Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Motor kaputunun altında dönen o sessiz sinyal savaşını kaçırıyorsunuz. Krank mili sensörü (CKP), volanın dişli yapısını okurken milisaniyelik bir gecikme yaşarsa, motor kontrol ünitesi (ECU) ateşleme zamanlamasını şaşırır ve o çok sevdiğiniz pürüzsüz sürüş bir anda kesintili bir kabusa dönüşür. Belirtiler bellidir: Devir saatinde ani oynamalar, yokuş yukarı çıkarken birden gelen o yığılma hissi... Manyetik alan bozulduğunda, sensörün içindeki sargılar ısınır ve direnç değerleri sonsuza doğru fırlar. Bu durumda yapılacak tek şey var; osiloskop cihazını bağlayıp o kare dalgaları kendi gözlerinizle göreceksiniz.
Katalitik konvertörün hemen önünde duran o oksijen sensörü (lambda) aslında motorun nefes borusundaki nöbetçidir. Egzoz gazındaki oksijen miktarını ölçüp ECU’ya 0.1 ile 0.9 volt arasında bir sinyal göndermesi gerekirken, sürekli 0.4 voltta çakılı kalan bir sensör tam anlamıyla sağırdır. Zengin karışım mı, fakir karışım mı olduğunu ayırt edemeyen bir sistem, silindirlere insafsızca yakıt pompalamaya başlar. Egzozdan gelen o çiğ yakıt kokusu burnunuza geldiğinde iş işten geçmiş demektir zaten. Kurum bağlamış bir gövde, geciken voltaj tepkileri ve en nihayetinde eriyen bir katalizör...
Modern araçlardaki sensör arızalarını anlamak için dijital multimetreyi elinize alıp referans voltajını ölçmekten başka çareniz yok. Gaz kelebeği pozisyon sensörüne (TPS) gelen 5 voltluk besleme hattında bir kısa devre varsa, pedal sonuna kadar basılı olsa bile kelebek valfi milim kıpırdamaz. Araç gaz yemiyor, devir kendi kendine yükseliyor diye tamircileri gezmeden önce soketteki korozyonu temizlemeyi denediniz mi? Kablo demetindeki ufacık bir temassızlık, can sıkıcı bir arıza kodundan çok daha fazlasına, yani yolda kalmanıza yol açar. Tesisatın süreklilik testini yapmadan sensörü çöpe atmak, modern zaman tamircilerinin en büyük tuzağıdır.
Tekerlek hız sensörleri (ABS) kirle, çamurla ve balata tozuyla kaplandığında, fren pedalında o manasız geri tepmeyi hissetmeye başlarsınız. Manyetik halka ile sensör ucu arasındaki o milimetrik boşluk (hava aralığı) kapandığında veya açıldığında sinyal genliği düşer. Hız otuz kilometreye geldiğinde ABS ışığının yanması tesadüf değil, ECU’nun eksik pals saymasındandır. Hatalı veri üreten bir sensör, tekerleğin kilitlendiğini sanıp fren basıncini gereksiz yere düşürür ve durma mesafenizi iki katına çıkarır. Sökün o sensörü, altındaki pası kazıyın ve sinyal yüzeyini dikkatlice temizleyin...
Hava kütle ölçer (MAF), emme manifolduna giren havanın yoğunluğunu ölçen o hassas kızgın tel... Üzerine yapışan ufacık bir toz zerresi, telin soğuma hızını değiştirir ve ECU’ya havanın olduğundan daha az girdiğini fısıldar. Sonuç mu? Motor fakir karışıma düşer, rölanti deliler gibi dalgalanır ve siz kırmızı ışıkta beklerken stop eden arabanın içinde kalakalırsınız. OBD2 cihazını bağladığınızda karşınıza çıkan P0101 kodu aslında size bir çığlıktır, sistemin kör olduğunu söyler. Temizleme spreyini sıkarken o incecik filaman tellere dokunursanız, elinizde sadece pahalı bir plastik parçası kalır.
Motor suyu sıcaklık sensörü (ECT) bozulduğunda, araba kendisini sibirya soğuğunda zanneder ve zengin karışım haritasını devreye sokar. Sabahları zor çalışan, motor ısınsa bile fan açmayan veya tam tersi motor soğukken fanı son hızda döndüren bir araç tamamen bu küçük termistörün kurbanıdır. NTC tipi bir direnç olduğu için sıcaklık arttıkça direncinin düşmesi gerekirken, iç kısmdaki sızıntı sebebiyle kısa devre yapan bir sensör her şeyi altüst eder. Hararet göstergesi panelde sabit duruyor diye aldanmayın, ECU arkada başka bir gerçeklikle savaşıyor olabilir. Canlı veri akışını (live data) kontrol etmeden, sensörün sağlam olduğuna asla yemin etmeyin.
