Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah kontağı çevirdiğinizde ibrenin normalden biraz daha hızlı aşağı kaydığını fark etmek can sıkıcıdır elbette; oysa dün yaktığınız benzinle bugün kat ettiğiniz yol arasında mantıksız bir uçurum var sanki... Belki lastik havalarındaki o milimetrik düşüş, belki de depoyu doldurduğunuz istasyondaki yakıtın kalitesi bu sessiz soyguna zemin hazırlıyor. Sürücü koltuğunda otururken insan ister istemez kendi kendine soruyor, "Acaba nerede yanlış yapıyorum?" diye.
Hava filtresinin gözeneklerinde biriken o görünmez toz tabakası motorun nefes almasını engellerken, siz sadece gaza biraz daha fazla basarak bu direnci aşmaya çalışıyorsunuz; bu da egzozdan atılan her damla yakıtın aslında boşa harcandığının en net kanıtıdır. Bazen motor yağı vaktinde değiştirilmediği için iç parçalar birbirine sürtünürken fazladan direnç üretir ve bu direnç doğrudan cüzdanınıza yansır. Aslında her şey bir denge meselesidir; motor sağlıklı nefes alamazsa, siz ne kadar ekonomik kullanmaya çalışırsanız çalışın o yakıt yanma odasında tükenmeye mahkûmdur.
Klima kompresörünün yaz sıcaklarında durmaksızın çalışması ya da bagajda unutulan o ağır yedek lastik yükü, aracın her metrede biraz daha fazla enerji harcamasına neden olur... Şehir içi trafikte sürekli dur-kalk yapmak zaten başlı başına bir yakıt katilidir ama bir de vites geçişlerindeki o küçük gecikmeler eklenince durum çığırından çıkar. Arabanızla adeta bir köşe kapmaca oynuyormuş gibi hissettiğiniz o anlarda, aslında mekanik aksamın size verdiği küçük sinyalleri göz ardı ediyorsunuz demektir.
Belki de en iyisi, bir pazar sabahı kaputu açıp o karmaşık kabloların ve hortumların arasına dikkatle bakmak, motorun sesini dinlemek ve ona hak ettiği ihtimamı göstermektir... Uzmanlar ne derse desin, en iyi tasarruf cihazı yine sürücünün sağ ayağı ve öngörülü sürüş alışkanlıklarıdır; çünkü hiçbir katkı maddesi, yanlış vites seçiminden kaynaklanan o gizli israfı tek başına onaramaz. Yolu önceden okumak, trafik ışıklarına yaklaşırken ayağı gazdan zamanında çekmek ve aracı kendi akışına bırakmak belki de en ucuz tamir yöntemidir.
Hava filtresinin gözeneklerinde biriken o görünmez toz tabakası motorun nefes almasını engellerken, siz sadece gaza biraz daha fazla basarak bu direnci aşmaya çalışıyorsunuz; bu da egzozdan atılan her damla yakıtın aslında boşa harcandığının en net kanıtıdır. Bazen motor yağı vaktinde değiştirilmediği için iç parçalar birbirine sürtünürken fazladan direnç üretir ve bu direnç doğrudan cüzdanınıza yansır. Aslında her şey bir denge meselesidir; motor sağlıklı nefes alamazsa, siz ne kadar ekonomik kullanmaya çalışırsanız çalışın o yakıt yanma odasında tükenmeye mahkûmdur.
Klima kompresörünün yaz sıcaklarında durmaksızın çalışması ya da bagajda unutulan o ağır yedek lastik yükü, aracın her metrede biraz daha fazla enerji harcamasına neden olur... Şehir içi trafikte sürekli dur-kalk yapmak zaten başlı başına bir yakıt katilidir ama bir de vites geçişlerindeki o küçük gecikmeler eklenince durum çığırından çıkar. Arabanızla adeta bir köşe kapmaca oynuyormuş gibi hissettiğiniz o anlarda, aslında mekanik aksamın size verdiği küçük sinyalleri göz ardı ediyorsunuz demektir.
Belki de en iyisi, bir pazar sabahı kaputu açıp o karmaşık kabloların ve hortumların arasına dikkatle bakmak, motorun sesini dinlemek ve ona hak ettiği ihtimamı göstermektir... Uzmanlar ne derse desin, en iyi tasarruf cihazı yine sürücünün sağ ayağı ve öngörülü sürüş alışkanlıklarıdır; çünkü hiçbir katkı maddesi, yanlış vites seçiminden kaynaklanan o gizli israfı tek başına onaramaz. Yolu önceden okumak, trafik ışıklarına yaklaşırken ayağı gazdan zamanında çekmek ve aracı kendi akışına bırakmak belki de en ucuz tamir yöntemidir.