Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kavurucu yaz sıcaklarında o kırmızı lamba ansızın yanıp söndüğünde direksiyonu sağa çekip derin bir nefes almakla başlar her şey; motorun kalbi susmaya hazırlanıyordur belki de. Asfalttan yayılan o boğucu buhar, yağı su gibi inceltirken içerideki metalik çarklar birbirini yemeğe başlar ve sensör çığlığı basar. Yağ dediğin şey sadece bir sıvı değil, motorun damarlarındaki kandan ötedir; sıcaklık arttıkça viskozitesi düşer, yani o kalın koruyucu kalkan bir anda suya döner. Yağ basıncının düşmesi demek, yukarıya, yani o siboplara, o piston kollarına yeterli besinin taşınamaması demektir ki bu da tam anlamıyla motorun demir yığınından ibaret kalması anlamına gelir.
Havanın kırk dereceyi bulduğu o trafikte dur-kalk yaparken rölanti devri iyice düşer, yağ pompası da yorulur; işte lamba tam da o an cüretkâr bir şekilde göz kırpar sana. Pompa yeterince hızlı dönsün ki basınç sağlansın, ama motor rölantide nefes nefeseyken o dişliler yavaşlar ve basınç ibresi dibe vurur. Belki de içerideki yağ ömrünü çoktan tüketmiştir, viskozite dediğimiz o mukavemet kaybolup gitmiştir, sen fark etmeden binlerce kilometre devrilmiştir o yağla. Kalitesiz filtreler de bu işin tuzu biberidir; sıcaktan genleşen o dandik kağıt filtreler yağ yolunu tıkadığında basınç düşer, lamba yanar, motor imdat çeker.
Motorun sesine kulak verdin mi hiç, o tıkırtılar normal mi sanıyorsun yoksa siboplardan gelen o kuru metal sesini duymazlıktan mı geliyorsun? Derhal duracaksın kardeşim, o lambayı umursamazlık edip üç kilometre daha gideyim dersen, sabah ustaya bıraktığın araba akşam sana on katı masraf olarak döner. Kaputu açıp çubuğu çektiğinde o yağın simsiyah ve su gibi aktığını göreceksin zaten, bu sıcakta o motorun o eski yağla çalışması mucize çünkü. Belki de kıştan kalma kalın yağı yazın da kullanmaya devam ettin, motor o sıcağın altında o yağı pompalayana kadar zaten içindeki tüm toleransları aşındırdı.
Bir sonraki sefere yağı değiştirirken ucuzuna kaçma, özellikle yaz ayları kapıdayken sentetik ve viskozite direnci yüksek yağlar koy o kartere; motor sana dua eder. Sensör arızası deyip geçme sakın, o lamba yandığında her zaman haklıdır, çünkü makine yalan söylemez, sadece uyarı verir. Sıcaktan bunalan sadece sen değilsin direksiyonda, kaputun altındaki o demir yığını senden çok daha fazla terliyor ve haklı olarak sana, bana biraz şefkat göster diyor.
Havanın kırk dereceyi bulduğu o trafikte dur-kalk yaparken rölanti devri iyice düşer, yağ pompası da yorulur; işte lamba tam da o an cüretkâr bir şekilde göz kırpar sana. Pompa yeterince hızlı dönsün ki basınç sağlansın, ama motor rölantide nefes nefeseyken o dişliler yavaşlar ve basınç ibresi dibe vurur. Belki de içerideki yağ ömrünü çoktan tüketmiştir, viskozite dediğimiz o mukavemet kaybolup gitmiştir, sen fark etmeden binlerce kilometre devrilmiştir o yağla. Kalitesiz filtreler de bu işin tuzu biberidir; sıcaktan genleşen o dandik kağıt filtreler yağ yolunu tıkadığında basınç düşer, lamba yanar, motor imdat çeker.
Motorun sesine kulak verdin mi hiç, o tıkırtılar normal mi sanıyorsun yoksa siboplardan gelen o kuru metal sesini duymazlıktan mı geliyorsun? Derhal duracaksın kardeşim, o lambayı umursamazlık edip üç kilometre daha gideyim dersen, sabah ustaya bıraktığın araba akşam sana on katı masraf olarak döner. Kaputu açıp çubuğu çektiğinde o yağın simsiyah ve su gibi aktığını göreceksin zaten, bu sıcakta o motorun o eski yağla çalışması mucize çünkü. Belki de kıştan kalma kalın yağı yazın da kullanmaya devam ettin, motor o sıcağın altında o yağı pompalayana kadar zaten içindeki tüm toleransları aşındırdı.
Bir sonraki sefere yağı değiştirirken ucuzuna kaçma, özellikle yaz ayları kapıdayken sentetik ve viskozite direnci yüksek yağlar koy o kartere; motor sana dua eder. Sensör arızası deyip geçme sakın, o lamba yandığında her zaman haklıdır, çünkü makine yalan söylemez, sadece uyarı verir. Sıcaktan bunalan sadece sen değilsin direksiyonda, kaputun altındaki o demir yığını senden çok daha fazla terliyor ve haklı olarak sana, bana biraz şefkat göster diyor.