Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Gösterge panelinde o sarı turuncu hafifçe yanıp sönen lamba yine belirdi, insanı ister istemez geriyor böyle detaylar... Lastik basınç sensörünün derdi nedir, kim bilir yine hangi tekerlek havadandır diye düşünmeden edemiyor insan yolda giderken.
Servisin kapısından içeri girdiğinde ustanın elindeki cihazla şöyle bir tekerleklere yaklaşması genellikle birkaç dakikayı bulmuyor bile, teknolojinin hızı bazen şaşırtıcı gerçekten. Sensörlerden biri sinyal vermeyi kestiğinde ya da pil gücü tükendiğinde olay hemen netleşiyor, zaten asıl mesele arızanın kaynağını bulmakta...
Peki bu işlem öyle saatlerce beklemeyi gerektiren büyük bir operasyon mu sanıyorsunuz, aslında hayır, ortalama bir sensör değişimi ve kodlanması yarım saati geçmiyor. Tabii valf kırılması gibi ekstra bir aksilik çıkmazsa, bazen o küçük parça paslanıp içeride sıkışabiliyor çünkü.
Sadece sensörün pili bittiyse ve komple değişmesi gerekiyorsa işin rengi biraz değişiyor, inanın bazen lastiğin sökülüp yeniden balans yapılması bile gerekebiliyor. O yüzden tamir süresi dediğimiz şey tamamen sorunun nerede saklandığıyla doğrudan bağlantılı, bazen beş dakikada biter bazen bir saati bulur...
Lastikler söküldükten sonra yeni sensörün araca tanıtılması, yani o beyinle eşleşme süreci de işin en teknik ama en kısa kısmı aslında. Bilgisayara bağlanıp kodlar girilirken usta çayından bir yudum alıyor, siz de o arada ofisteki dergileri karıştırıyorsunuz öylece...
Bazen de ortada hiçbir fiziksel arıza yoktur, sadece havalar ani soğuduğu için basınç düşmüştür ve sistem uyar veriyordur, işte o durum sadece havayı tamamlayıp lambayı sıfırlamakla çözülür ki o da iki dakikalık iştir. Yani her yanan lamba tamirat gerektirmez, bazen sadece biraz ilgi ister o lastikler, insan unutuyor tabii...
Eğer yolunuz yetkili servise değil de iyi bir lastikçiye düşerse işler çok daha hızlı akıyor, ustalar bu işin kurdu olmuş artık, gözü kapalı çözüyorlar meseleyi. Bekleme salonunda kahveniz bitmeden "tamamdır bitti" sesini duyuyorsunuz, o yüzden çok da gözünüzde büyütmeyin bu TPMS işini...
Servisin kapısından içeri girdiğinde ustanın elindeki cihazla şöyle bir tekerleklere yaklaşması genellikle birkaç dakikayı bulmuyor bile, teknolojinin hızı bazen şaşırtıcı gerçekten. Sensörlerden biri sinyal vermeyi kestiğinde ya da pil gücü tükendiğinde olay hemen netleşiyor, zaten asıl mesele arızanın kaynağını bulmakta...
Peki bu işlem öyle saatlerce beklemeyi gerektiren büyük bir operasyon mu sanıyorsunuz, aslında hayır, ortalama bir sensör değişimi ve kodlanması yarım saati geçmiyor. Tabii valf kırılması gibi ekstra bir aksilik çıkmazsa, bazen o küçük parça paslanıp içeride sıkışabiliyor çünkü.
Sadece sensörün pili bittiyse ve komple değişmesi gerekiyorsa işin rengi biraz değişiyor, inanın bazen lastiğin sökülüp yeniden balans yapılması bile gerekebiliyor. O yüzden tamir süresi dediğimiz şey tamamen sorunun nerede saklandığıyla doğrudan bağlantılı, bazen beş dakikada biter bazen bir saati bulur...
Lastikler söküldükten sonra yeni sensörün araca tanıtılması, yani o beyinle eşleşme süreci de işin en teknik ama en kısa kısmı aslında. Bilgisayara bağlanıp kodlar girilirken usta çayından bir yudum alıyor, siz de o arada ofisteki dergileri karıştırıyorsunuz öylece...
Bazen de ortada hiçbir fiziksel arıza yoktur, sadece havalar ani soğuduğu için basınç düşmüştür ve sistem uyar veriyordur, işte o durum sadece havayı tamamlayıp lambayı sıfırlamakla çözülür ki o da iki dakikalık iştir. Yani her yanan lamba tamirat gerektirmez, bazen sadece biraz ilgi ister o lastikler, insan unutuyor tabii...
Eğer yolunuz yetkili servise değil de iyi bir lastikçiye düşerse işler çok daha hızlı akıyor, ustalar bu işin kurdu olmuş artık, gözü kapalı çözüyorlar meseleyi. Bekleme salonunda kahveniz bitmeden "tamamdır bitti" sesini duyuyorsunuz, o yüzden çok da gözünüzde büyütmeyin bu TPMS işini...