Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Peugeot direksiyonuna kurulup da o malum ikaz sesini duyduğunuz an, keyfinizin kaçması kaçınılmaz bir sondur.
Kimi zaman trafikte ışıktan kalkarken el freni bırakmaz, kimi zaman da yokuş yukarı park ettiğinizde araç "Ben tutmuyorum" diye size sinyal çakar; işte bu anlar tam bir sinir harbine dönüşür.
Elektronik el freni dediğimiz o havalı sistem, bazen en olmadık yerde insanın başına bela açmayı pek sever.
Aslında işin aslı şu; bu Fransız güzellerinin narin elektronik kalbi, bizim hoyrat yollarımızı ve akülü zayıflıklarını pek kaldıramaz...
Akü zayıfladığı an beyin kafayı yer, el freni motoru da "Ben çalışmıyorum arkadaş" diyerek sessiz bir direnişe geçer.
Sigorta kutusunu kurcalamak bazen anlık bir mucize yaratır ama ertesi gün aynı yerde yine yolda kalırsınız.
Aracın altından gelen o minik dişli sıyırma sesini daha önce hiç duydunuz mu?
İşte o ses, tam anlamıyla cüzdanınızın hafifleyeceğinin resmî habercisidir; çünkü o küçük plastik dişliler bir kez kırıldı mı, komple mekanizma değişimi kaçınılmaz olur.
Yetkili servise gitseniz bir servet ödersiniz, mahalledeki ustaya gitseniz "Abi bu Fransızların elektriği bela" diye başını kaşır...
Peki ya o acil durum çekme teli nerede saklanıyor, hiç merak ettiniz mi?
Bagajın tabanını söküp o gizli halatı çekmek zorunda kalmadıysanız, henüz Peugeot sahibi olmanın vekiller sınavını tam anlamıyla vermemişsiniz demektir.
Balataların dijital olarak sıkışması da işin tuz biberi tabii; bazen sistem kalibre olmayı unutur ve siz hareket ettiğinizi sanırken balatalar sıfıra sıfır diski yiyor olur.
Sürekli "Acaba yine çekecek mi?" korkusuyla yaşamaktense, sistemi kökten bir gözden geçirtmek en huzurlu yoldur.
Kimseye trust etmeyin, özellikle de o karmaşık sensörlere...
Kimi zaman trafikte ışıktan kalkarken el freni bırakmaz, kimi zaman da yokuş yukarı park ettiğinizde araç "Ben tutmuyorum" diye size sinyal çakar; işte bu anlar tam bir sinir harbine dönüşür.
Elektronik el freni dediğimiz o havalı sistem, bazen en olmadık yerde insanın başına bela açmayı pek sever.
Aslında işin aslı şu; bu Fransız güzellerinin narin elektronik kalbi, bizim hoyrat yollarımızı ve akülü zayıflıklarını pek kaldıramaz...
Akü zayıfladığı an beyin kafayı yer, el freni motoru da "Ben çalışmıyorum arkadaş" diyerek sessiz bir direnişe geçer.
Sigorta kutusunu kurcalamak bazen anlık bir mucize yaratır ama ertesi gün aynı yerde yine yolda kalırsınız.
Aracın altından gelen o minik dişli sıyırma sesini daha önce hiç duydunuz mu?
İşte o ses, tam anlamıyla cüzdanınızın hafifleyeceğinin resmî habercisidir; çünkü o küçük plastik dişliler bir kez kırıldı mı, komple mekanizma değişimi kaçınılmaz olur.
Yetkili servise gitseniz bir servet ödersiniz, mahalledeki ustaya gitseniz "Abi bu Fransızların elektriği bela" diye başını kaşır...
Peki ya o acil durum çekme teli nerede saklanıyor, hiç merak ettiniz mi?
Bagajın tabanını söküp o gizli halatı çekmek zorunda kalmadıysanız, henüz Peugeot sahibi olmanın vekiller sınavını tam anlamıyla vermemişsiniz demektir.
Balataların dijital olarak sıkışması da işin tuz biberi tabii; bazen sistem kalibre olmayı unutur ve siz hareket ettiğinizi sanırken balatalar sıfıra sıfır diski yiyor olur.
Sürekli "Acaba yine çekecek mi?" korkusuyla yaşamaktense, sistemi kökten bir gözden geçirtmek en huzurlu yoldur.
Kimseye trust etmeyin, özellikle de o karmaşık sensörlere...