Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Lastiğin içerisindeki o küçük gizli kahramanlar, bazen en olmayacak zamanda sarı bir lamba yakarak bütün huzurumuzu kaçırıverir; özellikle de pırıl pırıl olsun diye arabayı yıkattıktan hemen sonra direksiyon başına geçtiğimiz o anlarda...
Basınç sensörleri tekerleğin tam kalbinde, dışarıdan gelen her türlü müdahaleye karşı sessizce görevini yapmaya çalışırken, tazyikli suyun o acımasız ve soğuk darbesiyle bir an neye uğradığını şaşırır, içerideki hassas denge birdenbire altüst olur...
Metal sübap kapaklarından sızan o inatçı su damlacıkları, hassas elektronik algılayıcıların kafasını karıştırmaya yeter de artar bile; ya da ani sıcaklık değişimleriyle havanın genleşme hızı bir anda değişiverir, kim bilir...
Güneşin altında sıcacık duran lastikler o köpüklü soğuk suyla buluştuğunda içerideki basınç düşer, sensör bunu hemen bir tehlike çanı gibi algılar ve ön paneldeki o uyarı lambası yanıp sönmeye başlar, halbuki ortada patlamış bir lastik falan yoktur...
Birazdan yola çıkıp lastikler biraz hareket edince, sürtünmeyle birlikte içerideki hava tekrar ısınacak ve her şey kendiliğinden düzelecek aslında; ama insan işte, o sarı ışığı görür görmez içi bir hoş oluyor, eli hemen fren pedalına gidiyor...
Bazen sadece lastikçiye kadar gidip havayı kontrol ettirmek bile gerekmez, biraz sakinleşip beklemek en iyisidir; çünkü bu modern otomobiller her küçük detayı o kadar kafaya takıyor ki, biz de onlarla birlikte strese giriyoruz ne yazık ki...
Basınç sensörleri tekerleğin tam kalbinde, dışarıdan gelen her türlü müdahaleye karşı sessizce görevini yapmaya çalışırken, tazyikli suyun o acımasız ve soğuk darbesiyle bir an neye uğradığını şaşırır, içerideki hassas denge birdenbire altüst olur...
Metal sübap kapaklarından sızan o inatçı su damlacıkları, hassas elektronik algılayıcıların kafasını karıştırmaya yeter de artar bile; ya da ani sıcaklık değişimleriyle havanın genleşme hızı bir anda değişiverir, kim bilir...
Güneşin altında sıcacık duran lastikler o köpüklü soğuk suyla buluştuğunda içerideki basınç düşer, sensör bunu hemen bir tehlike çanı gibi algılar ve ön paneldeki o uyarı lambası yanıp sönmeye başlar, halbuki ortada patlamış bir lastik falan yoktur...
Birazdan yola çıkıp lastikler biraz hareket edince, sürtünmeyle birlikte içerideki hava tekrar ısınacak ve her şey kendiliğinden düzelecek aslında; ama insan işte, o sarı ışığı görür görmez içi bir hoş oluyor, eli hemen fren pedalına gidiyor...
Bazen sadece lastikçiye kadar gidip havayı kontrol ettirmek bile gerekmez, biraz sakinleşip beklemek en iyisidir; çünkü bu modern otomobiller her küçük detayı o kadar kafaya takıyor ki, biz de onlarla birlikte strese giriyoruz ne yazık ki...