Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Direksiyon başında kırmızı ışıkta beklerken ya da bir dostu yolcu ederken aracın rölantide kendi kendine çalışması kadar sıradan bir an yoktur; fakat işte tam o sırada gösterge panelindeki o küçük kırmızı yağ lambası ansızın göz kırpmaya başladığında insanın içini hafiften bir huzursuzluk kaplar. Yıllardır otomotiv basınının içinde, sanayinin o kendine has yağ kokan dükkanlarında ustalarla dirsek çürüten biri olarak söylemeliyim ki, hareket halindeyken değil de tam rölantideyken yanan bu lamba çoğu zaman motorun derinliklerinden gelen çok spesifik bir çığlıktır. Devir düştükçe yağ pompasının dakikadaki dönme sayısı azalır, haliyle pompaladığı yağın basıncı da minimum seviyelere iner; eğer sistemde zaten bir aşınma, bir gevşeme veya yağın vizkozitesinde bir kayıp varsa, sensör o kritik eşiğin altına düşüldüğünü hemen fark eder. Gaz pedalına hafifçe dokunduğunuzda devir yükselip lambanın sönmesi sizi asla yanıltmasın, hatta bu durum tehlikenin tam da kapıda olduğunun, sistemin ucu ucuna kurtardığının en net kanıtıdır...
Aracın ciğeri sayılan motor yağının kalınlığı, yani o hep duyduğumuz vizkozite değeri zamanla yüksek ısıya, yanma odasından sızan yakıt kalıntılarına ve elbette kilometreye yenik düşerek adeta su gibi cıvık bir kıvama gelir. Kalitesiz ya da araca uygun olmayan yanlış numara bir yağ kullanıldığında, motor çalışma sıcaklığına ulaştığı an o incecik kalmış sıvı, krank mili ile kol yatakları arasındaki mikronluk boşluklardan tutunamayıp kayıp gider. Yüksek devirde pompanın gücü bu sızıntıyı bir şekilde tolere eder, basınç yükselir ve lamba söner; fakat araç rölanti devrine çekildiği an o sıcak ve incelmiş yağ direnç gösteremez, basınç çakılır. Bazen sırf üç beş kuruş ucuz diye seçilen yanlış vizkoziteli bir yağ veya değişim periyodu geçmiş bir filtre yüzünden motoru kucağına alan onlarca sürücü gördüm bu sektörde, yani işin özü, yağın yapısı bozulduysa sistemdeki en zayıf an olan rölantide sırf bu yüzden feryat eder o kırmızı ışık.
Peki sorun sadece yağın kendisinde mi, yoksa o yağı kılcal damarlara kadar pompalamakla görevli olan kalpte bir tekleme mi var? Motorun alt karterinde sessiz sedasız çalışan yağ pompası, kilometreler devrildikçe içindeki dişlilerin aşınmasıyla eski emiş gücünü ve sıkıştırma kabiliyetini yavaş yavaş kaybedebilir. Rölantiye düşüldüğünde pompanın dönme hızı zaten en alt seviyededir ve aşınmış bir pompanın o düşük devirde ihtiyaç duyulan minimum hidrolik basıncı üretmesi neredeyse imkansız hale gelir. Bazı durumlarda karterin altındaki o küçük süzgeç, yani yağ emiş süzgeci zamanla kurumla, tortuyla veya kalitesiz sıvı contaların kopan parçalarıyla tıkanır; pompa yağı çekmek ister ama çekemez, adeta nefesi kesilir. Pompa görevini tam yapamadığında, hidrolik basınç çöker ve gösterge panelindeki o küçük ikaz lambası kaçınılmaz olarak sürücüyle göz göze gelir.
