Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar evvel oto tamircilerinin tozlu dükkanlarında çay içerken öğrendiğim ilk şeylerden biridir, motor dediğin maşuk gibidir nazını çekmesini bileceksin. Egzoz manifolduna saplanmış o küçükcik oksijen sensörü, namı diğer lambda sensörü bozulsun bak, araba nasıl birden küsüyor sana... Beyne yanlış sinyaller gidip duruyor, benzin ile havayı karıştırmayı unutan bir kafayla çalışmaya başlıyor motor. Egzostançiğ benzin kokusu gelmeye başladığında zaten torpido gözündeki ruhsatı değil, cüzdanı düşünmeye başlarsın çünkü o an depo delinmiş gibi yakıt içer araba. Aslında mesele sadece oksijenle de bitmiyor ki; manifold mutlak basınç sensörü, yani MAP sensörü veya debimetre dediğimiz hava akış metresi de bu işin başrol oyuncularından...
Hani şu marşa bastığın an rölanti dalgalanmaya başlar ya, işte o tıpkı insanın nefes darlığı çekmesi gibi bir şeydir. Motorun beyni, gaz kelebeği konum sensöründen gelen bozuk bir veriyi okurken bocalıyor; zengin karışım mı yapayım, yoksa fakir karışım mı vereyim diye kararsız kalıyor zavallı. Motor sıcaklığı sensörü suyun sıcaklığını yanlış ölçtüğünde, motor kendini sürekli sabah ilk çalıştırma anındaki o zengin karışım modunda sanıyor da ondan bu devasa israf... Yakıt ibresinin nasıl aşağıya doğru devrildiğini gözünle görürsün, hatta benzin istasyonuna her gün uğramak komşularla dedikodu yapmak gibi rutin bir hal alır artık. Üstelik bu durum sadece cüzdanı yakmakla kalmıyor, katalitik konvertörü de içeriden zehirleyip pert ediyor...
Eski model karbüratörlü arabaları hatırlayınca şimdi bu sensörlü devir insanı bazen çileden çıkarıyor ama bir o kadar da mühendislik harikası işte. Krank milinin konumunu sezinleyen o mıknatıslı sensör arıza yaptığında ateşleme avansı tamamen şaşıyor, tam zamanında patlamayan yakıt enerjisinden çok duman üretiyor çünkü. Gönül istiyor ki parça parçasını söküp temizleyelim, balata spreyiyle hayata döndürelim ama o hassas uçlar zamanla kurumdan öyle bir körleşiyor ki... Ustaya gidersin, bilgisayara bağlar ve ekran yeşil yanıp sönerken cihaz o küçük hatayı ekrana basar; "değişecek usta, bu kurtarmaz artık" der. Değiştirmezsen ne olur peki? Muayeneden egzoz gazı ölçümünde kalırsın, park sensörüne para bulamazsın ama o gizli arıza yüzünden her ay servete mal olursun...
Hani şu marşa bastığın an rölanti dalgalanmaya başlar ya, işte o tıpkı insanın nefes darlığı çekmesi gibi bir şeydir. Motorun beyni, gaz kelebeği konum sensöründen gelen bozuk bir veriyi okurken bocalıyor; zengin karışım mı yapayım, yoksa fakir karışım mı vereyim diye kararsız kalıyor zavallı. Motor sıcaklığı sensörü suyun sıcaklığını yanlış ölçtüğünde, motor kendini sürekli sabah ilk çalıştırma anındaki o zengin karışım modunda sanıyor da ondan bu devasa israf... Yakıt ibresinin nasıl aşağıya doğru devrildiğini gözünle görürsün, hatta benzin istasyonuna her gün uğramak komşularla dedikodu yapmak gibi rutin bir hal alır artık. Üstelik bu durum sadece cüzdanı yakmakla kalmıyor, katalitik konvertörü de içeriden zehirleyip pert ediyor...
Eski model karbüratörlü arabaları hatırlayınca şimdi bu sensörlü devir insanı bazen çileden çıkarıyor ama bir o kadar da mühendislik harikası işte. Krank milinin konumunu sezinleyen o mıknatıslı sensör arıza yaptığında ateşleme avansı tamamen şaşıyor, tam zamanında patlamayan yakıt enerjisinden çok duman üretiyor çünkü. Gönül istiyor ki parça parçasını söküp temizleyelim, balata spreyiyle hayata döndürelim ama o hassas uçlar zamanla kurumdan öyle bir körleşiyor ki... Ustaya gidersin, bilgisayara bağlar ve ekran yeşil yanıp sönerken cihaz o küçük hatayı ekrana basar; "değişecek usta, bu kurtarmaz artık" der. Değiştirmezsen ne olur peki? Muayeneden egzoz gazı ölçümünde kalırsın, park sensörüne para bulamazsın ama o gizli arıza yüzünden her ay servete mal olursun...