Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah garaja inip arabanın altına baktığında o pembe ya da mavi sinsi damlaları görmek var ya, işte insanı o an kahretmeye yeter de artar bile... Renault’nun o tanıdık motor kaputunu kaldırıp bakındığında gözün hemen sağa sola, özellikle su eksiltme ihtimaline takılır ki bu devirdaim arızasının adeta, ben buradayım diye bağıran en net hâlidir zaten.
Su pompası denilen o küçük parça içeride sessizce döner durur ama bir gün bilyaları dağıldı mı, motordan gelen o hafif uğultu veya hışırtı sanki içeride bir şeyler sürtünüyormuş hissiyatı yaratır ki direksiyon başında insanı adeta deli eder... Aslında bu sesleri ilk başta radyo açıksa duymazsın bile, ne zaman ki camı açarsın veya arabayı sessiz bir yere parkedersin, o tıkırtılar kulak tırmalamaya başlar.
Hararet ibresinin normalde durduğu o sabit çizgiden birdenbire yukarı tırmanmaya başlaması var ya, o an insan ne yapacağını şaşırıp kalıyor işte yolda... Arabayı hemen kenara çekip stop etmek gerekiyor tabii ama iş işten çoktan geçmiş de olabilir bazen, çünkü devirdaim su basmayı kestiği an motor adeta sahra çölüne dönüyor içeride.
Radyatör suyunun sürekli eksilmesi ama ortada hiçbir görünür kaçak olmaması da işin en gıcık taraflarından biridir hani, usta usta gezdirir adamı resmen... Gizli kaçaklar genelde tam pompanın arkasından sızıp motor sıcaklığıyla buharlaşıp gittiği için gözle görmek neredeyse imkânsızlaşıyor, ta ki o büyük arıza kapıyı çalana kadar.
Değişim vakti geldiğinde yan sanayi parça taktıranların sonradan bin pişman olduğunu kaç kere gördüm o sanayi tozunun içinde, ucuz olsun diye alınan o lanet parça altı ay sonra yine aynı yerden su kaçırmaya başlıyor çünkü... O yüzden orijinalden şaşmamak lazım, paraya kıyıp en iyisini takmak uzun vadede insanı hem masraftan hem de yolda kalma derdinden kurtarıyor.
Usta söküp de eski pompayı önüne koyduğunda pervanedeki o erimiş plastikleri ya da yalama olmuş dişlileri görünce insan kendi kendine söylenmeden edemiyor tabi, keşke biraz daha erken fark etseydim diye... Zaten bu Fransız grubu araçlar biraz narin makinelerdir, suyunu yağını zamanında kontrol etmezsen hemen küserler adama.
Su pompası denilen o küçük parça içeride sessizce döner durur ama bir gün bilyaları dağıldı mı, motordan gelen o hafif uğultu veya hışırtı sanki içeride bir şeyler sürtünüyormuş hissiyatı yaratır ki direksiyon başında insanı adeta deli eder... Aslında bu sesleri ilk başta radyo açıksa duymazsın bile, ne zaman ki camı açarsın veya arabayı sessiz bir yere parkedersin, o tıkırtılar kulak tırmalamaya başlar.
Hararet ibresinin normalde durduğu o sabit çizgiden birdenbire yukarı tırmanmaya başlaması var ya, o an insan ne yapacağını şaşırıp kalıyor işte yolda... Arabayı hemen kenara çekip stop etmek gerekiyor tabii ama iş işten çoktan geçmiş de olabilir bazen, çünkü devirdaim su basmayı kestiği an motor adeta sahra çölüne dönüyor içeride.
Radyatör suyunun sürekli eksilmesi ama ortada hiçbir görünür kaçak olmaması da işin en gıcık taraflarından biridir hani, usta usta gezdirir adamı resmen... Gizli kaçaklar genelde tam pompanın arkasından sızıp motor sıcaklığıyla buharlaşıp gittiği için gözle görmek neredeyse imkânsızlaşıyor, ta ki o büyük arıza kapıyı çalana kadar.
Değişim vakti geldiğinde yan sanayi parça taktıranların sonradan bin pişman olduğunu kaç kere gördüm o sanayi tozunun içinde, ucuz olsun diye alınan o lanet parça altı ay sonra yine aynı yerden su kaçırmaya başlıyor çünkü... O yüzden orijinalden şaşmamak lazım, paraya kıyıp en iyisini takmak uzun vadede insanı hem masraftan hem de yolda kalma derdinden kurtarıyor.
Usta söküp de eski pompayı önüne koyduğunda pervanedeki o erimiş plastikleri ya da yalama olmuş dişlileri görünce insan kendi kendine söylenmeden edemiyor tabi, keşke biraz daha erken fark etseydim diye... Zaten bu Fransız grubu araçlar biraz narin makinelerdir, suyunu yağını zamanında kontrol etmezsen hemen küserler adama.