Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Araç bakımında genellikle her şeyin fazlasının iyi olacağı gibi yanlış bir algı var, hele ki konu motor veya şanzıman yağı olduğunda "az olmasın da varsın fazla olsun" mantığıyla hareket edilebiliyor. Şanzıman kutusunun içine gereğinden fazla yağ doldurulduğunda, o kapalı sistemin içindeki basınç dengesi tamamen altüst olur. Dönüşünü sürdüren dişliler ve hareketli parçalar, fazla yağın içinde adeta bir çırpıcı gibi çalışmaya başlar. Bu çırpma hareketi yağı dinlendirmek yerine köpürtür; köpüren yağ ise yağlama özelliğini neredeyse tamamen kaybeder. Sürtünmeyi azaltmasını beklediğiniz o sıvı, aniden hava kabarcıklarıyla dolu işlevsiz bir köpük tabakasına dönüşüverir... Nihayetinde metal metale sürtmeye başlar ve o çok korkulan yüksek sıcaklıklar şanzımanın içinde saniyeler içinde tırmanışa geçer.
Peki, şanzımanın içinde biriken bu aşırı basınç kendine nasıl bir çıkış yolu bulur dersiniz? Sistem, bünyesindeki bu fazlalıktan kurtulmak için en zayıf gördüğü noktaya, yani sızdırmazlık contalarına ve keçelere yüklenmeye başlar. Zamanla yüksek basınç karşısında pes eden keçeler patlar, çatlamalar meydana gelir ve şanzıman yağı dışarıya sızmaya başlar. Altından yağ damlatan bir araç gördüğünüzde akla ilk gelen şey yağsızlık olsa da, aslında altındaki o birikintinin sebebi çoğu zaman aşırı dolumun getirdiği patlamalardır. Keçelerden sızan bu yağ sadece çevre kirliliği yaratmaz; aynı zamanda balatalara veya sıcak egzoz aksamına temas ederek ciddi yanık kokularına, hatta yangın riskine bile davetiye çıkarabilir.
Otomatik vitesli bir araç kullanıyorsanız, şanzıman yağının seviyesi doğrudan vites geçiş kalitenizi ve sürüş konforunuzu belirleyen en temel unsurdur. Haznede gereğinden fazla sıvı biriktiğinde, hidrolik kontrol ünitesi dediğimiz o hassas yapı doğru basıncı üretemez hale gelir. Vites değiştirirken aracın aniden silkelenmesi, durduk yere devir saatinin fırlayıp arabanın boşa düşer gibi olması ya da vitesin bir türlü geçmek bilmemesi... İşte tüm bu rahatsız edici durumlar genellikle o fazladan eklenen birkaç yüz mililitre yağın eseridir. Şanzıman ne yapacağını bilemez, kararsız kalır ve sürücüye tam anlamıyla bir karabasan yaşatır.
Bazen yağ çubuğunu çekip baktığınızda seviyenin üst çizgiyi aştığını görürsünüz ama "nasıl olsa zamanla eksilir, kalsın böyle" deyip geçiştirirsiniz. Oysa şanzıman yağı, motor yağı gibi kolay kolay eksilen ya da yanan bir sıvı değildir; o kapalı devrede öylece kalır. Aracınızı bu şekilde kullanmaya devam etmek, şanzımanın ömründen her kilometre binlerce lira çalmak demektir. Dişlilerin aşırı ısınması, bilyelerin bozulması ve valf gövdesinin tıkanması gibi ağır hasarlar, ilerleyen süreçte şanzımanın tamamen revize edilmesini, hatta komple değiştirilmesini gerektirebilir. Küçük bir dikkat eksikliği yüzünden devasa tamir faturalarıyla karşılaşmak istemiyorsanız, o çubuktaki ideal çizginin dışına asla çıkmamalısınız.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda yapacağınız en mantıklı hareket, hiç vakit kaybetmeden aracı güvenli bir yere çekip seviyeyi kontrol etmek ya da doğrudan işinin ehli bir ustaya başvurmaktır. Özel bir emme pompasıyla veya şanzımanın altındaki tahliye tapası hafifçe gevşetilerek o fazla yağın dışarı alınması aslında son derece basit bir işlemdir. Kendi imkanlarınızla halletmeye çalışırken şanzımana zarar verme riskini göze almak yerine, profesyonel bir yardım almak her zaman en sağlıklı yoldur. Unutmayın ki otomobillerde sıvı seviyeleri birer tavsiye değil, milimetrik mühendislik hesaplarının bir sonucudur; ideal seviyeyi korumak aracınıza yapacağınız en büyük iyiliktir.
