Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyona geçip uzun yola çıktığınızda her şey yolunda giderken, birkaç saat sonra kırmızı ışıkta durduğunuzda o vites kolunun taş gibi sertleşmesi kadar adamın canını sıkan çok az şey vardır sanırım. Motorun o tatlı homurtusunu dinleyerek akıp gitmek varken, birdenbire debriyaja sonuna kadar basmanıza rağmen birinci vitese geçmekte direnen bir mekanizmayla savaşmak zorunda kalırsınız. İşte tam bu anlarda meselenin arkasındaki o termodinamik ve mekanik etkileşimi düşünmeden edemiyorum. Metalin ısı karşısındaki o kaçınılmaz genleşme kuralı, motor bölmesindeki sıkışık alanla birleştiğinde adeta kendi kurallarını koymaya başlıyor... Sıcaklık arttıkça şanzıman kutusunun içindeki o milimetrik toleranslar birer birer kapanıyor ve parçalar adeta birbirine kenetlenip hareket etmeyi reddediyor.
Sanayide yıllarca ustaların "yağdandır ya yağdan" deyip geçtiği o durumun arkasında aslında viskozite dediğimiz sıvının akışkanlık direnci yatıyor. Soğukken kendi halinde duran, dişlilerin arasında pamuk gibi koruyucu bir katman oluşturan o özel sıvı, aşırı sıcaklığa maruz kaldığında bildiğiniz suya dönüşüyor. Akışkanlık özelliğini yitirip incelen yağ, dişlilerin ve senkronç çemberlerinin birbirine çelik çeliğe temas etmesini engelleyecek o incecik filmi artık oluşturamıyor. Hal böyle olunca, vitese geçmeyi sağlayan senkronç çemberleri devirleri eşitleyemiyor, dişliler birbirine çarpmaya başlıyor ve siz içeride vites kolunu zorlarken aslında o zavallı metalleri birbirine zımparalıyorsunuz... Yağın yapısı bozuldukça içindeki ısıyı dışarı atma kabiliyeti de yok oluyor tabi.
Bazen de sorunun asıl kaynağını şanzımanın kendisinde aramak yerine, hemen yanı başındaki debriyaj sisteminin hidroliğine göz atmak gerekiyor galiba. Isınan tek şey şanzımanın içindeki dişli yağı değil sonuçta; debriyaj merkezinin içindeki hidrolik sıvısı da bu yüksek sıcaklıktan nasibini fazlasıyla alıyor. Hidrolik yağı yaşlandıkça içine nem çeker ve suyun kaynama noktası yağa göre çok daha düşük olduğu için, sistem ısındığında o hidrolik borularının içinde gözle görülmeyen minik hava kabarcıkları oluşur. Siz ayağınızla pedalın dibine kadar bassanız bile, bastığınız kuvvet o esnek hava kabarcıklarını sıkıştırmaya harcanır ve debriyaj çatalı baskıyı tam olarak ayıramaz... Yani aslında siz vitesi boşa çıkardığınızı sanırken motor gücü şanzımana aktarmaya devam ediyordur, eee haliyle o vites de oraya girmez.
Şunu hep söylerim; otomobil dediğiniz mekanizma kendi dilinde sizinle konuşur, sadece o sesi duymayı bilmek lazım. Isınınca sertleşen bir vites kolu aslında size "benim soğutmaya ihtiyacım var, canım yanıyor" diye bağırıyordur adeta. Arabayı kenara çekip kaputu açtığınızda yüzünüze vuran o sıcak hava dalgası, şanzımanın içindeki cehennemin sadece küçük bir yansıması. Beklemek, sistemin doğal yollarla soğumasına izin vermek geçici bir çözümdür elbette ama sorunun özünü ortadan kaldırmaz. Yağ soğutucusunun tıkanmış olma ihtimali, kullanılan yağın üretici standartlarına uymaması veya viskozite değerinin yanlış seçilmesi gibi detaylar, uzun süre yüksek süratle gidildiğinde kendini böyle belli eder işte...
Metallerin ısı karşısında genleşmesi fizik kuralıdır dedik ama üreticiler o şanzımanı tasarlarken bu genleşme paylarını mikron seviyesinde hesaplarlar zaten. Peki nasıl oluyor da fabrika çıkışında mükemmel çalışan bir sistem yıllar sonra sıcakta kilitlenme noktasına geliyor? Cevap çok basit: Aşınma ve tortu birikimi. Zamanla aşınan metal tozu parçacıkları, şanzıman yağıyla birleşip çamurumsu bir katman oluşturur ve bu katman dişlilerin arasına, senkronç kanallarına dolarak ısının tahliye edilmesini engeller. Isı içeride hapsoldukça genleşme artar, genleşme arttıkça sürtünme katlanarak büyür... Tam bir kısır döngü anlayacağınız.
