Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen gün sanayide kahvemi yudumlarken ustamın yanına yanaşan o gümüş renkli Peugeot 308’in gösterge panelini gördüğümde, açıkçası hiç şaşırmadım. Önümde duran o rengarenk arıza lambaları ekranı adeta bir yılbaşı ağacına dönmüştü ve sürücünün yüzündeki o malum çaresizlik ifadesi her şeyi özetliyordu. Peugeot kullanıcılarının çok iyi bildiği o meşhur ESP/ABS hatası yine sahnedeydi işte... Aslında direksiyonun arkasındaki insanı zihnen çileden çıkaran şey frenlerin tutmaması falan değil; o minicik sensör yüzünden koskoca arabanın bir anda kendini korumaya alıp sizi yolda bırakacağını hissettirmesi. Tekerleğin hemen arkasında, tozun, çamurun, sıcağın ve suyun tam göbeğinde çalışan küçücük bir plastik parçadan bahsediyoruz nihayetinde. Zamanla o tekerlek hız sensörünün ucunda biriken balata tozu veya yoldan sıçrayan zift, sinyal okumasını engellemeye başladığında olanlar oluyor. Bazen sadece kirlenmiştir diyoruz ama oksitlenen kablolar, çatlayan soketler derken o sinyal bir kopuyor ki sormayın...
Sürüş esnasında aniden beliren o ikaz lambası çıktığında insanın aklına ilk gelen "Eyvah, şimdi kaç paraya patlayacak bu iş?" sorusu oluyor ister istemez. Fakat işin garip yanı, fren pedalına bastığınızda araba aslında gayet güzel duruyor, mekanik olarak hidrolikte veya balatalarda hiçbir sorun yok. Zaten tehlikeli olan ve sürücüyü yanıltan nokta da tam olarak bu; araç duruyor ama ani bir panik frende ABS devreye girmeyeceği için tekerlekler kilitlenip sizi yoldan çıkarabilir. Hatta Peugeot'ların o hassas elektronik beyni, bu arızayı algıladığı an yokuş kalkış desteğinden tutun da hıza duyarlı direksiyona kadar ne varsa devre dışı bırakıveriyor. Yani anlayacağınız, tekerlekteki o ufak plastik parça susunca arabanın bütün konfor teknolojisi adeta felç kalıyor... Seyir halindeyken bir anlık dikkatsizlik, ıslak bir virajda kızaklayan tekerlekler... Düşünmesi bile insanı ürkütmeye yetiyor.
Servise gittiğinizde bilgisayara bağlayıp "sağ arka sensör arızalı" dediklerinde hemen parçayı değiştirtmek için acele etmeyin derim ben. Kaç kere şahit oldum; parça değişiyor ama hata üç gün sonra hop diye tekrar panellere geri dönüyor. Çoğu zaman sorun sensörün kendisinde değil, hemen karşısındaki rulmanda bulunan okuyucu manyetik halkanın aşınmasında veya paslanmasında yatıyor çünkü. O manyetik halka zamanla özelliğini yitirince yeni taktığınız sıfır sensör bile boşluğa bakıp saçmalamaya devam ediyor doğal olarak. Ustanızın eline bir balata spreyi alıp önce o bölgeyi, soketleri ve kablo tesisatını güzelce bir temizlemesini isteyin; belkiniz de paranız cebinizde kalır. Kablo hattındaki gözle görülmeyen minik bir ezik veya temassızlık yüzünden az insan parça değişimi için servislere servet dökmedi bu piyasada...
Eğer bütçeniz elveriyorsa ve o parçayı gerçekten değiştirmeniz gerekiyorsa, internetten bulduğunuz o ne idüğü belirsiz ucuz yan sanayi sensörlere asla elinizi sürmeyin derim. Fransız araçlarının elektronik altyapısı zaten hassasiyetiyle meşhurdur, voltaj değerindeki en ufak bir sapmayı bile anında arıza olarak kaydeder. Birkaç yüz lira daha ucuza alacağınız kalitesiz bir sensör, ilk yağmurlu günde sizi yine aynı arıza lambasıyla baş başa bırakacaktır şüphesiz. O yüzden ya orijinal Peugeot üretimi ya da Bosch, Valeo gibi rüştünü ispatlamış markaların ürünlerine yönelmek en mantıklı yol. Arabanızın güvenlikle ilgili en kritik sistemlerinden birini şansa bırakmak, adeta kendi bacağınıza sıkmaktan farksız neticede...
Sürüş esnasında aniden beliren o ikaz lambası çıktığında insanın aklına ilk gelen "Eyvah, şimdi kaç paraya patlayacak bu iş?" sorusu oluyor ister istemez. Fakat işin garip yanı, fren pedalına bastığınızda araba aslında gayet güzel duruyor, mekanik olarak hidrolikte veya balatalarda hiçbir sorun yok. Zaten tehlikeli olan ve sürücüyü yanıltan nokta da tam olarak bu; araç duruyor ama ani bir panik frende ABS devreye girmeyeceği için tekerlekler kilitlenip sizi yoldan çıkarabilir. Hatta Peugeot'ların o hassas elektronik beyni, bu arızayı algıladığı an yokuş kalkış desteğinden tutun da hıza duyarlı direksiyona kadar ne varsa devre dışı bırakıveriyor. Yani anlayacağınız, tekerlekteki o ufak plastik parça susunca arabanın bütün konfor teknolojisi adeta felç kalıyor... Seyir halindeyken bir anlık dikkatsizlik, ıslak bir virajda kızaklayan tekerlekler... Düşünmesi bile insanı ürkütmeye yetiyor.
Servise gittiğinizde bilgisayara bağlayıp "sağ arka sensör arızalı" dediklerinde hemen parçayı değiştirtmek için acele etmeyin derim ben. Kaç kere şahit oldum; parça değişiyor ama hata üç gün sonra hop diye tekrar panellere geri dönüyor. Çoğu zaman sorun sensörün kendisinde değil, hemen karşısındaki rulmanda bulunan okuyucu manyetik halkanın aşınmasında veya paslanmasında yatıyor çünkü. O manyetik halka zamanla özelliğini yitirince yeni taktığınız sıfır sensör bile boşluğa bakıp saçmalamaya devam ediyor doğal olarak. Ustanızın eline bir balata spreyi alıp önce o bölgeyi, soketleri ve kablo tesisatını güzelce bir temizlemesini isteyin; belkiniz de paranız cebinizde kalır. Kablo hattındaki gözle görülmeyen minik bir ezik veya temassızlık yüzünden az insan parça değişimi için servislere servet dökmedi bu piyasada...
Eğer bütçeniz elveriyorsa ve o parçayı gerçekten değiştirmeniz gerekiyorsa, internetten bulduğunuz o ne idüğü belirsiz ucuz yan sanayi sensörlere asla elinizi sürmeyin derim. Fransız araçlarının elektronik altyapısı zaten hassasiyetiyle meşhurdur, voltaj değerindeki en ufak bir sapmayı bile anında arıza olarak kaydeder. Birkaç yüz lira daha ucuza alacağınız kalitesiz bir sensör, ilk yağmurlu günde sizi yine aynı arıza lambasıyla baş başa bırakacaktır şüphesiz. O yüzden ya orijinal Peugeot üretimi ya da Bosch, Valeo gibi rüştünü ispatlamış markaların ürünlerine yönelmek en mantıklı yol. Arabanızın güvenlikle ilgili en kritik sistemlerinden birini şansa bırakmak, adeta kendi bacağınıza sıkmaktan farksız neticede...