Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayide o küçücük parça sökülüp yenisi takıldığında her şeyin çözüleceğini sanırsınız ama kaputu kapattıktan birkaç kilometre sonra genleşme kabındaki o korkutucu düşüşü fark etmek bütün neşenizi kaçırır; usta "hava yapmıştır abi" der, gönderir.
Gözünüz sürekli o ibrede, acaba yine hararet yapacak mı diye diken üstünde yol gidersiniz, radyatör hortumlarını ellerinizle yokluyor, acaba kelepçelerden mi kaçırıyor diye köşe bucak arıyorsunuz...
Aslında sistem içeride sıkışan o inatçı hava kabarcıklarını atana kadar su eksiltmesi bir bakıma olağan sayılır, yeter ki blok çatlağı ya da conta yanığı gibi can sıkıcı başka bir arıza kurnazca saklanıyor olmasın.
Devridaim pompası tam o sırada imdat freni gibi devreye girmeye çalışır ama kilitli kalan havalandırma tapaları yüzünden su, genleşme deposunun tahliyesinden dışarı atılır; yani eksilen her damla su aslında içerideki havanın yerini alan boşluktan başka bir şey değildir.
Yeni takılan termostatın contası orantısız sıkılmış olabilir mi, kartere su sızdırıyor olmasın, yoksa biz mi evham yapıyoruz...
Sabah ilk marşa bastığınızda kaputun altından gelen o belli belirsiz lıkırtı sesine kulak kabartın; suyun devir daim yaparken çıkardığı bu ses, sistemin hâlâ nefes almadığının, ciğerlerinde hava kaldığının en net ispatıdır.
Birkaç gün boyunca her sabah motor soğukken saf su veya antifriz ekleyerek o eksilen seviyeyi dengelemek mecburidir, yoksa küçük bir termostat değişimi yüzünden silindir kapağını elinize alabilirsiniz.
Ustaların el yordamıyla yaptığı havalandırma her zaman tutmaz, bazen vakumlu dolum cihazları gerekir ki sistemdeki son hava habbesi bile o ince borulardan tamamen tahliye edilsin.
Sürücü koltuğuna oturup kontağı çevirdiğinizde kafanızı kurcalayan o şüphe tohumu, motor çalışma sıcaklığına ulaşıp fan açtığı an tamamen yok olur; yeter ki radyatör kapağının üzerindeki o küçük yaylı supap görevini yapsın ve basıncı doğru tazyikte tutabilsin.
Gözünüz sürekli o ibrede, acaba yine hararet yapacak mı diye diken üstünde yol gidersiniz, radyatör hortumlarını ellerinizle yokluyor, acaba kelepçelerden mi kaçırıyor diye köşe bucak arıyorsunuz...
Aslında sistem içeride sıkışan o inatçı hava kabarcıklarını atana kadar su eksiltmesi bir bakıma olağan sayılır, yeter ki blok çatlağı ya da conta yanığı gibi can sıkıcı başka bir arıza kurnazca saklanıyor olmasın.
Devridaim pompası tam o sırada imdat freni gibi devreye girmeye çalışır ama kilitli kalan havalandırma tapaları yüzünden su, genleşme deposunun tahliyesinden dışarı atılır; yani eksilen her damla su aslında içerideki havanın yerini alan boşluktan başka bir şey değildir.
Yeni takılan termostatın contası orantısız sıkılmış olabilir mi, kartere su sızdırıyor olmasın, yoksa biz mi evham yapıyoruz...
Sabah ilk marşa bastığınızda kaputun altından gelen o belli belirsiz lıkırtı sesine kulak kabartın; suyun devir daim yaparken çıkardığı bu ses, sistemin hâlâ nefes almadığının, ciğerlerinde hava kaldığının en net ispatıdır.
Birkaç gün boyunca her sabah motor soğukken saf su veya antifriz ekleyerek o eksilen seviyeyi dengelemek mecburidir, yoksa küçük bir termostat değişimi yüzünden silindir kapağını elinize alabilirsiniz.
Ustaların el yordamıyla yaptığı havalandırma her zaman tutmaz, bazen vakumlu dolum cihazları gerekir ki sistemdeki son hava habbesi bile o ince borulardan tamamen tahliye edilsin.
Sürücü koltuğuna oturup kontağı çevirdiğinizde kafanızı kurcalayan o şüphe tohumu, motor çalışma sıcaklığına ulaşıp fan açtığı an tamamen yok olur; yeter ki radyatör kapağının üzerindeki o küçük yaylı supap görevini yapsın ve basıncı doğru tazyikte tutabilsin.