Bazen de insanı günlerce uykusuz bırakacak kadar büyük görünen bu kriz, aslında sadece birkaç yüz liralık küçük bir sensörün sürücüye oynadığı zihinsel bir oyundan ibarettir. Yağ basınç müşürü dediğimiz parça, motor bloğunun üzerinde doğrudan yağ hattına bağlı olarak çalışır ve içeriye giren basıncı sürekli ölçerek göstergeye sinyal gönderir. Zamanla motorun yüksek ısısına, titreşime ve yağın kimyasal yapısına maruz kalan bu müşürün içindeki diyafram eskir, arızalanır veya konnektör soketinden içeriye yağ sızdırarak yanlış okuma yapmaya başlar. Sıcak motor rölantiye geçtiğindeaten doğası gereği bir miktar düşen basıncı, arızalı müşür sıfırlanmış gibi algılayıp hemen uyarıyı çakabilir; yani ortada mekanik bir basınç kaybı yokken bile kendinizi bir anlık panikle çekici ararken bulabilirsiniz...
Otomobildeki mekanik aşınmanın belki de en can sıkıcı, en maliyetli ve maalesef geri dönüşü en zor olan kısmı, krank mili ile ana ve kol yatakları arasındaki toleransların zamanla açılmasıdır. Yılların getirdiği metal yorulması ve sürtünme yüzünden bu yataklar aşındıkça, yağ pompasının gönderdiği tazyikli sıvı o genişleyen boşluklardan adeta bariyere çarpmadan serbestçe akar gider. Yağ sisteminde basınç oluşabilmesi için sıvının bir sıkışmaya, bir dirence maruz kalması gerekir; eğer yatak boşlukları olması gerekenden genişse yağ hiçbir dirençle karşılaşmaz ve sistemde hidrolik tazyik oluşamaz. Motor yüksek devirdeyken debi yüksek olduğu için basınç bir nebze olsun hissedilir ancak rölantide akış yavaşladığı an genişleyen yatak aralıklarından sızan yağ, basıncı tamamen sıfıra yaklaştırır.
Göstergede o kırmızı lambayı gördüğünüz an yapılması gereken ilk ve en mantıklı şey, olayı bir varsayım olmaktan çıkarıp profesyonel bir manometre ile somutlaştırmaktır. Birçok sürücü "nasıl olsa gaza basınca sönüyor" diyerek binlerce kilometre daha yol yapma hatasına düşer ki bu, motoru göz göre göre çöpe atmakla eşdeğerdir. Deneyimli bir ustaya gidip yağ müşürünün söküldüğü yere mekanik bir basınç göstergesi bağlatmak, rölantideki gerçek bar değerini kendi gözlerinizle görmek size her şeyi net olarak söyler. Eğer manometredeki değer fabrikanın belirlediği alt sınırın altındaysa, kulaktan dolma bilgilerle filtre değiştirmekle vakit kaybetmeden doğrudan karteri indirmek, pompa ve yatak kontrolüne gitmek motorun hayatını kurtaracaktır.
Aracın ciğeri sayılan motor yağının kalınlığı, yani o hep duyduğumuz vizkozite değeri zamanla yüksek ısıya, yanma odasından sızan yakıt kalıntılarına ve elbette kilometreye yenik düşerek adeta su gibi cıvık bir kıvama gelir. Kalitesiz ya da araca uygun olmayan yanlış numara bir yağ kullanıldığında, motor çalışma sıcaklığına ulaştığı an o incecik kalmış sıvı, krank mili ile kol yatakları arasındaki mikronluk boşluklardan tutunamayıp kayıp gider. Yüksek devirde pompanın gücü bu sızıntıyı bir şekilde tolere eder, basınç yükselir ve lamba söner; fakat araç rölanti devrine çekildiği an o sıcak ve incelmiş yağ direnç gösteremez, basınç çakılır. Bazen sırf üç beş kuruş ucuz diye seçilen yanlış vizkoziteli bir yağ veya değişim periyodu geçmiş bir filtre yüzünden motoru kucağına alan onlarca sürücü gördüm bu sektörde, yani işin özü, yağın yapısı bozulduysa sistemdeki en zayıf an olan rölantide sırf bu yüzden feryat eder o kırmızı ışık.