Belki de yapılması gereken en mantıklı hareket, sorunu karmaşık şanzıman revizyonlarında aramadan önce en basit bileşenlerden başlamaktır. Ömrünü tamamlamış, özelliğini kaybetmiş bir şanzıman yağını kaliteli ve doğru vizkozitedeki bir yenisiyle değiştirmek bile bazen mucizeler yaratabilir. Sentetik katkılı, yüksek sıcaklık dayanımı olan ürünler tercih edildiğinde o ısı duvarı çok daha geç aşılır hale geliyor. Tabii debriyaj hidrolik sıvısını da unutmamak, onu da düzenli aralıklarla yenilemek şart... Yolda kalmanın, o vites koluyla boğuşmanın stresini yaşamaktansa mekaniğin bu küçük ama hayati isteklerine kulak vermek çok daha akıllıca değil mi?
Sanayide yıllarca ustaların "yağdandır ya yağdan" deyip geçtiği o durumun arkasında aslında viskozite dediğimiz sıvının akışkanlık direnci yatıyor. Soğukken kendi halinde duran, dişlilerin arasında pamuk gibi koruyucu bir katman oluşturan o özel sıvı, aşırı sıcaklığa maruz kaldığında bildiğiniz suya dönüşüyor. Akışkanlık özelliğini yitirip incelen yağ, dişlilerin ve senkronç çemberlerinin birbirine çelik çeliğe temas etmesini engelleyecek o incecik filmi artık oluşturamıyor. Hal böyle olunca, vitese geçmeyi sağlayan senkronç çemberleri devirleri eşitleyemiyor, dişliler birbirine çarpmaya başlıyor ve siz içeride vites kolunu zorlarken aslında o zavallı metalleri birbirine zımparalıyorsunuz... Yağın yapısı bozuldukça içindeki ısıyı dışarı atma kabiliyeti de yok oluyor tabi.
Bazen de sorunun asıl kaynağını şanzımanın kendisinde aramak yerine, hemen yanı başındaki debriyaj sisteminin hidroliğine göz atmak gerekiyor galiba. Isınan tek şey şanzımanın içindeki dişli yağı değil sonuçta; debriyaj merkezinin içindeki hidrolik sıvısı da bu yüksek sıcaklıktan nasibini fazlasıyla alıyor. Hidrolik yağı yaşlandıkça içine nem çeker ve suyun kaynama noktası yağa göre çok daha düşük olduğu için, sistem ısındığında o hidrolik borularının içinde gözle görülmeyen minik hava kabarcıkları oluşur. Siz ayağınızla pedalın dibine kadar bassanız bile, bastığınız kuvvet o esnek hava kabarcıklarını sıkıştırmaya harcanır ve debriyaj çatalı baskıyı tam olarak ayıramaz... Yani aslında siz vitesi boşa çıkardığınızı sanırken motor gücü şanzımana aktarmaya devam ediyordur, eee haliyle o vites de oraya girmez.
Şunu hep söylerim; otomobil dediğiniz mekanizma kendi dilinde sizinle konuşur, sadece o sesi duymayı bilmek lazım. Isınınca sertleşen bir vites kolu aslında size "benim soğutmaya ihtiyacım var, canım yanıyor" diye bağırıyordur adeta. Arabayı kenara çekip kaputu açtığınızda yüzünüze vuran o sıcak hava dalgası, şanzımanın içindeki cehennemin sadece küçük bir yansıması. Beklemek, sistemin doğal yollarla soğumasına izin vermek geçici bir çözümdür elbette ama sorunun özünü ortadan kaldırmaz. Yağ soğutucusunun tıkanmış olma ihtimali, kullanılan yağın üretici standartlarına uymaması veya viskozite değerinin yanlış seçilmesi gibi detaylar, uzun süre yüksek süratle gidildiğinde kendini böyle belli eder işte...
Metallerin ısı karşısında genleşmesi fizik kuralıdır dedik ama üreticiler o şanzımanı tasarlarken bu genleşme paylarını mikron seviyesinde hesaplarlar zaten. Peki nasıl oluyor da fabrika çıkışında mükemmel çalışan bir sistem yıllar sonra sıcakta kilitlenme noktasına geliyor? Cevap çok basit: Aşınma ve tortu birikimi. Zamanla aşınan metal tozu parçacıkları, şanzıman yağıyla birleşip çamurumsu bir katman oluşturur ve bu katman dişlilerin arasına, senkronç kanallarına dolarak ısının tahliye edilmesini engeller. Isı içeride hapsoldukça genleşme artar, genleşme arttıkça sürtünme katlanarak büyür... Tam bir kısır döngü anlayacağınız.
Belki de yapılması gereken en mantıklı hareket, sorunu karmaşık şanzıman revizyonlarında aramadan önce en basit bileşenlerden başlamaktır. Ömrünü tamamlamış, özelliğini kaybetmiş bir şanzıman yağını kaliteli ve doğru vizkozitedeki bir yenisiyle değiştirmek bile bazen mucizeler yaratabilir. Sentetik katkılı, yüksek sıcaklık dayanımı olan ürünler tercih edildiğinde o ısı duvarı çok daha geç aşılır hale geliyor. Tabii debriyaj hidrolik sıvısını da unutmamak, onu da düzenli aralıklarla yenilemek şart... Yolda kalmanın, o vites koluyla boğuşmanın stresini yaşamaktansa mekaniğin bu küçük ama hayati isteklerine kulak vermek çok daha akıllıca değil mi?