Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yollarda akıp giderken bir anda motorun o alışıldık ritmini bozması, sürücünün ensesinde hissettiği o ilk soğuk ter damlasıdır; hele ki söz konusu Fransız mühendisliğinin bu coğrafyada en çok turlayan yüzlerinden biri olunca, insan marş basmaya korkar hâle geliyor. Deponun derinliklerinde, arka koltuğun hemen altında sessiz sedasız görev yapan o küçük elektrik motoru, aslında tüm sistemin kalbidir ve durduk yere teklemeye başladığında araba adeta can çekişmeye başlar. Sabahları işe yetişmek için kontra bastığınızda motorun normalden uzun süre marş alması, sadece akünün zayıfladığının değil, sistemdeki basıncın aniden boşa düştüğünün en net işaretidir ki bu durum çoğumuz tarafından yanlış anlaşılır... Pompa yavaş yavaş can çekişiyor, bunu kabullenmek lazım.
Asfaltta süzülürken birdenbire yaşanan o can sıkıcı silkeleme anları, gaz pedalına bastığınız hâlde aracın yığılıp kalması ve hızlanma isteğinize adeta isyan etmesi, benzin pompasının son çırpınışlarından başka bir şey değildir. Sanki arkadan biri aracı çekiyormuş gibi hissettiren o ani güç kayıpları, uzun yolda insanın sinir uçlarına dokunur; oysa her şey yolunda görünüyordu değil mi? Yakıt basıncının yetersiz kalması, motorun ihtiyaç duyduğu o sihirli karışımı silindirlere ulaştıramaz ve ortaya çıkan bu eksiklik, sürücünün direksiyon başında inatla gaz vermesine rağmen arabanın gitmek istememesiyle sonuçlanır. Acaba sorun başka bir yerde mi diye düşünür insan ama asıl mesele deponun içindeki o sessiz emektarın artık görevini yapamayacak kadar yorulmuş olmasıdır.
Arka koltuk hizasından gelen o rahatsız edici vınlama sesi, tam da işler kötü giderken kulak tırmalamaya başlar ki bu, arızanın en bariz ve en sinir bozucu çığlığıdır. Normalde hafif bir mırıltıdan ibaret olan o ses, pompa motorunun içindeki rulmanların aşınmasıyla birlikte adeta bir arı kovanını andıran yüksek frekanslı bir uğultuya dönüşür; bunu fark etmemek imkânsızdır, zaten fark ettiğiniz an yola devam etme şansınız da azalmıştır. Depodaki benzin seviyesi azaldıkça bu sesin daha da belirginleşmesi, pompanın artık yeterince soğuyamadığının ve içerideki mekanik aksamın sürtünmeyle birlikte adeta erimeye yüz tuttuğunun ispatıdır. Ne yapmalı şimdi, yolda kalmadan o tamirhane yolunu tutmalı, yoksa bu ses bir gün tamamen kesilecek ve o zaman aracınız da olduğu yere mıhlanıp kalacaktır.
Çeyrek deponun altına düşmemek gerektiği ezberini yıllarca tekrarlayıp dursalardı da çoğu zaman unuturuz, oysa deponun dibinde biriken o tortular zavallı pompanın en büyük düşmanıdır. Yakıt filtresi zamanında değişmediğinde, pompa o pisliği çekmek zorunda kalır ve motoru besleyeyim derken kendi kendini zehirler; işte bu yüzden her bakım döneminde filtreleri atlamamak hayati önem taşır. Trafiğin ortasında, özellikle de kavşaklarda motorun istop etmesi, sürücüyü adeta deliye çeviren o anların başında gelir ki bu da yakıt basıncının tamamen sıfırlandığı o kritik saniyelerin ta kendisidir. Kendi kendine konuşur insan böyle anlarda, neden bakımını ihmal ettim diye hayıflanır; çünkü pompa arızası asla uyarı vermeden gelmez, sadece biz o küçük sinyalleri görmezden gelmeyi seçeriz.
Asfaltta süzülürken birdenbire yaşanan o can sıkıcı silkeleme anları, gaz pedalına bastığınız hâlde aracın yığılıp kalması ve hızlanma isteğinize adeta isyan etmesi, benzin pompasının son çırpınışlarından başka bir şey değildir. Sanki arkadan biri aracı çekiyormuş gibi hissettiren o ani güç kayıpları, uzun yolda insanın sinir uçlarına dokunur; oysa her şey yolunda görünüyordu değil mi? Yakıt basıncının yetersiz kalması, motorun ihtiyaç duyduğu o sihirli karışımı silindirlere ulaştıramaz ve ortaya çıkan bu eksiklik, sürücünün direksiyon başında inatla gaz vermesine rağmen arabanın gitmek istememesiyle sonuçlanır. Acaba sorun başka bir yerde mi diye düşünür insan ama asıl mesele deponun içindeki o sessiz emektarın artık görevini yapamayacak kadar yorulmuş olmasıdır.
Arka koltuk hizasından gelen o rahatsız edici vınlama sesi, tam da işler kötü giderken kulak tırmalamaya başlar ki bu, arızanın en bariz ve en sinir bozucu çığlığıdır. Normalde hafif bir mırıltıdan ibaret olan o ses, pompa motorunun içindeki rulmanların aşınmasıyla birlikte adeta bir arı kovanını andıran yüksek frekanslı bir uğultuya dönüşür; bunu fark etmemek imkânsızdır, zaten fark ettiğiniz an yola devam etme şansınız da azalmıştır. Depodaki benzin seviyesi azaldıkça bu sesin daha da belirginleşmesi, pompanın artık yeterince soğuyamadığının ve içerideki mekanik aksamın sürtünmeyle birlikte adeta erimeye yüz tuttuğunun ispatıdır. Ne yapmalı şimdi, yolda kalmadan o tamirhane yolunu tutmalı, yoksa bu ses bir gün tamamen kesilecek ve o zaman aracınız da olduğu yere mıhlanıp kalacaktır.
Çeyrek deponun altına düşmemek gerektiği ezberini yıllarca tekrarlayıp dursalardı da çoğu zaman unuturuz, oysa deponun dibinde biriken o tortular zavallı pompanın en büyük düşmanıdır. Yakıt filtresi zamanında değişmediğinde, pompa o pisliği çekmek zorunda kalır ve motoru besleyeyim derken kendi kendini zehirler; işte bu yüzden her bakım döneminde filtreleri atlamamak hayati önem taşır. Trafiğin ortasında, özellikle de kavşaklarda motorun istop etmesi, sürücüyü adeta deliye çeviren o anların başında gelir ki bu da yakıt basıncının tamamen sıfırlandığı o kritik saniyelerin ta kendisidir. Kendi kendine konuşur insan böyle anlarda, neden bakımını ihmal ettim diye hayıflanır; çünkü pompa arızası asla uyarı vermeden gelmez, sadece biz o küçük sinyalleri görmezden gelmeyi seçeriz.