Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllar önce otoyolun ortasında, gece yarısı kala kalan bir arabayla baş başa kalmıştım; kaputu açtığımda asıl suçlunun ne kadar küçük, parmak kadar bir sensör olduğunu görünce insan şaşırıp kalıyor tabii.
Motoru çalıştıran o beynin gözü kulağı aslında bu ufak parçalar, yani onlar görmezse pistonlar nereye vuracağını, benzin ne zaman püsküreceğini nereden bilecek?
Sırf biraz toz, biraz yağ birikti diye bütün o devasa sistemin kilitlenmesi ne acı, değil mi?
Düzenli aralıklarla kablo bağlantılarını şöyle bir gözden geçirmek, oksitlenen uçları tinerli bir bezle temizlemek inanın o dev masraflardan kurtarıyor insanı.
Zaten ustaların "abi bu parça bozulmuş, komple değişecek" dediği anların çoğunda mesele sadece temassızlık ya da bir avuç pasa bakıyor...
Kimi zaman sadece motoru yıkatırken tazyikli suyu doğrudan soketlerin üzerine tutmamak bile o ömrü iki katına çıkarabiliyor, bunu kimse yüksek sesle söylemez nedense.
Sıcaklık değişimleri, o sürekli titreşen motor takozları ve tabii ki kalitesiz yakıt yüzünden biriken tortular sensörün canına okuyor, farkında bile olmuyorsun.
Gösterge panelinde o sarı motor arıza lambası yandığı an kalbiniz sıkışır ya, işte orada hemen paniğe kapılıp servise koşmaktansa önce o soketleri yerinden oynatıp bir bakmak lazım.
Gözle görülmeyen o minik çatlaklar, zamanla içeri sızan nem yüzünden sensörün direncini altüst ediyor da kimse bu detayla ilgilenmiyor maalesef.
Aslında bütün mesele biraz kulak kabartmakta; motorun sesindeki o minik tını değişimi, rolantideki o hafif titreme var ya, işte sensör "ben gidiyorum" diye bağırmaya başladı bile.
Parçanın ömrünü uzatmak için mucizevi iksirler aramak yerine bazen sadece orijinal parça kullanmak ve kabloları sıcak egzoz borularından uzakta tutmak yetiyor da artıyor bile.
Motoru çalıştıran o beynin gözü kulağı aslında bu ufak parçalar, yani onlar görmezse pistonlar nereye vuracağını, benzin ne zaman püsküreceğini nereden bilecek?
Sırf biraz toz, biraz yağ birikti diye bütün o devasa sistemin kilitlenmesi ne acı, değil mi?
Düzenli aralıklarla kablo bağlantılarını şöyle bir gözden geçirmek, oksitlenen uçları tinerli bir bezle temizlemek inanın o dev masraflardan kurtarıyor insanı.
Zaten ustaların "abi bu parça bozulmuş, komple değişecek" dediği anların çoğunda mesele sadece temassızlık ya da bir avuç pasa bakıyor...
Kimi zaman sadece motoru yıkatırken tazyikli suyu doğrudan soketlerin üzerine tutmamak bile o ömrü iki katına çıkarabiliyor, bunu kimse yüksek sesle söylemez nedense.
Sıcaklık değişimleri, o sürekli titreşen motor takozları ve tabii ki kalitesiz yakıt yüzünden biriken tortular sensörün canına okuyor, farkında bile olmuyorsun.
Gösterge panelinde o sarı motor arıza lambası yandığı an kalbiniz sıkışır ya, işte orada hemen paniğe kapılıp servise koşmaktansa önce o soketleri yerinden oynatıp bir bakmak lazım.
Gözle görülmeyen o minik çatlaklar, zamanla içeri sızan nem yüzünden sensörün direncini altüst ediyor da kimse bu detayla ilgilenmiyor maalesef.
Aslında bütün mesele biraz kulak kabartmakta; motorun sesindeki o minik tını değişimi, rolantideki o hafif titreme var ya, işte sensör "ben gidiyorum" diye bağırmaya başladı bile.
Parçanın ömrünü uzatmak için mucizevi iksirler aramak yerine bazen sadece orijinal parça kullanmak ve kabloları sıcak egzoz borularından uzakta tutmak yetiyor da artıyor bile.