Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce ilk sunroof'lu arabamı aldığımda, o cam tavanı açıp içeri dolan havayı hissetmenin hayatın bana sunduğu en küçük ama en tatlı lükslerden biri olduğunu düşünmüştüm. Gökyüzünü doğrudan görmek, özellikle uzun akşamüstü yolculuklarında insanı başka bir boyuta taşıyor sanki.
İşte tam da o keyifli günlerin birinde, her zamanki gibi tek dokunuşla tavanı açmak istedim ama içeriden çıt diye küçük bir ses gelmesine rağmen cam yerinden bile oynamadı. Önce acaba raylara bir şey mi sıkıştı diye düşündüm, elimle hafifçe yardım etmeye çalıştım ama yok, teypten gelen o sessiz uğultu dışında tamamen ölü bir sessizlik vardı yukarıda.
Aslında bu işlerin temeli hep en küçük ve en görünmeyen parçalarda biter; yani o milimetrik tellerde, elektrik akımını kontrol eden gizli kahramanlarda düğümlenir her şey. Sigorta dediğimiz o minicik plastik parça bazen bütün sistemi kilitler, bazen de hiçbir sebep yokken aniden pes eder ve insanı ortada bırakır.
Nereden bileceksin ki torpido gözünün ya da motor kaputunun altındaki o karmaşık kutunun içinde hangi minik telin koptuğunu? Ustaya gidip de "Abi bizim sunroof yine havada kaldı" dediğinde, o masif adamın gelip sigorta kutusuna şöyle bir bakıp iki saniyede meseleyi çözmesi hep bir hayret uyandırır insanda.
Belki de en sinir bozucu olanı, bu arızaların hep en lazim olduğu anda, mesela en sıcak yaz gününde ya da aniden bastıran bir bahar yağmurunda tavan açık kalmışken başa gelmesidir. Yağmur damlaları içeri süzülmeye başladığında o direksiyonun başında insanın içinden geçenleri bir ben bilirim, bir de o anı yaşayanlar bilir zaten.
Belki de fazla kurcalamamak lazım bu elektrik işlerini, ne dersin? Kendimiz tornavidayı eline alıp sökmeye çalışsak muhtemelen etraftaki plastik tırnakları kıracağız ya da daha büyük bir kabloyu yerinden çıkaracağız ki sonra işin içinden hiç çıkamayalım.
Sonuçta arabalar da birer canlı gibi, onların da huyları, kaprisleri ve durup dururken çıkardıkları esrarengiz arızalar var işte. O minicik sigorta atmışsa ne ala, ama ya sorun motorda ya da mekanik dişlilerdeyse, o zaman asıl eğlence o zaman başlıyor demektir.
İşte tam da o keyifli günlerin birinde, her zamanki gibi tek dokunuşla tavanı açmak istedim ama içeriden çıt diye küçük bir ses gelmesine rağmen cam yerinden bile oynamadı. Önce acaba raylara bir şey mi sıkıştı diye düşündüm, elimle hafifçe yardım etmeye çalıştım ama yok, teypten gelen o sessiz uğultu dışında tamamen ölü bir sessizlik vardı yukarıda.
Aslında bu işlerin temeli hep en küçük ve en görünmeyen parçalarda biter; yani o milimetrik tellerde, elektrik akımını kontrol eden gizli kahramanlarda düğümlenir her şey. Sigorta dediğimiz o minicik plastik parça bazen bütün sistemi kilitler, bazen de hiçbir sebep yokken aniden pes eder ve insanı ortada bırakır.
Nereden bileceksin ki torpido gözünün ya da motor kaputunun altındaki o karmaşık kutunun içinde hangi minik telin koptuğunu? Ustaya gidip de "Abi bizim sunroof yine havada kaldı" dediğinde, o masif adamın gelip sigorta kutusuna şöyle bir bakıp iki saniyede meseleyi çözmesi hep bir hayret uyandırır insanda.
Belki de en sinir bozucu olanı, bu arızaların hep en lazim olduğu anda, mesela en sıcak yaz gününde ya da aniden bastıran bir bahar yağmurunda tavan açık kalmışken başa gelmesidir. Yağmur damlaları içeri süzülmeye başladığında o direksiyonun başında insanın içinden geçenleri bir ben bilirim, bir de o anı yaşayanlar bilir zaten.
Belki de fazla kurcalamamak lazım bu elektrik işlerini, ne dersin? Kendimiz tornavidayı eline alıp sökmeye çalışsak muhtemelen etraftaki plastik tırnakları kıracağız ya da daha büyük bir kabloyu yerinden çıkaracağız ki sonra işin içinden hiç çıkamayalım.
Sonuçta arabalar da birer canlı gibi, onların da huyları, kaprisleri ve durup dururken çıkardıkları esrarengiz arızalar var işte. O minicik sigorta atmışsa ne ala, ama ya sorun motorda ya da mekanik dişlilerdeyse, o zaman asıl eğlence o zaman başlıyor demektir.