Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen yaz, kavurucu bir temmuz sıcağında otobanda ilerlerken torpidonun arkasından gelen o hafif hırıltıyı fark ettiğimde ben de pek önemsememiştim açıkçası. Çoğu sürücü gibi rüzgârın sesidir deyip geçtim ama işin aslı öyle değilmiş meğer. Torpido gözünün hemen gerisine gizlenen o küçücük polen filtresi, evaporatör peteklerine ulaşan hava debisini doğrudan belirleyen bir nevi akciğer görevi görüyor aslında. Gözenekleri tozla, yaprak kırıntılarıyla dolup tıkandığında, klima fanı (blower motoru) dışarıdan emdiği havayı kabin içine üfleyecek geçit bulamıyor. Hava akışı bir kez kısıtlandı mı, sistemdeki emiş basıncı düşmeye başlar ki bu da kompresörün üzerindeki termal yükü aniden ikiye katlar...
Sürücü koltuğunda otururken klimayı en soğuk dereceye getirip fanı sonuna kadar açarsınız ya hani, işte o an arkada dönen mekanik fırtınayı tahmin bile edemezsiniz. Tıkalı bir filtre yüzünden evaporatörden yeterince Isı transferi gerçekleşemez; soğutucu gaz (R134a ya da yeni nesil R1234yf) sıvı fazdan gaz fazına tam olarak geçemeden dönüş hattına yönelir. Kompresör dediğimiz o hassas ve pahalı pompa ise sadece gaz halindeki akışkanı sıkıştırmak üzere tasarlanmıştır, bünyesine sıvı soğutucu girdiğinde pistonlar ve strok mekanizması muazzam bir hidrolik dirençle karşılaşır. Sıvı çekmeye çalışan bir kompresörün dahili valf plakalarının eğilmesi, kasnak rulmanlarının aşırı ısınması an meselesidir... Yani evet, o birkaç yüz liralık elyaf parçasını ihmal etmek, gücünü motordan alan o devasa pompayı yavaş yavaş içten içe yemek demektir.
Sıcak bir yaz gününde arabanın içinde fırınlanırken klima açık olduğu halde menfezlerden sadece ılık bir üfleme geliyorsa, sorun çoğu zaman gaz eksikliği falan değildir. Kabin içi hava döngüsü sekteye uğradığında, sistemdeki genleşme valfi (expansion valve) basıncı düşürmekte zorlanır ve donma emareleri baş gösterir. Evaporatör peteklerinin yüzeyi buz tuttuğunda ise kompresör debi kontrol valfi (PWM sinyaliyle çalışan solenoid) sistemi korumak adına stroku sürekli değiştirip durur. Bu sürekli değişken yük durumu, krank miline bağlı klima kayışına binen torku dengesizleştirir; araç rölantideyken motor devrinin birden dalgalanması, devir saatinin inip çıkması tam da bu yüzdendir işte.
Peki, sistemdeki bu gizli zorlanmayı bir sürücü olarak direksiyon başındayken nasıl anlarsınız? Klimayı ilk açtığınız anla beş dakika sonrası arasında belirgin bir ses farkı oluşuyorsa, kaputun altından "tık-tık" şeklinde çok sık devreye girip çıkan kütleme sesleri gelmeye başladıysa durup bir düşünmek gerek. Kompresör debriyajı (clutch coil) yüksek emiş basıncı dengesizliği yüzünden sistemi korumaya almak için sürekli açılır kapanır. Aşırı ısınan kompresör yağı (PAG ya da POE yağ) viskozitesini kaybeder, yağlama özelliğini yitiren hareketli parçalar metal metale sürtünmeye başlar... Sonra bir bakmışsınız, o pürüzsüz çalışan sistemden metal talaşları dökülüyor.
Arada bir torpido gözünü söküp o karbonlu ya da standart kağıt filtreyi şöyle bir ışığa tutmak çok mu zor sanki? Eğer filtre yüzeyi kararmışsa, mikro delikleri polen ve tortu katmanıyla tıkandıysa, klima blower motoru fazla akım çekmeye başlar ve sigorta kutusundan tutun da evaporatör sensörüne kadar tüm elektronik altyapıyı zorlar. Tam da bu noktada, sistemdeki emiş ve basma basınçları arasındaki fark (delta P) tehlikeli seviyelere ulaşır. Kompresörün gövdesindeki alüminyum döküm, bu yapay yüksek basınç karşısında sürekli genleşip büzülür ve sızdırmazlık keçeleri zamanla aşınır.
