Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kadınların kulaktan kulağa fısıldayarak birbirine aktardığı o büyük korku var ya, hani ameliyat masasından kalkınca her şeyin hissizleşeceği, o eski coşkunun bir daha geri gelmeyeceği kaygısı; vallahi billahi tamamen kulaktan dolma bir şehir efsanesinden ibaret. Anlatılanları dinlerseniz sanırsınız ki neşter değdiği an oradaki bütün sinir uçları buharlaşıp uçuyor, geriye de sadece buz gibi bir hissizlik kalıyor. Halbuki meselenin anatomi tarafına bakınca, hele ki ne yaptığını gerçekten bilen usta bir cerrahın elinde o dokular şekillenirken, durum hiç de öyle felaket tellallarının bağırdığı gibi seyretmiyor. Bilakis, dokunun üzerindeki o gereksiz yükü alıp kronikleşmiş sürtünme ağrılarını temizlediğinizde, hani o yıllardır aynaya bakarken veya giyindiğinde ruhu sıkan kıvrımları düzene soktuğunuzda, hissedilen şey azalmak bir yana dursun adeta yeniden doğuyor. Sinir ağları orada, anatomik yapı yerli yerinde dururken, sadece doğru derinlikte çalışmayı başaran bir uzman dokunuşuyla her şey daha berrak, daha net bir duyguya dönüşüyor işte...
Bazen aynadaki o görüntünün zihinde yarattığı utanç duygusu, emin olun physical olarak hissedilebilecek her türlü acıdan ya da histen çok daha derin bir felç hali yaratıyor insanda. Soruyorum size; bir kadın bedeninden utanırken, sürekli "acaba bir şey fark edilir mi, bir kusur görülür mü" stresiyle boğuşurken ne kadar haz alabilir ki o andan? Bedeninize büzüşüp kaldığınızda, o zihinsel bariyerler duvar gibi yükseldiğinde zaten hissiyat kendi kendine sıfırlanıyor; estetik operasyon işte tam bu noktada devreye girip o duygusal düğümü çözüyor. Ameliyattan sonra "Acaba dokunursam hissetmez miyim?" kaygısıyla büzülen kadınlar, iyileşme süreci tamamlanıp özgüvenleri yerine geldiğinde aslında daha önce hiç deneyimlemedikleri bir özgürleşme yaşıyorlar. Yani hissiyatı öldüren şey neşterin kendisi değil, zihnin içine yerleşmiş olan o geçmeyen estetik kaygı ve güvensizlik hissi...
Bakın abi, bu işte en kritik viraj, o ameliyatı yapacak hekimin anatomik haritaya ne kadar sadık kaldığı, sinir liflerinin geçtiği o hassas yolları ne kadar iyi tanıdığı meselesidir. Cildin hemen birkaç milimetre altında uyuyan o devasa haz ağını zedelemeden, clitoris çevresindeki o koruyucu dokuları hırpalamadan sadece sarkan, sündükçe kronik irritasyon yaratan fazla dokuyu çıkarmak bir sanattır zira. İşini bilmeyen, dokunun hassasiyetini hiçe sayıp paldır küldür kesip biçen birinin elinde elbette ki his kaybı riski doğar; fakat alanında uzmanlaşmış bir cerrah o sinir yollarını bir dantel gibi koruyarak ilerler. Doğru teknik kullanıldığında duyusal kayıp yaşamak şöyle dursun, üzerindeki o baskıcı, yıpranmış doku kütlesi kalktığı için uyarılma çok daha kolay, çok daha pürüzsüz bir hal alır her zaman.
Yılların getirdiği gazetecilik tecrübesiyle ameliyat masasından kalkmış yüzlerce kadının hikayesine tanıklık ettim ve size rahatlıkla söyleyebilirim ki, ameliyat sonrası o geçici uyuşukluk dönemini kalıcı bir hasar sanıp paniğe kapılmak en büyük hatadır. Dokular neşterle buluştuğunda doğal olarak bir ödem toplar, sinir uçları hafifçe sarsılır, adeta bir nevi kış uykusuna yatar ve o iyileşme sürecinde bölge bir süreliğine tepkisiz kalabilir. İnsan o an zannediyor ki "Eyvah, her şey bitti, bir daha asla eskisi gibi hissetmeyeceğim..." Ama sabırla beklendiğinde, ödem çözülüp dokular birbiriyle yeniden barıştığında sinir iletimi tıpkı eski ritminde tıkır tıkır işlemeye başlar. Birkaç haftalık o doğal adaptasyon sürecini sanki ömür boyu sürecek bir hissizlikmiş gibi pazarlayanlara kanıp kendinizi bu anatomik ve ruhsal konfordan mahrum etmeyin sakın.
