Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yılların direksiyon sallayanı, yazıp çizeni olarak asfaltın sesini motorun soluğundan ayırmayı çoktan öğrendim sanırdım ama bazı mekanik gerçekler var ki insanı, hele de o direksiyonun başında dalgın bir anındaysa, fena halde ters köşeye yatırıveriyor; özellikle de son yıllarda trafikte dur-kalk yapmaktan ömrü törpülenen otomatik şanzımanlar sessiz sedasız arıza sinyalleri vermeye başladığında durumun ciddiyeti ancak vites kutusundan gelen o garip homurtuyla anlaşılıyor... Aslında makinenin bizden istediği o kadar az şey var ki, biraz özen, biraz zamanında değiştirilen o bal rengi şanzıman yağı ve tabiî ki motorla şanzımanın uyumuna gösterilen o incecik hassasiyet, yani demem o ki arabayı sadece sürmek yetmiyor bazen onunla aynı dili konuşmak, ne dediğini kulak kabartarak anlamak gerekiyor; oysa biz ne yapıyoruz, gaza basıp gitmekten başka hiçbir detayla ilgilenmiyoruz.
Vites geçişlerindeki o hafif, neredeyse hissedilmeyecek kadar narin sarsıntıyı ilk duyduğunuzda ne düşündünüz mesela, muhtemelen geçip gider dediniz değil mi ya da yolun bozukluğuna verdiniz o minik tekleme hissini; halbuki şanzıman yağı özelliğini yitirmeye başladığında içerideki o muazzam dişli çarklar birbirini yemeye başlar ve siz bunu ancak iş işten çoktan geçmişken, yolda kalıp çekici beklerken fark edersiniz... Bakım dediğimiz şey öyle sadece servisin eline anahtar verip yağı suyu değiştirmekten ibaret değil; hangi devirde nasıl vites attığını, yokuş yukarı çıkarken motorun zorlanıp zorlanmadığını hissetmek lazım; çünkü bu demir yığınlarının da bir sabrı var ve biz o sabrı genellikle kırmızı ışıkta kalkış yaparken gaz pedalına haddinden fazla yüklenerek sınıyoruz.
Acaba kaçımız park ederken önce aracı tamamen durdurup sonra P konumuna alıyoruz, yoksa hâlâ o alışkanlık uğruna şanzımanın kilidine bütün yükü bindirip eskiyivermesine göz mu yumuyoruz; işte bu küçük detaylar, o binlerce liralık masrafların kapısını ardına kadar aralayan en büyük ihmaller zinciridir ve kimse bunun farkında bile değil... Şanzıman sadece bir aktarma organı değil, ruhu olan bir mekanizma adeta, ona nasıl davranırsanız size karşılığını da o yolla verir; biraz yavaşlamak, o geçişlerin yumuşaklığına odaklanmak, motor soğukken o devir saatini rölantide biraz dinlendirmek inanın on dakikanızı bile almaz ama ömrünü yıllarca uzatır... Belki de arabaya bindiğimizde radyo kanalını ayarlamak yerine biraz da altımızdaki bu karmaşık mühendislik harikasının ne durumda olduğunu düşünmenin vakti gelmiştir, kim bilir...
Vites geçişlerindeki o hafif, neredeyse hissedilmeyecek kadar narin sarsıntıyı ilk duyduğunuzda ne düşündünüz mesela, muhtemelen geçip gider dediniz değil mi ya da yolun bozukluğuna verdiniz o minik tekleme hissini; halbuki şanzıman yağı özelliğini yitirmeye başladığında içerideki o muazzam dişli çarklar birbirini yemeye başlar ve siz bunu ancak iş işten çoktan geçmişken, yolda kalıp çekici beklerken fark edersiniz... Bakım dediğimiz şey öyle sadece servisin eline anahtar verip yağı suyu değiştirmekten ibaret değil; hangi devirde nasıl vites attığını, yokuş yukarı çıkarken motorun zorlanıp zorlanmadığını hissetmek lazım; çünkü bu demir yığınlarının da bir sabrı var ve biz o sabrı genellikle kırmızı ışıkta kalkış yaparken gaz pedalına haddinden fazla yüklenerek sınıyoruz.
Acaba kaçımız park ederken önce aracı tamamen durdurup sonra P konumuna alıyoruz, yoksa hâlâ o alışkanlık uğruna şanzımanın kilidine bütün yükü bindirip eskiyivermesine göz mu yumuyoruz; işte bu küçük detaylar, o binlerce liralık masrafların kapısını ardına kadar aralayan en büyük ihmaller zinciridir ve kimse bunun farkında bile değil... Şanzıman sadece bir aktarma organı değil, ruhu olan bir mekanizma adeta, ona nasıl davranırsanız size karşılığını da o yolla verir; biraz yavaşlamak, o geçişlerin yumuşaklığına odaklanmak, motor soğukken o devir saatini rölantide biraz dinlendirmek inanın on dakikanızı bile almaz ama ömrünü yıllarca uzatır... Belki de arabaya bindiğimizde radyo kanalını ayarlamak yerine biraz da altımızdaki bu karmaşık mühendislik harikasının ne durumda olduğunu düşünmenin vakti gelmiştir, kim bilir...