Katalitik konvertörün hemen önünde duran o oksijen sensörü (lambda) aslında motorun nefes borusundaki nöbetçidir. Egzoz gazındaki oksijen miktarını ölçüp ECU’ya 0.1 ile 0.9 volt arasında bir sinyal göndermesi gerekirken, sürekli 0.4 voltta çakılı kalan bir sensör tam anlamıyla sağırdır. Zengin karışım mı, fakir karışım mı olduğunu ayırt edemeyen bir sistem, silindirlere insafsızca yakıt pompalamaya başlar. Egzozdan gelen o çiğ yakıt kokusu burnunuza geldiğinde iş işten geçmiş demektir zaten. Kurum bağlamış bir gövde, geciken voltaj tepkileri ve en nihayetinde eriyen bir katalizör...
Modern araçlardaki sensör arızalarını anlamak için dijital multimetreyi elinize alıp referans voltajını ölçmekten başka çareniz yok. Gaz kelebeği pozisyon sensörüne (TPS) gelen 5 voltluk besleme hattında bir kısa devre varsa, pedal sonuna kadar basılı olsa bile kelebek valfi milim kıpırdamaz. Araç gaz yemiyor, devir kendi kendine yükseliyor diye tamircileri gezmeden önce soketteki korozyonu temizlemeyi denediniz mi? Kablo demetindeki ufacık bir temassızlık, can sıkıcı bir arıza kodundan çok daha fazlasına, yani yolda kalmanıza yol açar. Tesisatın süreklilik testini yapmadan sensörü çöpe atmak, modern zaman tamircilerinin en büyük tuzağıdır.
Tekerlek hız sensörleri (ABS) kirle, çamurla ve balata tozuyla kaplandığında, fren pedalında o manasız geri tepmeyi hissetmeye başlarsınız. Manyetik halka ile sensör ucu arasındaki o milimetrik boşluk (hava aralığı) kapandığında veya açıldığında sinyal genliği düşer. Hız otuz kilometreye geldiğinde ABS ışığının yanması tesadüf değil, ECU’nun eksik pals saymasındandır. Hatalı veri üreten bir sensör, tekerleğin kilitlendiğini sanıp fren basıncini gereksiz yere düşürür ve durma mesafenizi iki katına çıkarır. Sökün o sensörü, altındaki pası kazıyın ve sinyal yüzeyini dikkatlice temizleyin...
Hava kütle ölçer (MAF), emme manifolduna giren havanın yoğunluğunu ölçen o hassas kızgın tel... Üzerine yapışan ufacık bir toz zerresi, telin soğuma hızını değiştirir ve ECU’ya havanın olduğundan daha az girdiğini fısıldar. Sonuç mu? Motor fakir karışıma düşer, rölanti deliler gibi dalgalanır ve siz kırmızı ışıkta beklerken stop eden arabanın içinde kalakalırsınız. OBD2 cihazını bağladığınızda karşınıza çıkan P0101 kodu aslında size bir çığlıktır, sistemin kör olduğunu söyler. Temizleme spreyini sıkarken o incecik filaman tellere dokunursanız, elinizde sadece pahalı bir plastik parçası kalır.
Motor suyu sıcaklık sensörü (ECT) bozulduğunda, araba kendisini sibirya soğuğunda zanneder ve zengin karışım haritasını devreye sokar. Sabahları zor çalışan, motor ısınsa bile fan açmayan veya tam tersi motor soğukken fanı son hızda döndüren bir araç tamamen bu küçük termistörün kurbanıdır. NTC tipi bir direnç olduğu için sıcaklık arttıkça direncinin düşmesi gerekirken, iç kısmdaki sızıntı sebebiyle kısa devre yapan bir sensör her şeyi altüst eder. Hararet göstergesi panelde sabit duruyor diye aldanmayın, ECU arkada başka bir gerçeklikle savaşıyor olabilir. Canlı veri akışını (live data) kontrol etmeden, sensörün sağlam olduğuna asla yemin etmeyin.