Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Peugeot ABS Arıza Lambası Neden Yanar?
Yolda süzülürken o turuncu lamba birden göz kırpar, insanın içine bir kurt düşer hemen... Direksiyonun ucundaki o ufak simge var ya, işte o frenlerin kalbine giden sinyallerin kesildiğini fısıldar aslında. Hızlı akan trafikte o ışık yandığında, asfaltın altındaki o güvenli his buhar olup uçar gidiverir. Sürücü koltuğunda otururken insan ister istemez kendi kendine sorar, bu Fransız mühendisliği yine neyin peşinde acaba...
Tekerlek bilyalarının içine gömülü o minik manyetik sensörler zamanla balçıkla, demir tozlarıyla dolup taşar... Sensör dediğin narin şeydir, dışarıdan gelen bir taş darbesiyle ya da yılların yorgunluğuyla kablosundan kopup sinyal vermeyi kesiverir. ABS beyni, yani o hidrolik blok üzerindeki elektronik ünite, tekerlekten o akışı alamayınca kafayı yer tabi. Kilitlemesiz frenleme sistemi devre dışı kaldığında, o ani duruşlardaki kızaklama korkusu da omuriliğe kadar iner...
Beyin demişken, motor kaputunun altındaki o karmaşık soketler ve sigorta kutusu tam bir nem tuzağıdır bizim oralarda... Kışın yollara dökülen o tuzlu sular zamanla soketlerin içine sızar, yeşil küf yapar ve iletişimi koparır. Elektronik aksam suyla teması hiç sevmez, şasi alır, akım kaçağı yapar ve gösterge panelinde o cayır cayır yanan lamba beliriverir. Belki de sadece küçük bir oksitlenme meselesidir, kimbilir...
Fren hidrolik sıvısının seviyesi azaldığında ya da ömrünü tamamlayıp özelliğini yitirdiğinde sistem alarm verir doğrudan... O hidrolik basıncı olmadan balatalar diskleri kavrayamaz, pedal sertleşir veya taşa döner resmen. Servisçilerin "değişmesi lazım" dediği o fren yağı, aslında hayat kurtaran gizli kahramandır da haberimiz olmaz. Eksilen yağı tamamlamak yetmez bazen, sistemin havasını almak, o boruların içindeki eski tortuyu tamamen temizlemek şarttır...
Diagnostik cihazına bağlandığında o arıza kodu ekrana düşer ya, usta hemen söze girer "beyin arızalı" diye... Oysa işin aslı çoğu zaman tekerlek hız sensörünün kablosundaki ufak bir temassızlıktan ibarettir, parayı sokağa atmamak lazım. Sanayi köşelerinde parça değiştirmek en kolayıdır, asıl marifet o kopuk lehimin yerini bulup onarmaktır. İnsan kendi arabasını tanımalı biraz, o gösterge panelindeki uyarılara kulak vermeli...
Yolda süzülürken o turuncu lamba birden göz kırpar, insanın içine bir kurt düşer hemen... Direksiyonun ucundaki o ufak simge var ya, işte o frenlerin kalbine giden sinyallerin kesildiğini fısıldar aslında. Hızlı akan trafikte o ışık yandığında, asfaltın altındaki o güvenli his buhar olup uçar gidiverir. Sürücü koltuğunda otururken insan ister istemez kendi kendine sorar, bu Fransız mühendisliği yine neyin peşinde acaba...
Tekerlek bilyalarının içine gömülü o minik manyetik sensörler zamanla balçıkla, demir tozlarıyla dolup taşar... Sensör dediğin narin şeydir, dışarıdan gelen bir taş darbesiyle ya da yılların yorgunluğuyla kablosundan kopup sinyal vermeyi kesiverir. ABS beyni, yani o hidrolik blok üzerindeki elektronik ünite, tekerlekten o akışı alamayınca kafayı yer tabi. Kilitlemesiz frenleme sistemi devre dışı kaldığında, o ani duruşlardaki kızaklama korkusu da omuriliğe kadar iner...
Beyin demişken, motor kaputunun altındaki o karmaşık soketler ve sigorta kutusu tam bir nem tuzağıdır bizim oralarda... Kışın yollara dökülen o tuzlu sular zamanla soketlerin içine sızar, yeşil küf yapar ve iletişimi koparır. Elektronik aksam suyla teması hiç sevmez, şasi alır, akım kaçağı yapar ve gösterge panelinde o cayır cayır yanan lamba beliriverir. Belki de sadece küçük bir oksitlenme meselesidir, kimbilir...
Fren hidrolik sıvısının seviyesi azaldığında ya da ömrünü tamamlayıp özelliğini yitirdiğinde sistem alarm verir doğrudan... O hidrolik basıncı olmadan balatalar diskleri kavrayamaz, pedal sertleşir veya taşa döner resmen. Servisçilerin "değişmesi lazım" dediği o fren yağı, aslında hayat kurtaran gizli kahramandır da haberimiz olmaz. Eksilen yağı tamamlamak yetmez bazen, sistemin havasını almak, o boruların içindeki eski tortuyu tamamen temizlemek şarttır...
Diagnostik cihazına bağlandığında o arıza kodu ekrana düşer ya, usta hemen söze girer "beyin arızalı" diye... Oysa işin aslı çoğu zaman tekerlek hız sensörünün kablosundaki ufak bir temassızlıktan ibarettir, parayı sokağa atmamak lazım. Sanayi köşelerinde parça değiştirmek en kolayıdır, asıl marifet o kopuk lehimin yerini bulup onarmaktır. İnsan kendi arabasını tanımalı biraz, o gösterge panelindeki uyarılara kulak vermeli...