten madalyonun öteki yüzüne bakarsanız, bu yaşlardaki olgunluk seviyesi hastanın ameliyat sonrasındaki süreçleri yönetmesini ve iyileşme disiplinine uymasını çok daha kolaylaştırır...
Medikal literatürün altın kuralı der ki, bu işin tek bir takvim yaşı yoktur ama dokunun yaşlanma hızına eşlik eden bir 'olgunluk yaşı' mutlaka vardır ve bu sınır asla atlanmamalıdır. Cerrahın bisturiyi eline alacağı an, hastanın nüfus cüzdanındaki doğum tarihinin yazdığı satırdan ziyade, labial asimetrinin veya anatomik sarkmanın kadının günlük konforunu ne ölçüde gasp ettiğidir. Bazen genç bir kızın yersiz takıntılarını operasyonla çözmek yerine bir psikolog eşliğinde aşmak gerekirken, bazen de kırk beş yaşındaki bir annenin yıllarca sustuğu o mahrem acıya tek seferde son vermek gerekir. Kulaktan dolma bilgilere kulak tıkayıp, aynanın karşısına geçip kendinizle baş başa kaldığınız o an var ya... İşte ideal yaş, tam olarak o sessizliğin içinde hangi sorunun cevabını aradığınızla şekillenir.