Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Toyota denince akla gelen o efsanevi dertsiz tasasız sürüş hissi, hararet göstergesinin kırmızıya doğru o tehlikeli tırmanışını gördüğünüz an bir anda yerini derin bir hayal kırıklığına bırakıyor. Yıllardır sanayide "bu arabalar arıza yapmaz" dedik, birbirimize hep Japon mühendisliğinin o kusursuz sağlamlığını övdük durduk ama iş radyatör kısmına gelince maalesef bizim garajdaki o yürüyen efsaneler de fiziğin kurallarına yenik düşüyor. Plastik aksamın yılların ısı döngüsüne dayanamayıp sertleşmesi, çatlaması ya da o minik kılcal sızıntıların zamanla motoru susuz bırakacak devasa deliklere dönüşmesi tam da biz şehirlerarası yolda huzurla ilerlerken başımıza geliyor. Genleşme tankındaki o anormalliği fark etmeyip yola devam ettiğimizde ise o çok güvendiğimiz motor bloğu bir anda fırına dönüyor... Sonrası malum; çekici bekleme seansları, usta nazı çekmeler ve cebimizi yakan o devasa tamir faturaları.
Neden hep o radyatör kapağını küçümsüyoruz ki, altı üstü bir metal kapak deyip geçiyoruz işte? Oysa sistemin içindeki basıncı ayarlayan, motorun nefes almasını sağlayan o küçücük parça bozulduğunda tüm soğutma sistemi adeta kendi içinde patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyor. Kireçli musluk suyu doldurup geçtiğimiz o radyatör kanalları zamanla tıkandıkça, devirdaim pompası sıvıyı içeride döndürmek için adeta eziyet çekiyor ve biz sadece direksiyon arkasında hiçbir şey yokmuş gibi müzik dinlemeye devam ediyoruz. Antifriz kullanmayı sadece kışın donmamak için yapılan bir masraf olarak gören o zihniyetimiz yok mu, işte o zihniyet yüzünden o alüminyum gözenekler korozyondan çürüyor, kevgire dönüyor. Bir bakmışız ki dur-kalk trafikte klima açık otururken kaputun altından beyaz dumanlar yükselmeye başlamış bile.
Sanayideki usta yanına gittiğimizde "abi bunun radyatörü gitmiş, yan sanayi takalım geçer" dediğinde hemen tamam dememek, o plastiğin kalitesini ve dökümünü sorgulamak bizim kendi arabamıza olan borcumuzdur. Orijinal parça fiyatını duyunca hepimizin içi cız ediyor, kabul ama uyduruk bir radyatör takıp üç ay sonra otobanda aynı çileyi baştan yaşamak çok daha büyük bir akılsızlık değil mi? Soğutma fanının zamanında devreye girip girmediğini kontrol etmek, o plastik hortumların sertliğini elimizle arada bir sıkıp test etmek aslında toplasan beş dakikamızı almıyor... Sadece bir kontrol, bir göz teması işte. Arabayı sadece çalıştırmaktan ibaret gören o yüzeysel sürücü alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmadığımız sürece, o dertsiz dediğimiz Toyota’lar bile sanayi dükkanlarının önünde lifte kalkmayı bekleyen çaresiz metal yığınlarına dönüşmekten kaçamıyor.
Neden hep o radyatör kapağını küçümsüyoruz ki, altı üstü bir metal kapak deyip geçiyoruz işte? Oysa sistemin içindeki basıncı ayarlayan, motorun nefes almasını sağlayan o küçücük parça bozulduğunda tüm soğutma sistemi adeta kendi içinde patlamaya hazır bir bombaya dönüşüyor. Kireçli musluk suyu doldurup geçtiğimiz o radyatör kanalları zamanla tıkandıkça, devirdaim pompası sıvıyı içeride döndürmek için adeta eziyet çekiyor ve biz sadece direksiyon arkasında hiçbir şey yokmuş gibi müzik dinlemeye devam ediyoruz. Antifriz kullanmayı sadece kışın donmamak için yapılan bir masraf olarak gören o zihniyetimiz yok mu, işte o zihniyet yüzünden o alüminyum gözenekler korozyondan çürüyor, kevgire dönüyor. Bir bakmışız ki dur-kalk trafikte klima açık otururken kaputun altından beyaz dumanlar yükselmeye başlamış bile.
Sanayideki usta yanına gittiğimizde "abi bunun radyatörü gitmiş, yan sanayi takalım geçer" dediğinde hemen tamam dememek, o plastiğin kalitesini ve dökümünü sorgulamak bizim kendi arabamıza olan borcumuzdur. Orijinal parça fiyatını duyunca hepimizin içi cız ediyor, kabul ama uyduruk bir radyatör takıp üç ay sonra otobanda aynı çileyi baştan yaşamak çok daha büyük bir akılsızlık değil mi? Soğutma fanının zamanında devreye girip girmediğini kontrol etmek, o plastik hortumların sertliğini elimizle arada bir sıkıp test etmek aslında toplasan beş dakikamızı almıyor... Sadece bir kontrol, bir göz teması işte. Arabayı sadece çalıştırmaktan ibaret gören o yüzeysel sürücü alışkanlıklarımızı bir kenara bırakmadığımız sürece, o dertsiz dediğimiz Toyota’lar bile sanayi dükkanlarının önünde lifte kalkmayı bekleyen çaresiz metal yığınlarına dönüşmekten kaçamıyor.