Bazen sanayide ustalara denk gelirsiniz, "Ağabey bu filtrenin kompresörle ne alakası var, o sadece içeri giren tozu tutar" derler ya... Sakın inanmayın. Havayı ememeyen bir pompa, vakum altında çalışmaya zorlanan bir piston demektir. Soğutucu gazın devirdaim hızı düştükçe kompresör kartelindeki yağ sirkülasyonı durma noktasına gelir, yağsız kalan piston segmanları silindir cidarlarını çizmeye başlar. Birkaç sezon değiştirilmeyen basit bir kabin filtresi, en nihayetinde binlerce liralık bir kompresör revizyonu veya komple sistem temizliği olarak karşınıza dikilir işte...
Sürücü koltuğunda otururken klimayı en soğuk dereceye getirip fanı sonuna kadar açarsınız ya hani, işte o an arkada dönen mekanik fırtınayı tahmin bile edemezsiniz. Tıkalı bir filtre yüzünden evaporatörden yeterince Isı transferi gerçekleşemez; soğutucu gaz (R134a ya da yeni nesil R1234yf) sıvı fazdan gaz fazına tam olarak geçemeden dönüş hattına yönelir. Kompresör dediğimiz o hassas ve pahalı pompa ise sadece gaz halindeki akışkanı sıkıştırmak üzere tasarlanmıştır, bünyesine sıvı soğutucu girdiğinde pistonlar ve strok mekanizması muazzam bir hidrolik dirençle karşılaşır. Sıvı çekmeye çalışan bir kompresörün dahili valf plakalarının eğilmesi, kasnak rulmanlarının aşırı ısınması an meselesidir... Yani evet, o birkaç yüz liralık elyaf parçasını ihmal etmek, gücünü motordan alan o devasa pompayı yavaş yavaş içten içe yemek demektir.
Sıcak bir yaz gününde arabanın içinde fırınlanırken klima açık olduğu halde menfezlerden sadece ılık bir üfleme geliyorsa, sorun çoğu zaman gaz eksikliği falan değildir. Kabin içi hava döngüsü sekteye uğradığında, sistemdeki genleşme valfi (expansion valve) basıncı düşürmekte zorlanır ve donma emareleri baş gösterir. Evaporatör peteklerinin yüzeyi buz tuttuğunda ise kompresör debi kontrol valfi (PWM sinyaliyle çalışan solenoid) sistemi korumak adına stroku sürekli değiştirip durur. Bu sürekli değişken yük durumu, krank miline bağlı klima kayışına binen torku dengesizleştirir; araç rölantideyken motor devrinin birden dalgalanması, devir saatinin inip çıkması tam da bu yüzdendir işte.
Peki, sistemdeki bu gizli zorlanmayı bir sürücü olarak direksiyon başındayken nasıl anlarsınız? Klimayı ilk açtığınız anla beş dakika sonrası arasında belirgin bir ses farkı oluşuyorsa, kaputun altından "tık-tık" şeklinde çok sık devreye girip çıkan kütleme sesleri gelmeye başladıysa durup bir düşünmek gerek. Kompresör debriyajı (clutch coil) yüksek emiş basıncı dengesizliği yüzünden sistemi korumaya almak için sürekli açılır kapanır. Aşırı ısınan kompresör yağı (PAG ya da POE yağ) viskozitesini kaybeder, yağlama özelliğini yitiren hareketli parçalar metal metale sürtünmeye başlar... Sonra bir bakmışsınız, o pürüzsüz çalışan sistemden metal talaşları dökülüyor.
Arada bir torpido gözünü söküp o karbonlu ya da standart kağıt filtreyi şöyle bir ışığa tutmak çok mu zor sanki? Eğer filtre yüzeyi kararmışsa, mikro delikleri polen ve tortu katmanıyla tıkandıysa, klima blower motoru fazla akım çekmeye başlar ve sigorta kutusundan tutun da evaporatör sensörüne kadar tüm elektronik altyapıyı zorlar. Tam da bu noktada, sistemdeki emiş ve basma basınçları arasındaki fark (delta P) tehlikeli seviyelere ulaşır. Kompresörün gövdesindeki alüminyum döküm, bu yapay yüksek basınç karşısında sürekli genleşip büzülür ve sızdırmazlık keçeleri zamanla aşınır.
Bazen sanayide ustalara denk gelirsiniz, "Ağabey bu filtrenin kompresörle ne alakası var, o sadece içeri giren tozu tutar" derler ya... Sakın inanmayın. Havayı ememeyen bir pompa, vakum altında çalışmaya zorlanan bir piston demektir. Soğutucu gazın devirdaim hızı düştükçe kompresör kartelindeki yağ sirkülasyonı durma noktasına gelir, yağsız kalan piston segmanları silindir cidarlarını çizmeye başlar. Birkaç sezon değiştirilmeyen basit bir kabin filtresi, en nihayetinde binlerce liralık bir kompresör revizyonu veya komple sistem temizliği olarak karşınıza dikilir işte...