Her kadının doku yapısı, sinir dağılımı ve hatta acı eşiği bir diğerinden o kadar farklı ki, tek bir şablonu herkese uyarlamaya çalışmak zaten başlı başına bir hata olur. Kendi bedeninizi dinlemek, ne istediğinizi bilmek ve bu kararı sırf bir başkasını memnun etmek için değil, sadece ve sadece kendi konforunuz için almak bu işin temel kuralıdır. Kendini daha estetik, daha temiz, daha hafif hisseden bir kadının cinsellikte açacağı o yeni sayfa, emin olun ameliyat öncesindeki o çekimser halinden katbekat daha canlı olacaktır. Kısacası hissiyat azalmaz; aksine zihindeki o ağır yükler kalktığında, beden kendi potansiyelini ilk defa bu kadar net bir şekilde keşfetmeye başlar...
Bazen aynadaki o görüntünün zihinde yarattığı utanç duygusu, emin olun physical olarak hissedilebilecek her türlü acıdan ya da histen çok daha derin bir felç hali yaratıyor insanda. Soruyorum size; bir kadın bedeninden utanırken, sürekli "acaba bir şey fark edilir mi, bir kusur görülür mü" stresiyle boğuşurken ne kadar haz alabilir ki o andan? Bedeninize büzüşüp kaldığınızda, o zihinsel bariyerler duvar gibi yükseldiğinde zaten hissiyat kendi kendine sıfırlanıyor; estetik operasyon işte tam bu noktada devreye girip o duygusal düğümü çözüyor. Ameliyattan sonra "Acaba dokunursam hissetmez miyim?" kaygısıyla büzülen kadınlar, iyileşme süreci tamamlanıp özgüvenleri yerine geldiğinde aslında daha önce hiç deneyimlemedikleri bir özgürleşme yaşıyorlar. Yani hissiyatı öldüren şey neşterin kendisi değil, zihnin içine yerleşmiş olan o geçmeyen estetik kaygı ve güvensizlik hissi...
Bakın abi, bu işte en kritik viraj, o ameliyatı yapacak hekimin anatomik haritaya ne kadar sadık kaldığı, sinir liflerinin geçtiği o hassas yolları ne kadar iyi tanıdığı meselesidir. Cildin hemen birkaç milimetre altında uyuyan o devasa haz ağını zedelemeden, clitoris çevresindeki o koruyucu dokuları hırpalamadan sadece sarkan, sündükçe kronik irritasyon yaratan fazla dokuyu çıkarmak bir sanattır zira. İşini bilmeyen, dokunun hassasiyetini hiçe sayıp paldır küldür kesip biçen birinin elinde elbette ki his kaybı riski doğar; fakat alanında uzmanlaşmış bir cerrah o sinir yollarını bir dantel gibi koruyarak ilerler. Doğru teknik kullanıldığında duyusal kayıp yaşamak şöyle dursun, üzerindeki o baskıcı, yıpranmış doku kütlesi kalktığı için uyarılma çok daha kolay, çok daha pürüzsüz bir hal alır her zaman.
Yılların getirdiği gazetecilik tecrübesiyle ameliyat masasından kalkmış yüzlerce kadının hikayesine tanıklık ettim ve size rahatlıkla söyleyebilirim ki, ameliyat sonrası o geçici uyuşukluk dönemini kalıcı bir hasar sanıp paniğe kapılmak en büyük hatadır. Dokular neşterle buluştuğunda doğal olarak bir ödem toplar, sinir uçları hafifçe sarsılır, adeta bir nevi kış uykusuna yatar ve o iyileşme sürecinde bölge bir süreliğine tepkisiz kalabilir. İnsan o an zannediyor ki "Eyvah, her şey bitti, bir daha asla eskisi gibi hissetmeyeceğim..." Ama sabırla beklendiğinde, ödem çözülüp dokular birbiriyle yeniden barıştığında sinir iletimi tıpkı eski ritminde tıkır tıkır işlemeye başlar. Birkaç haftalık o doğal adaptasyon sürecini sanki ömür boyu sürecek bir hissizlikmiş gibi pazarlayanlara kanıp kendinizi bu anatomik ve ruhsal konfordan mahrum etmeyin sakın.
Her kadının doku yapısı, sinir dağılımı ve hatta acı eşiği bir diğerinden o kadar farklı ki, tek bir şablonu herkese uyarlamaya çalışmak zaten başlı başına bir hata olur. Kendi bedeninizi dinlemek, ne istediğinizi bilmek ve bu kararı sırf bir başkasını memnun etmek için değil, sadece ve sadece kendi konforunuz için almak bu işin temel kuralıdır. Kendini daha estetik, daha temiz, daha hafif hisseden bir kadının cinsellikte açacağı o yeni sayfa, emin olun ameliyat öncesindeki o çekimser halinden katbekat daha canlı olacaktır. Kısacası hissiyat azalmaz; aksine zihindeki o ağır yükler kalktığında, beden kendi potansiyelini ilk defa bu kadar net bir şekilde keşfetmeye başlar...