Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Özellikle kış aylarının o dondurucu soğuklarında direksiyona geçtiğinizde, motordan yükselen o tatlı sıcaklığın kabine dolmasını beklersiniz değil mi? Yıllardır direksiyon sallayan, Fransız mühendisliğinin o kendine has huylarını ciğerine kadar bilen biri olarak söylüyorum; Peugeot sahiplerinin kışın en büyük kâbusu ısıtmayan o havalandırma kanallarıdır. Fanı sonuna kadar açarsınız, motor sıcaklığı göstergesi tam kıvamında doksanı gösterir ama kanallardan yüzünüze doğru üfleyen şey ne yazık ki ılık bir sonbahar rüzgârından öteye geçmez. Fransızların o dönem tasarladığı peteklerin iç kanalları o kadar ince, o kadar hassas ki... İşte tam da bu noktada, o çok güvendiğimiz antifriz ihmalleri veya yanlış soğutma sıvısı seçimleri gizliden gizliye faturayı kesmeye başlar.
Sürücü tarafı sıcacık üflerken yolcu tarafının buz kesmesi veya tam tersi durumla hiç karşılaştınız mı? Çift bölgeli dijital klimalı modellerde sıklıkla karşımıza çıkan bu garip durum, genellikle o göğsün arkasında sessiz sedasız çalışan küçücük klape motorlarının veya plastik dişlilerin sıyrılmasından kaynaklanır. Mesele sadece havanın yönlendirilmesi değil elbette, kalorifer radyatörünün yarısının çamurlaşmış tortuyla dolup diğer yarısının açık kalması da bu dengesizliğe yol açar. Bir bakmışsınız elinizi sol havalandırmaya uzattığınızda içiniz ısınırken, sağ tarafa geçtiğinizde eldiven giyme ihtiyacı duyuyorsunuz; insanı gerçekten çileden çıkaran bir tezatlık.
Sanayide kapısını çaldığınız ilk ustanın "hemen göğsü sökeceğiz, radyatör değişecek" demesine sakin kafayla bir dur demek lazım bazen. Yılların tecrübesiyle sabittir ki, bu araçlarda en büyük hata teşhisi koymadan en pahalı ve en işçilikli yola girmektir. Basit bir termostat arızası yüzünden motor Soğutma sıvısının ideal çalışma sıcaklığına ulaşamaması ihtimali varken, tüm ön paneli aşağı indirmek ne kadar mantıklı olabilir ki? Hatta bazen soğutma sisteminde biriken o küçücük hava kabarcığı bile bütün ısı aktarımını felç etmeye yeter de artar bile...
O peteklerin temizliği meselesi var bir de, hani şu özel makinelerle veya kimyasallarla yapılan devirdaimli yıkama işlemleri. Kimisi bu yöntemin mucizeler yarattığını söyler, kimisi de "petek delindi, ayaklarıma su doluyor" diye dizini döver. Haklılık payı var iki tarafın da; çünkü yıllarca biriken o pas ve kireç tabakası, petekteki çürümüş delikleri bir nevi tıkama görevi görmüş olabilir. Özel ilaçla o çamuru söküp attığınızda, tıkalı olan kanallar açılır açılmasına ama eğer malzeme ömrünü tamamlamışsa, o basınçlı su lehinize değil aleyhinize çalışmaya başlar.
Peugeot grubunun soğutma sistemi biraz nazlıdır, öyle her bulduğunuz musluk suyunu veya ucuz antifrizi bu motorlara boca edemezsiniz. Kireçli çeşme suyu motor bloğunun içinde yavaş yavaş birikerek o incecik kalorifer radyatörünü adeta bir taş ocağına çevirir zamanla. İdeal olanı, aracın fabrika verilerine uygun organik antifrizi saf suyla karıştırarak kullanmaktır aslında, sistemin ömrünü uzatmanın en bencilce ama en etkili yolu budur. Yıllardır bu dertle boğuşan sürücülere hep aynı şeyi söylerim; arabanızın soğutma sıvısına gösterdiğiniz özen, kışın kabinde ne kadar ısınacağınızın doğrudan bir teminatıdır.
Sürücü tarafı sıcacık üflerken yolcu tarafının buz kesmesi veya tam tersi durumla hiç karşılaştınız mı? Çift bölgeli dijital klimalı modellerde sıklıkla karşımıza çıkan bu garip durum, genellikle o göğsün arkasında sessiz sedasız çalışan küçücük klape motorlarının veya plastik dişlilerin sıyrılmasından kaynaklanır. Mesele sadece havanın yönlendirilmesi değil elbette, kalorifer radyatörünün yarısının çamurlaşmış tortuyla dolup diğer yarısının açık kalması da bu dengesizliğe yol açar. Bir bakmışsınız elinizi sol havalandırmaya uzattığınızda içiniz ısınırken, sağ tarafa geçtiğinizde eldiven giyme ihtiyacı duyuyorsunuz; insanı gerçekten çileden çıkaran bir tezatlık.
Sanayide kapısını çaldığınız ilk ustanın "hemen göğsü sökeceğiz, radyatör değişecek" demesine sakin kafayla bir dur demek lazım bazen. Yılların tecrübesiyle sabittir ki, bu araçlarda en büyük hata teşhisi koymadan en pahalı ve en işçilikli yola girmektir. Basit bir termostat arızası yüzünden motor Soğutma sıvısının ideal çalışma sıcaklığına ulaşamaması ihtimali varken, tüm ön paneli aşağı indirmek ne kadar mantıklı olabilir ki? Hatta bazen soğutma sisteminde biriken o küçücük hava kabarcığı bile bütün ısı aktarımını felç etmeye yeter de artar bile...
O peteklerin temizliği meselesi var bir de, hani şu özel makinelerle veya kimyasallarla yapılan devirdaimli yıkama işlemleri. Kimisi bu yöntemin mucizeler yarattığını söyler, kimisi de "petek delindi, ayaklarıma su doluyor" diye dizini döver. Haklılık payı var iki tarafın da; çünkü yıllarca biriken o pas ve kireç tabakası, petekteki çürümüş delikleri bir nevi tıkama görevi görmüş olabilir. Özel ilaçla o çamuru söküp attığınızda, tıkalı olan kanallar açılır açılmasına ama eğer malzeme ömrünü tamamlamışsa, o basınçlı su lehinize değil aleyhinize çalışmaya başlar.
Peugeot grubunun soğutma sistemi biraz nazlıdır, öyle her bulduğunuz musluk suyunu veya ucuz antifrizi bu motorlara boca edemezsiniz. Kireçli çeşme suyu motor bloğunun içinde yavaş yavaş birikerek o incecik kalorifer radyatörünü adeta bir taş ocağına çevirir zamanla. İdeal olanı, aracın fabrika verilerine uygun organik antifrizi saf suyla karıştırarak kullanmaktır aslında, sistemin ömrünü uzatmanın en bencilce ama en etkili yolu budur. Yıllardır bu dertle boğuşan sürücülere hep aynı şeyi söylerim; arabanızın soğutma sıvısına gösterdiğiniz özen, kışın kabinde ne kadar ısınacağınızın doğrudan bir teminatıdır.