Ayhan Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Marşa bastığın o an, kulaklarında yankılanması gereken o alışıldık vınlama sesi yerine derin bir sessizlik ya da tuhaf bir öğürme duyuyorsan, depo ile motor bloğu arasındaki o sessiz kahraman artık görevini yapmıyor demektir. Kontak anahtarını çevirdiğin anda yakıt sistemindeki basınç değerleri normalse motor saat gibi çalışır; lakin tank içerisindeki bu mekanik ünite aşırı ısınma ya da voltaj dalgalanmaları sebebiyle mekanik direncini yitirdiğinde, silindirlere ulaşması gereken o kritik yakıt hacmi aniden düşer.
Seyir halindeyken ani hızlanma taleplerinde aracın birden yığılması, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi silkelenmesi veya motorun gaz pedalına geç tepki vermesi, sistemdeki basıncın kritik eşiğin altına düştüğünü gösteren en net fiziksel kanıttır. ECU yani motor kontrol ünitesi, enjektörlere gönderilen yakıt miktarındaki bu düzensizliği anında fark eder ve yakıt trim değerlerini yukarı çekmeye çalışır ama pompa mekanik olarak yorulmuştur bir kere, neye yarar ki...
Sabahları ilk çalıştırmada motorun üç beş marşta ancak kendine gelmesi, hatta bazen uzun süreli marşlar sonucunda ancak çalışabilmesi, depo içerisindeki çekvalfin yani geri tepme valfinin sızdırmazlık özelliğini tamamen kaybettiğinin abidesidir. Kontağı kapattığında sistemde kalması gereken o süzülmüş basınç, zamanla depoya geri süzülür ve borular havayla dolar; işte bu yüzden motor ilk nefesini almakta zorlanır, ne garip değil mi?
Aracın altından, tam da arka koltuğun alt hizasından gelen o tiz ve rahatsız edici vınlama veya uğultu sesi, pompanın artık son demlerini yaşadığını ve aşırı akım çektiğini haykıran akustik bir imdat çağrısıdır. Elektrik motorunun sargıları aşınmış, rulmanlar kurumuş ya da rotorda balans bozulmuştur; bu sesleri duyduktan sonra yolda kalmak sadece bir zaman meselesidir, sakın bunu göz ardı etme.
Depodaki yakıt çeyrek seviyenin altına düştüğü anlarda motorun teklemeye başlaması veya virajlarda aniden motor gücünün kesilmesi, pompanın soğutma sıvısı vazifesi gören o benzin havuzundan mahrum kalmasıyla doğrudan ilişkilidir. Pompa kendi kendini yakıtla soğutur çünkü; çeyrek deponun altında gezmeyi alışkanlık haline getiren sürücüler, aslında o hassas elektrikli sargıları yavaş yavaş ve bile bile pişirmektedirler.
Seyir halindeyken ani hızlanma taleplerinde aracın birden yığılması, sanki arkadan biri çekiyormuş gibi silkelenmesi veya motorun gaz pedalına geç tepki vermesi, sistemdeki basıncın kritik eşiğin altına düştüğünü gösteren en net fiziksel kanıttır. ECU yani motor kontrol ünitesi, enjektörlere gönderilen yakıt miktarındaki bu düzensizliği anında fark eder ve yakıt trim değerlerini yukarı çekmeye çalışır ama pompa mekanik olarak yorulmuştur bir kere, neye yarar ki...
Sabahları ilk çalıştırmada motorun üç beş marşta ancak kendine gelmesi, hatta bazen uzun süreli marşlar sonucunda ancak çalışabilmesi, depo içerisindeki çekvalfin yani geri tepme valfinin sızdırmazlık özelliğini tamamen kaybettiğinin abidesidir. Kontağı kapattığında sistemde kalması gereken o süzülmüş basınç, zamanla depoya geri süzülür ve borular havayla dolar; işte bu yüzden motor ilk nefesini almakta zorlanır, ne garip değil mi?
Aracın altından, tam da arka koltuğun alt hizasından gelen o tiz ve rahatsız edici vınlama veya uğultu sesi, pompanın artık son demlerini yaşadığını ve aşırı akım çektiğini haykıran akustik bir imdat çağrısıdır. Elektrik motorunun sargıları aşınmış, rulmanlar kurumuş ya da rotorda balans bozulmuştur; bu sesleri duyduktan sonra yolda kalmak sadece bir zaman meselesidir, sakın bunu göz ardı etme.
Depodaki yakıt çeyrek seviyenin altına düştüğü anlarda motorun teklemeye başlaması veya virajlarda aniden motor gücünün kesilmesi, pompanın soğutma sıvısı vazifesi gören o benzin havuzundan mahrum kalmasıyla doğrudan ilişkilidir. Pompa kendi kendini yakıtla soğutur çünkü; çeyrek deponun altında gezmeyi alışkanlık haline getiren sürücüler, aslında o hassas elektrikli sargıları yavaş yavaş ve bile bile pişirmektedirler.