Murat Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Japon mühendisliği diyip geçiyorsun ama o kaputun altındaki çelik tansiyonu unuttuğun an motoru kucağına alırsın. Vitara'nın ya da Swift'in triger kapağını açtığında plastik kayış görmezsin; orada hidrolik gergilerle ve kızaklarla gerilmiş, milimetrik çalışan çelik bir zincir sistemi var. Yağ basıncı düşerse ne olur sanıyorsun? O zincir boşluk yapar, paletleri yer, sonra da o ses kulağına çalınır; işte o ses var ya, balyozun motora vurma sesidir.
Yağ değişimini yirmi bin kilometrede bir yaptığını iddia ediyorsun ama içine ne idüğü belirsiz ucuz yağ dolduruyorsun. Zincir dediğin parça doğrudan motor yağıyla yağlanır ve o yağın içindeki en ufak tortu, hidrolik gergilerin kanalını tıkamaya yeter de artar bile. Sabah ilk marşa bastığında gelen o metalik şakırtı iki saniye sürse bile "nasılsa kesiliyor" deyip geçiyorsun... Geçme dostum, o şakırtı zincirin bollaştığının, kılavuzları dövdüğünün ilk ve son uyarısıdır.
Müdahale etmek için motoru indirmek gerekiyor diye ödün kopuyor değil mi? Korkmakta haklısın çünkü usta bozuntuları "zincir ömürlük, ellenmez" masalıyla seni kandırıp altı yüz bin liralık arabayı çöp etmene zemin hazırlıyor. Yetmiş bin kilometrede bir o gergilerin ve kızakların aşınma payına bakılacak, bakılmıyorsa o ustayı dükkânından atacaksın. Zincir uzar, esner, paletler kırılır ve o metal parçalar kartere dökülür; sonra sübaplar pistonlara çarpınca o akıllı kancık gülüşün yerini kör bir pişmanlığa bırakır.
Yan sanayi zincir seti taktıranların aklına şaşarım ben; üç kuruş kâr edeceğim derken motorun bütün senkronizasyonunu çöpe atıyorsun. Orijinal Suzuki parçasından şaşmayacaksın, yanına da mutlaka kaliteli bir keçe ve conta takımı alacaksın ki yağ kaçağı yüzünden sistem susuz kalmasın. Değişim bittikten sonra sentenin doğru oturduğundan emin olmak için krank ve eksantrik milini manuel çevirip o kompresyonu hissedeceksin... Yoksa usta "abi biter bu" der yollar, sen de otobanda kalırsın.
Yağ değişimini yirmi bin kilometrede bir yaptığını iddia ediyorsun ama içine ne idüğü belirsiz ucuz yağ dolduruyorsun. Zincir dediğin parça doğrudan motor yağıyla yağlanır ve o yağın içindeki en ufak tortu, hidrolik gergilerin kanalını tıkamaya yeter de artar bile. Sabah ilk marşa bastığında gelen o metalik şakırtı iki saniye sürse bile "nasılsa kesiliyor" deyip geçiyorsun... Geçme dostum, o şakırtı zincirin bollaştığının, kılavuzları dövdüğünün ilk ve son uyarısıdır.
Müdahale etmek için motoru indirmek gerekiyor diye ödün kopuyor değil mi? Korkmakta haklısın çünkü usta bozuntuları "zincir ömürlük, ellenmez" masalıyla seni kandırıp altı yüz bin liralık arabayı çöp etmene zemin hazırlıyor. Yetmiş bin kilometrede bir o gergilerin ve kızakların aşınma payına bakılacak, bakılmıyorsa o ustayı dükkânından atacaksın. Zincir uzar, esner, paletler kırılır ve o metal parçalar kartere dökülür; sonra sübaplar pistonlara çarpınca o akıllı kancık gülüşün yerini kör bir pişmanlığa bırakır.
Yan sanayi zincir seti taktıranların aklına şaşarım ben; üç kuruş kâr edeceğim derken motorun bütün senkronizasyonunu çöpe atıyorsun. Orijinal Suzuki parçasından şaşmayacaksın, yanına da mutlaka kaliteli bir keçe ve conta takımı alacaksın ki yağ kaçağı yüzünden sistem susuz kalmasın. Değişim bittikten sonra sentenin doğru oturduğundan emin olmak için krank ve eksantrik milini manuel çevirip o kompresyonu hissedeceksin... Yoksa usta "abi biter bu" der yollar, sen de otobanda kalırsın.