Peki, şanzımanın içinde biriken bu aşırı basınç kendine nasıl bir çıkış yolu bulur dersiniz? Sistem, bünyesindeki bu fazlalıktan kurtulmak için en zayıf gördüğü noktaya, yani sızdırmazlık contalarına ve keçelere yüklenmeye başlar. Zamanla yüksek basınç karşısında pes eden keçeler patlar, çatlamalar meydana gelir ve şanzıman yağı dışarıya sızmaya başlar. Altından yağ damlatan bir araç gördüğünüzde akla ilk gelen şey yağsızlık olsa da, aslında altındaki o birikintinin sebebi çoğu zaman aşırı dolumun getirdiği patlamalardır. Keçelerden sızan bu yağ sadece çevre kirliliği yaratmaz; aynı zamanda balatalara veya sıcak egzoz aksamına temas ederek ciddi yanık kokularına, hatta yangın riskine bile davetiye çıkarabilir.
Otomatik vitesli bir araç kullanıyorsanız, şanzıman yağının seviyesi doğrudan vites geçiş kalitenizi ve sürüş konforunuzu belirleyen en temel unsurdur. Haznede gereğinden fazla sıvı biriktiğinde, hidrolik kontrol ünitesi dediğimiz o hassas yapı doğru basıncı üretemez hale gelir. Vites değiştirirken aracın aniden silkelenmesi, durduk yere devir saatinin fırlayıp arabanın boşa düşer gibi olması ya da vitesin bir türlü geçmek bilmemesi... İşte tüm bu rahatsız edici durumlar genellikle o fazladan eklenen birkaç yüz mililitre yağın eseridir. Şanzıman ne yapacağını bilemez, kararsız kalır ve sürücüye tam anlamıyla bir karabasan yaşatır.
Bazen yağ çubuğunu çekip baktığınızda seviyenin üst çizgiyi aştığını görürsünüz ama "nasıl olsa zamanla eksilir, kalsın böyle" deyip geçiştirirsiniz. Oysa şanzıman yağı, motor yağı gibi kolay kolay eksilen ya da yanan bir sıvı değildir; o kapalı devrede öylece kalır. Aracınızı bu şekilde kullanmaya devam etmek, şanzımanın ömründen her kilometre binlerce lira çalmak demektir. Dişlilerin aşırı ısınması, bilyelerin bozulması ve valf gövdesinin tıkanması gibi ağır hasarlar, ilerleyen süreçte şanzımanın tamamen revize edilmesini, hatta komple değiştirilmesini gerektirebilir. Küçük bir dikkat eksikliği yüzünden devasa tamir faturalarıyla karşılaşmak istemiyorsanız, o çubuktaki ideal çizginin dışına asla çıkmamalısınız.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda yapacağınız en mantıklı hareket, hiç vakit kaybetmeden aracı güvenli bir yere çekip seviyeyi kontrol etmek ya da doğrudan işinin ehli bir ustaya başvurmaktır. Özel bir emme pompasıyla veya şanzımanın altındaki tahliye tapası hafifçe gevşetilerek o fazla yağın dışarı alınması aslında son derece basit bir işlemdir. Kendi imkanlarınızla halletmeye çalışırken şanzımana zarar verme riskini göze almak yerine, profesyonel bir yardım almak her zaman en sağlıklı yoldur. Unutmayın ki otomobillerde sıvı seviyeleri birer tavsiye değil, milimetrik mühendislik hesaplarının bir sonucudur; ideal seviyeyi korumak aracınıza yapacağınız en büyük iyiliktir.