Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sensörlerin dili olsa da konuşsa dersiniz bazen, özellikle de gösterge panelinde aniden yakılan o sarı İngiliz anahtarı simgesini gördüğünüzde... Fransız mühendislerinin elektrik tesisatına gösterdiği o aşırı hassas yaklaşım, sürücüsünü zamansız bir aksilikle baş başa bırakmayı pek sever. Yıllarca direksiyon sallamış ya da sanayide çay içmiş kiminle konuşsanız, bu markanın kablo demetleriyle imtihanına dair anlatacak bir hikayesi mutlaka vardır.
Silecekleri çalıştırdığınız an hafifçe kırpışan farlar, kendi kendine kilitlenen kapılar veya birdenbire giden dijital ekranlar insanı çileden çıkarmaya yeter de artar bile. Yaşanan bu aksaklıkların arkasında genellikle karmaşık bir felaket senaryosu yatmaz; altı üstü oksitlenmiş küçücük bir şasi kablosudur çoğu zaman tüm neşeyi kaçıran... Alt gövdeden geçen o zayıf toprak hatları nemi gördü mü temasızlık yapmaya başlar, araba da beyine yanlış sinyal gönderip durur.
Akü voltajındaki ufacık bir dalgalanma bile araçtaki bütün elektronik modülleri birbirine katmaya yetiyor sanırım. Şarj dinamosu tam kapasite çalışmıyorsa veya akünün ömrü tükenmeye yüz tuttuysa, araç ilk iş olarak konfor sistemlerini gözden çıkarır. Hangi akla hizmetse önce klimayı veya radyo ekranını kapatır, sonra da panele sırayla arıza lambalarını dizer.
Direksiyon kutusunun altındaki kablo demetlerinin zamanla yıpranması da ayrı bir dert tabii... Direksiyonu her çevirişinizde o incecik iletkenler direksiyon kolunun içindeki plastik aksama sürte sürte en sonunda kopma noktasına gelir. Sonra bir bakmışsınız korna çalmaz olmuş ya da hız sabitleyici kendi kafasına göre devreden çıkmış.
Start-stop butonuna basıp da marş basmadığı o çaresiz anı yaşadıysanız, kartuştan okuyucuya kadar uzanan o gizemli yoldan geçtiniz demektir. Kartlı giriş sisteminin pilini değiştirip kurtulacağını sanır insan önce, fakat mesele genellikle torpido arkasındaki o minik okuyucu devrenin lehim çatlağında biter. Kartı hafifçe bastırınca çalışan, bırakınca stop eden arabalar bilirim...
Sanayi sitesindeki usta usta gezmelerin önüne geçmek istiyorsanız, bağlanan bilgisayarın verdiği her hata koduna körü körüne inanmamakta fayda var. Bilgisayar size bir sensörün bozuk olduğunu söyler ama sorun genellikle sensörün kendisinde değil, ona giden soketin gevşemesindedir. Soketleri söküp bir kontak spreyi sıkmak, bazen binlerce liralık parça değişiminden çok daha mucizevi sonuçlar verir.
Sigorta kutusunun içine su kaçması gibi talihsiz bir olay yaşandıysa eğer, sabrınızın sınırları gerçekten sınanıyor demektir. Yağmur tahliye kanalları yapraklarla tıkandığında motor bölmesinden sızan su, dosdoğru ana sigorta paneline yol bulur. Sonrasında ise devresi yanan röleler, çalışmayan cam krikoları ve bitmek bilmeyen karanlık bir arıza arayışı...
Silecekleri çalıştırdığınız an hafifçe kırpışan farlar, kendi kendine kilitlenen kapılar veya birdenbire giden dijital ekranlar insanı çileden çıkarmaya yeter de artar bile. Yaşanan bu aksaklıkların arkasında genellikle karmaşık bir felaket senaryosu yatmaz; altı üstü oksitlenmiş küçücük bir şasi kablosudur çoğu zaman tüm neşeyi kaçıran... Alt gövdeden geçen o zayıf toprak hatları nemi gördü mü temasızlık yapmaya başlar, araba da beyine yanlış sinyal gönderip durur.
Akü voltajındaki ufacık bir dalgalanma bile araçtaki bütün elektronik modülleri birbirine katmaya yetiyor sanırım. Şarj dinamosu tam kapasite çalışmıyorsa veya akünün ömrü tükenmeye yüz tuttuysa, araç ilk iş olarak konfor sistemlerini gözden çıkarır. Hangi akla hizmetse önce klimayı veya radyo ekranını kapatır, sonra da panele sırayla arıza lambalarını dizer.
Direksiyon kutusunun altındaki kablo demetlerinin zamanla yıpranması da ayrı bir dert tabii... Direksiyonu her çevirişinizde o incecik iletkenler direksiyon kolunun içindeki plastik aksama sürte sürte en sonunda kopma noktasına gelir. Sonra bir bakmışsınız korna çalmaz olmuş ya da hız sabitleyici kendi kafasına göre devreden çıkmış.
Start-stop butonuna basıp da marş basmadığı o çaresiz anı yaşadıysanız, kartuştan okuyucuya kadar uzanan o gizemli yoldan geçtiniz demektir. Kartlı giriş sisteminin pilini değiştirip kurtulacağını sanır insan önce, fakat mesele genellikle torpido arkasındaki o minik okuyucu devrenin lehim çatlağında biter. Kartı hafifçe bastırınca çalışan, bırakınca stop eden arabalar bilirim...
Sanayi sitesindeki usta usta gezmelerin önüne geçmek istiyorsanız, bağlanan bilgisayarın verdiği her hata koduna körü körüne inanmamakta fayda var. Bilgisayar size bir sensörün bozuk olduğunu söyler ama sorun genellikle sensörün kendisinde değil, ona giden soketin gevşemesindedir. Soketleri söküp bir kontak spreyi sıkmak, bazen binlerce liralık parça değişiminden çok daha mucizevi sonuçlar verir.
Sigorta kutusunun içine su kaçması gibi talihsiz bir olay yaşandıysa eğer, sabrınızın sınırları gerçekten sınanıyor demektir. Yağmur tahliye kanalları yapraklarla tıkandığında motor bölmesinden sızan su, dosdoğru ana sigorta paneline yol bulur. Sonrasında ise devresi yanan röleler, çalışmayan cam krikoları ve bitmek bilmeyen karanlık bir arıza arayışı...