Peki sorun sadece yağın kendisinde mi, yoksa o yağı kılcal damarlara kadar pompalamakla görevli olan kalpte bir tekleme mi var? Motorun alt karterinde sessiz sedasız çalışan yağ pompası, kilometreler devrildikçe içindeki dişlilerin aşınmasıyla eski emiş gücünü ve sıkıştırma kabiliyetini yavaş yavaş kaybedebilir. Rölantiye düşüldüğünde pompanın dönme hızı zaten en alt seviyededir ve aşınmış bir pompanın o düşük devirde ihtiyaç duyulan minimum hidrolik basıncı üretmesi neredeyse imkansız hale gelir. Bazı durumlarda karterin altındaki o küçük süzgeç, yani yağ emiş süzgeci zamanla kurumla, tortuyla veya kalitesiz sıvı contaların kopan parçalarıyla tıkanır; pompa yağı çekmek ister ama çekemez, adeta nefesi kesilir. Pompa görevini tam yapamadığında, hidrolik basınç çöker ve gösterge panelindeki o küçük ikaz lambası kaçınılmaz olarak sürücüyle göz göze gelir.
Bazen de insanı günlerce uykusuz bırakacak kadar büyük görünen bu kriz, aslında sadece birkaç yüz liralık küçük bir sensörün sürücüye oynadığı zihinsel bir oyundan ibarettir. Yağ basınç müşürü dediğimiz parça, motor bloğunun üzerinde doğrudan yağ hattına bağlı olarak çalışır ve içeriye giren basıncı sürekli ölçerek göstergeye sinyal gönderir. Zamanla motorun yüksek ısısına, titreşime ve yağın kimyasal yapısına maruz kalan bu müşürün içindeki diyafram eskir, arızalanır veya konnektör soketinden içeriye yağ sızdırarak yanlış okuma yapmaya başlar. Sıcak motor rölantiye geçtiğindeaten doğası gereği bir miktar düşen basıncı, arızalı müşür sıfırlanmış gibi algılayıp hemen uyarıyı çakabilir; yani ortada mekanik bir basınç kaybı yokken bile kendinizi bir anlık panikle çekici ararken bulabilirsiniz...
Otomobildeki mekanik aşınmanın belki de en can sıkıcı, en maliyetli ve maalesef geri dönüşü en zor olan kısmı, krank mili ile ana ve kol yatakları arasındaki toleransların zamanla açılmasıdır. Yılların getirdiği metal yorulması ve sürtünme yüzünden bu yataklar aşındıkça, yağ pompasının gönderdiği tazyikli sıvı o genişleyen boşluklardan adeta bariyere çarpmadan serbestçe akar gider. Yağ sisteminde basınç oluşabilmesi için sıvının bir sıkışmaya, bir dirence maruz kalması gerekir; eğer yatak boşlukları olması gerekenden genişse yağ hiçbir dirençle karşılaşmaz ve sistemde hidrolik tazyik oluşamaz. Motor yüksek devirdeyken debi yüksek olduğu için basınç bir nebze olsun hissedilir ancak rölantide akış yavaşladığı an genişleyen yatak aralıklarından sızan yağ, basıncı tamamen sıfıra yaklaştırır.
Göstergede o kırmızı lambayı gördüğünüz an yapılması gereken ilk ve en mantıklı şey, olayı bir varsayım olmaktan çıkarıp profesyonel bir manometre ile somutlaştırmaktır. Birçok sürücü "nasıl olsa gaza basınca sönüyor" diyerek binlerce kilometre daha yol yapma hatasına düşer ki bu, motoru göz göre göre çöpe atmakla eşdeğerdir. Deneyimli bir ustaya gidip yağ müşürünün söküldüğü yere mekanik bir basınç göstergesi bağlatmak, rölantideki gerçek bar değerini kendi gözlerinizle görmek size her şeyi net olarak söyler. Eğer manometredeki değer fabrikanın belirlediği alt sınırın altındaysa, kulaktan dolma bilgilerle filtre değiştirmekle vakit kaybetmeden doğrudan karteri indirmek, pompa ve yatak kontrolüne gitmek motorun hayatını kurtaracaktır.