Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inip kontağı çevirdiğinizde o tanıdık motor sesini duymak güzeldir ama bazen kaputu açıp yağ çubuğunu çektiğinizde gördüğünüz manzara keyfinizi bir anda kaçırabilir.
Kilometre saati ilerledikçe Japon mühendisliğinin o dillere destan dayanıklılığı bile zamanla bazı ufak tefek alışkanlıklar kazanabiliyor; özellikle uzun yollardan sonra ya da yoğun trafikte sıkışıp kaldıktan sonra eksilen o yağ damlaları insanın içine bir kurt düşürüyor doğrusu.
Aslında motorun içinde dönen o binlerce parçanın kusursuz bir uyumla çalışabilmesi için o sıvıya ihtiyacı var ama piston sekmelerinde ya da sibop lastiklerinde minik aşınmalar baş gösterdiğinde işin rengi biraz değişiyor.
Acaba bizim araba da mı bu kervana katıldı dersiniz, yoksa her zamanki gibi acele mi ediyoruz?
Kimi usta "Normal abiciyim, bin geç" der, kimi ise motoru indirip baştanşağı yenilemekten bahseder; insan hangisine inanacağını şaşırıyor bu kalabalık sanayide.
Segmanların yuvaya tam oturmadığı ya da zamanla eskiyip işlevini kaybettiği durumlarda o motor yağı yanma odasına sızıp mavi bir bulut halinde egzozdan atılıyor adeta.
Yılların getirdiği yorgunlukla contalar özelliğini yitiriyor bazen, motor bloğunun en ücra köşesinden dışarıya sızan o incecik yağ tabakası garajın zemininde minik lekeler bırakarak kendini ele veriyor.
Düzenli olarak her hafta kaputu açıp o çubuğu kontrol etmek en iyisi sanırım, ne olur ne olmaz diye bagajda daima bir litre yedek yağ bulundurmak da kafayı rahat tutuyor.
Viskozitesi yüksek kaliteli yağlar seçmek bu durumu biraz olsun yavaşlatabilir belki ama tamamen ortadan kaldırmaz ki bunu zaten kimse iddia edemez.
Garajdaki dostlarla çay içerken laf dönüp dolaşıp yine bu eksiltme meselelerine geliyor; herkesin kendine göre bir inancı, bir pratik çözümü var çünkü.
Kilometresi devrilmiş o emektar aracı seviyorsak eğer, kaputu açıp o eksilen yağı tamamlamak da bakımın doğal bir parçası haline geliyor zamanla.
Kilometre saati ilerledikçe Japon mühendisliğinin o dillere destan dayanıklılığı bile zamanla bazı ufak tefek alışkanlıklar kazanabiliyor; özellikle uzun yollardan sonra ya da yoğun trafikte sıkışıp kaldıktan sonra eksilen o yağ damlaları insanın içine bir kurt düşürüyor doğrusu.
Aslında motorun içinde dönen o binlerce parçanın kusursuz bir uyumla çalışabilmesi için o sıvıya ihtiyacı var ama piston sekmelerinde ya da sibop lastiklerinde minik aşınmalar baş gösterdiğinde işin rengi biraz değişiyor.
Acaba bizim araba da mı bu kervana katıldı dersiniz, yoksa her zamanki gibi acele mi ediyoruz?
Kimi usta "Normal abiciyim, bin geç" der, kimi ise motoru indirip baştanşağı yenilemekten bahseder; insan hangisine inanacağını şaşırıyor bu kalabalık sanayide.
Segmanların yuvaya tam oturmadığı ya da zamanla eskiyip işlevini kaybettiği durumlarda o motor yağı yanma odasına sızıp mavi bir bulut halinde egzozdan atılıyor adeta.
Yılların getirdiği yorgunlukla contalar özelliğini yitiriyor bazen, motor bloğunun en ücra köşesinden dışarıya sızan o incecik yağ tabakası garajın zemininde minik lekeler bırakarak kendini ele veriyor.
Düzenli olarak her hafta kaputu açıp o çubuğu kontrol etmek en iyisi sanırım, ne olur ne olmaz diye bagajda daima bir litre yedek yağ bulundurmak da kafayı rahat tutuyor.
Viskozitesi yüksek kaliteli yağlar seçmek bu durumu biraz olsun yavaşlatabilir belki ama tamamen ortadan kaldırmaz ki bunu zaten kimse iddia edemez.
Garajdaki dostlarla çay içerken laf dönüp dolaşıp yine bu eksiltme meselelerine geliyor; herkesin kendine göre bir inancı, bir pratik çözümü var çünkü.
Kilometresi devrilmiş o emektar aracı seviyorsak eğer, kaputu açıp o eksilen yağı tamamlamak da bakımın doğal bir parçası haline geliyor zamanla.