Ahmet Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Klima kompresörü devreye girdiğinde motor devrindeki o hafif düşüşü hissedersiniz, işte tam o anda havalandırma kanalındaki hava akış direnci (static pressure) maksimuma ulaşır. Torpido gözünün arkasındaki o küçük plastik kutuda unuttuğunuz polen filtresi, toz ve nem yüzünden katman katman tıkanmıştır. Hava geçmeyince evaparatör yüzeyinde yoğunlaşan nem donmaya başlar; sistem soğutmayı kestiği gibi evaporatörün etrafını buz kaplar. Basınç sensörü (PSI değerleri) anormal seviyelere çıkınca da klima kompresörü kendini korumaya alıp kilitler. Aslında minicik bir elyaf parçası, binlerce liralık kompresörünüzü hurdaya çıkarabilir.
Üfleme fanının (blower motor) harcadığı yüksek akımı ampermetreyle ölçseniz durumu hemen anlarsınız. Tıkanmış filtre yüzünden rahat hava ememeyen fan motoru, direnç grubunu (resistor) aşırı ısıtır ve bu rezistans bir süre sonra erir. Kabinde sadece acımsı bir plastik kokusu hissedersiniz, ardından havalandırma tamamen susar. Basit bir hava geçirgenlik kaybı, aracın tüm elektrik tesisatına ekstra yük bindirir; fan zorlandıkça ısınır, ısındıkça akım çeker...
Klima gazınız (R134a veya yeni nesil R1234yf) tam olabilir, sistemde hiç sızıntı bulunmayabilir ama o hava içeri girmiyorsa soğutma gerçekleşmez. Genleşme valfi (expansion valve) sıvı haldeki gazı gaz haline getirirken çevresinden ısı çeker; fakat hava akışı olmayınca bu ısı alışverişi yarım kalır. Sistemdeki termostatik kontrol devresi yanlış ölçüm yapar, klimanın beyni kabin içini soğuk sandığı için kompresörü sürekli açıp kapatır (magnetic clutch cycling). Bu dur-kalklar, kompresör debriyajını gürültülü bir şekilde aşındırır.
Polen filtresini söktüğünüzde yapraklar, polenler ve gri bir toz tabakasıyla karşılaşırsınız; oysa mikro düzeyde durum çok daha vahimdir. Nemli kalan filtre ortamı, mantar sporları ve bakteriler için kusursuz bir üreme alanıdır (biofilm tabakası). Fan her çalıştığında bu mikroorganizmaları doğrudan akciğerlerinize üfler, klima açılınca duyduğunuz o rutubetli küf kokusu işte bundandır. Bazen kokuyu gidermek için sprey sıkarsınız ama... Filtreyi değiştirmeden atılan her adım, evaporatör peteklerini daha da kirletir.
Sistem içi yüksek basınç hattındaki switch (pressostat) klimayı aniden kapattığında sorunu gaz eksikliğinde aramak büyük hatadır. Hava sirkülasyonu durduğunda yüksek basınç tarafında gaz genleşemez ve basınç 25-30 bar seviyelerine fırlar. Güvenlik şalteri atar, klima durur. Sadece yılda bir kez değiştirmeniz gereken aktifleştirilmiş karbonlu bir filtre, bu devasa basınç stresini tamamen engeller. Aksi takdirde, en zayıf halka olan rekor bağlantılarından gaz sızmaya başlar.
Mevsim geçişlerinde torpidoyu açıp o filtreye bakmak ne kadar zor olabilir? Gözenekleri dolmuş bir filtreyi basınçlı havayla temizlemeye çalışmak, mikro elyaf yapısını büsbütün bozar ve parçalar. Hava akış yönü (air flow) okuna dikkat etmeden takılan yeni bir filtre bile hava kaçaklarına yol açar. Kendi imkanlarınızla beş dakikada yapacağınız bir parça değişimi, sizi sanayideki yüksek maliyetli klima revizyonlarından korur. Bakımı ihmal edilen bir iklimlendirme sistemi, en sıcak günde sizi yarı yolda bırakmaya mahkumdur.
Üfleme fanının (blower motor) harcadığı yüksek akımı ampermetreyle ölçseniz durumu hemen anlarsınız. Tıkanmış filtre yüzünden rahat hava ememeyen fan motoru, direnç grubunu (resistor) aşırı ısıtır ve bu rezistans bir süre sonra erir. Kabinde sadece acımsı bir plastik kokusu hissedersiniz, ardından havalandırma tamamen susar. Basit bir hava geçirgenlik kaybı, aracın tüm elektrik tesisatına ekstra yük bindirir; fan zorlandıkça ısınır, ısındıkça akım çeker...
Klima gazınız (R134a veya yeni nesil R1234yf) tam olabilir, sistemde hiç sızıntı bulunmayabilir ama o hava içeri girmiyorsa soğutma gerçekleşmez. Genleşme valfi (expansion valve) sıvı haldeki gazı gaz haline getirirken çevresinden ısı çeker; fakat hava akışı olmayınca bu ısı alışverişi yarım kalır. Sistemdeki termostatik kontrol devresi yanlış ölçüm yapar, klimanın beyni kabin içini soğuk sandığı için kompresörü sürekli açıp kapatır (magnetic clutch cycling). Bu dur-kalklar, kompresör debriyajını gürültülü bir şekilde aşındırır.
Polen filtresini söktüğünüzde yapraklar, polenler ve gri bir toz tabakasıyla karşılaşırsınız; oysa mikro düzeyde durum çok daha vahimdir. Nemli kalan filtre ortamı, mantar sporları ve bakteriler için kusursuz bir üreme alanıdır (biofilm tabakası). Fan her çalıştığında bu mikroorganizmaları doğrudan akciğerlerinize üfler, klima açılınca duyduğunuz o rutubetli küf kokusu işte bundandır. Bazen kokuyu gidermek için sprey sıkarsınız ama... Filtreyi değiştirmeden atılan her adım, evaporatör peteklerini daha da kirletir.
Sistem içi yüksek basınç hattındaki switch (pressostat) klimayı aniden kapattığında sorunu gaz eksikliğinde aramak büyük hatadır. Hava sirkülasyonu durduğunda yüksek basınç tarafında gaz genleşemez ve basınç 25-30 bar seviyelerine fırlar. Güvenlik şalteri atar, klima durur. Sadece yılda bir kez değiştirmeniz gereken aktifleştirilmiş karbonlu bir filtre, bu devasa basınç stresini tamamen engeller. Aksi takdirde, en zayıf halka olan rekor bağlantılarından gaz sızmaya başlar.
Mevsim geçişlerinde torpidoyu açıp o filtreye bakmak ne kadar zor olabilir? Gözenekleri dolmuş bir filtreyi basınçlı havayla temizlemeye çalışmak, mikro elyaf yapısını büsbütün bozar ve parçalar. Hava akış yönü (air flow) okuna dikkat etmeden takılan yeni bir filtre bile hava kaçaklarına yol açar. Kendi imkanlarınızla beş dakikada yapacağınız bir parça değişimi, sizi sanayideki yüksek maliyetli klima revizyonlarından korur. Bakımı ihmal edilen bir iklimlendirme sistemi, en sıcak günde sizi yarı yolda bırakmaya mahkumdur.