Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Arabanın kaputunu açıp o karmaşık kablo yumağına baktığında bazen sorunun küçücük bir parçadan kaynaklanabileceğini kabullenmek zor geliyor, değil mi? Özellikle Toyota gibi sağlamlığıyla nam salmış, sanayiye yolunu düşürmemesiyle övündüğümüz bir araç sürüyorsan, o ufak tefek tekleme hareketlerini ilk başlarda görmezden gelmen çok insani. Sabah arabaya bindiğinde anahtarı çeviriyorsun, motor o her zamanki neşeli marş sesini vermek yerine sanki yataktan zorla kaldırılmış gibi isteksizce hırıldamaya başlıyor. İşte tam o an, silindirlerin içinde o minik kıvılcımı çakmakla görevli bujilerden birinin miadı dolmuş olabilir... Ateşleme zamanlaması milisaniyelik bir gecikmeye uğradığında, o bildiğin pürüzsüz Toyota sürüş keyfi bir anda huzursuz bir sarsıntıya dönüşüyor.
Gaza yüklendiğinde arabanın o eski canlılığıyla öne atılmak yerine şöyle bir duraksayıp düşünmesi sana da biraz tanıdık geliyor mu? Yokuş tırmanırken ya da trafikte ani bir sollama yapman gerektiğinde pedalın altında hissettiğin o boşluk, aslında motorun sana "benim yakıtı yakacak gücüm yetmiyor" deme şekli. Buji ucu kurum bağladığında veya tırnak aralığı zamanla aşınıp açıldığında, gönderilen elektrik akımı havayla karışmış benzini tam anında tutuşturamıyor. Hal böyle olunca yanmadan egzoza kaçan yakıt hem cebini yakıyor hem de arabanın o alıştığın seriliğini elinden alıp seni yolda mahcup edebiliyor.
Kırmızı ışıkta durduğunda direksiyondan ellerine yayılan o hafif ama can sıkıcı titreşimi fark ettiğin oldu mu hiç? Sanki motor rölantide kendi içinde küçük bir savaş veriyor, devir saati ibresi bir yukarı bir aşağı kararsızca dans ediyor. Normal şartlarda varlığını bile unutturan o sessiz çalışma düzeni bozulduğunda, silindirlerden biri görevini tam yapmıyor demektir. Hatta bazen durduk yere gösterge panelinde o sarı motor arıza lambası beliriverir ve insanı bir anlık panikle baş başa bırakır... Çok büyük bir masraf kapısı açıldı sanırsın ama aslında altı üstü ömrünü tamamlamış basit bir bujinin feryadıdır bu.
Yakıt istasyonuna daha sık uğramaya başladığını fark ettiğinde suçu hemen zamlara ya da trafiğe atmak kolayımıza geliyor. Oysa arabanın deposunu her zamankinden hızlı boşaltan şey, çoğu zaman bagajda taşıdığın ağır yükler değil, işini yapamayan bir ateşleme sistemidir. Buji kıvılcımı zayıf çaktığında, silindire giren benzin tam anlamıyla patlayamaz ve yanmamış çiğ gaz olarak egzozdan dışarı atılır. Yani senin binbir emekle depoya doldurduğun akaryakıtın bir kısmı kelimenin tam anlamıyla boşa akar gider... Depodaki bu hızlı erimeyi fark ettiğinde, ustaya gidip bir buji tırnak aralığına baktırmak yapacağın en akıllıca hamle olur.
Arabadan yükselen o garip, yanık benzin kokusunu ya da egzozdan gelen hafif patpat seslerini duyunca insan ister istemez huzursuz oluyor. Silindirde yanamayan yakıt karışımı egzoz sistemine ulaştığında sıcaklığın etkisiyle orada patlamaya devam eder ve bu durum zamanla çok daha pahalıya patlayacak katalitik konvertör arızalarına davetiye çıkarır. Hani bazen bir şeyi erteledikçe sorun büyür ya, işte arabadaki durum tam olarak bu. Küçücük bir parçayı değiştirmeyi ihmal ettiğin için tüm motor bloğunu strese sokmak, o pürüzsüz çalışan mekanizmaya biraz haksızlık etmek sanki...
Gaza yüklendiğinde arabanın o eski canlılığıyla öne atılmak yerine şöyle bir duraksayıp düşünmesi sana da biraz tanıdık geliyor mu? Yokuş tırmanırken ya da trafikte ani bir sollama yapman gerektiğinde pedalın altında hissettiğin o boşluk, aslında motorun sana "benim yakıtı yakacak gücüm yetmiyor" deme şekli. Buji ucu kurum bağladığında veya tırnak aralığı zamanla aşınıp açıldığında, gönderilen elektrik akımı havayla karışmış benzini tam anında tutuşturamıyor. Hal böyle olunca yanmadan egzoza kaçan yakıt hem cebini yakıyor hem de arabanın o alıştığın seriliğini elinden alıp seni yolda mahcup edebiliyor.
Kırmızı ışıkta durduğunda direksiyondan ellerine yayılan o hafif ama can sıkıcı titreşimi fark ettiğin oldu mu hiç? Sanki motor rölantide kendi içinde küçük bir savaş veriyor, devir saati ibresi bir yukarı bir aşağı kararsızca dans ediyor. Normal şartlarda varlığını bile unutturan o sessiz çalışma düzeni bozulduğunda, silindirlerden biri görevini tam yapmıyor demektir. Hatta bazen durduk yere gösterge panelinde o sarı motor arıza lambası beliriverir ve insanı bir anlık panikle baş başa bırakır... Çok büyük bir masraf kapısı açıldı sanırsın ama aslında altı üstü ömrünü tamamlamış basit bir bujinin feryadıdır bu.
Yakıt istasyonuna daha sık uğramaya başladığını fark ettiğinde suçu hemen zamlara ya da trafiğe atmak kolayımıza geliyor. Oysa arabanın deposunu her zamankinden hızlı boşaltan şey, çoğu zaman bagajda taşıdığın ağır yükler değil, işini yapamayan bir ateşleme sistemidir. Buji kıvılcımı zayıf çaktığında, silindire giren benzin tam anlamıyla patlayamaz ve yanmamış çiğ gaz olarak egzozdan dışarı atılır. Yani senin binbir emekle depoya doldurduğun akaryakıtın bir kısmı kelimenin tam anlamıyla boşa akar gider... Depodaki bu hızlı erimeyi fark ettiğinde, ustaya gidip bir buji tırnak aralığına baktırmak yapacağın en akıllıca hamle olur.
Arabadan yükselen o garip, yanık benzin kokusunu ya da egzozdan gelen hafif patpat seslerini duyunca insan ister istemez huzursuz oluyor. Silindirde yanamayan yakıt karışımı egzoz sistemine ulaştığında sıcaklığın etkisiyle orada patlamaya devam eder ve bu durum zamanla çok daha pahalıya patlayacak katalitik konvertör arızalarına davetiye çıkarır. Hani bazen bir şeyi erteledikçe sorun büyür ya, işte arabadaki durum tam olarak bu. Küçücük bir parçayı değiştirmeyi ihmal ettiğin için tüm motor bloğunu strese sokmak, o pürüzsüz çalışan mekanizmaya biraz haksızlık etmek sanki...