Hakan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Turbo hortumunun içinde yağ görmek, kaputu açtığı an eli ayağına dolaşan her sürücünün ilk büyük kabusudur.
Motorun can damarı sayılan o kalın siyah boruyu söküp de içinden sızan siyahlığı görünce insan ister istemez dizlerinin bağının çözüldüğünü hissediyor... Yıllarca meslek hayatımda ne motorlar gördüm, ne panik yapan şoförler dinledim; ama mesele turboya gelince herkesin düştüğü o büyük yanılgı hiç değişmiyor.
Yağ kaçağı dediğin şey her zaman motorun bittiği anlamına gelmez ki canım, bazen sadece ufak bir terlemedir o.
Aslında o borunun içi tamamen kuru olsaydı, asıl korkulacak felaket o zaman kapıdaydı... Çünkü dönen o pervanelerin kusursuz bir şekilde nefes alabilmesi, milyonda bir de olsa hafif bir yağ buharıyla beslenmesine bağlıdır.
Hani derler ya usta "değişmesi lazım" diye, her parıltılı lekeyi arıza sanmak tam anlamıyla bir para tuzağıdır...
Kilometreler devrildikçe, o intercooler denen metal kutunun dibinde birkaç damla birikmesi en doğal fizik kuralıdır, çünkü sıcak hava soğurken yoğuşur ve ortalık ister istemez nemlenir. Tabii her şeyin bir sınırı var; hortumdan elini soktuğunda oluk oluk akıyorsa o yağ, işte o zaman turbo salmastraları ruhuna fatiha okuyor demektir.
Peki ne yapmalı şimdi, o siyah boruyu söküp fırlatmalı mı yoksa kaderine mi terk etmeli?
Biraz tinerle temizleyip kelepçeleri sıkmak bazen haftalarca yeter de artar bile, yeter ki o yağın nereden geldiğini doğru okuyabilesin. Ustaya güvenmek güzel şeydir de, eline bir bez alıp bizzat kontrol etmek insanın içine en çok su serpen yoldur.
Motor dediğin yaşayan bir organizma gibidir, terler de nefes de alır; yeter ki sen onun sesini ve sızıntısını vaktinde duy.
Motorun can damarı sayılan o kalın siyah boruyu söküp de içinden sızan siyahlığı görünce insan ister istemez dizlerinin bağının çözüldüğünü hissediyor... Yıllarca meslek hayatımda ne motorlar gördüm, ne panik yapan şoförler dinledim; ama mesele turboya gelince herkesin düştüğü o büyük yanılgı hiç değişmiyor.
Yağ kaçağı dediğin şey her zaman motorun bittiği anlamına gelmez ki canım, bazen sadece ufak bir terlemedir o.
Aslında o borunun içi tamamen kuru olsaydı, asıl korkulacak felaket o zaman kapıdaydı... Çünkü dönen o pervanelerin kusursuz bir şekilde nefes alabilmesi, milyonda bir de olsa hafif bir yağ buharıyla beslenmesine bağlıdır.
Hani derler ya usta "değişmesi lazım" diye, her parıltılı lekeyi arıza sanmak tam anlamıyla bir para tuzağıdır...
Kilometreler devrildikçe, o intercooler denen metal kutunun dibinde birkaç damla birikmesi en doğal fizik kuralıdır, çünkü sıcak hava soğurken yoğuşur ve ortalık ister istemez nemlenir. Tabii her şeyin bir sınırı var; hortumdan elini soktuğunda oluk oluk akıyorsa o yağ, işte o zaman turbo salmastraları ruhuna fatiha okuyor demektir.
Peki ne yapmalı şimdi, o siyah boruyu söküp fırlatmalı mı yoksa kaderine mi terk etmeli?
Biraz tinerle temizleyip kelepçeleri sıkmak bazen haftalarca yeter de artar bile, yeter ki o yağın nereden geldiğini doğru okuyabilesin. Ustaya güvenmek güzel şeydir de, eline bir bez alıp bizzat kontrol etmek insanın içine en çok su serpen yoldur.
Motor dediğin yaşayan bir organizma gibidir, terler de nefes de alır; yeter ki sen onun sesini ve sızıntısını vaktinde duy.