Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Cebimizdeki o parıltılı cam parçası yavaş yavaş ruhumuzu kemiriyor, farkında bile değiliz. Sabah uyanır uyanmaz ilk işimiz ekrana dokunmak oluyor, gece gözümüz kapanırken son gördüğümüz şey yine o mavi ışık. Hayatı kaçırıyoruz abi ya, vallahi billahi hayat akıp gidiyor biz camın arkasından seyrediyoruz. Bildirim sesleri adeta beynimizi ele geçirdi, her titreşimde istemsizce elime sarılıyorum. Bu köleliğe daha ne kadar sessiz kalacağız, kendimize bu kötülüğü neden yapıyoruz sanki?
Ekran süresi raporları haftalık yüzümüze çarpıyor ama kimin umurunda, yine o lanet uygulamalarda kaybolup gidiyoruz. Saatlerimizi çalıyorlar, geriye sadece yorgun gözler ve boş bir zihin kalıyor. Dijital dünyada kralız ama gerçek dünyada bir hiçiz, sokaktaki insanı görmüyor yanımızdakine iki kelam edemiyoruz. Bildirimler susmuyor, zihnimiz hiç dinlenmiyor, sürekli bir FOMO yani bir şeyleri kaçırma korkusuyla nefes alıyoruz.
Bildirimleri tamamen kapatmak ilk ve en sert adım olmalı, yoksa bu işin sonu yok. Telefonu yatak odasından dışarı atmak lazım, gece uyanıp o ekrana bakma illetine son vermeli. Ekranı siyah beyaza çevirmek bile o ucuz dopamin etkisini anında kırıyor, bir dene bak nasıl soğuyacaksın aletten. Sosyal medyayı silmek ölüm gibi geliyor değil mi, peki ya gerçek hayatın silinip gitmesi ne olacak?
Sokakta yürürken havaya bakmak yerine parmağımızı ekranda kaydırmaya devam ediyoruz, duvara çarpacağız neredeyse. Bu bağımlılık sigaradan da uyuşturucudan da beter çünkü kimse suç olarak görmüyor, herkes ellerinde telefonla zombi gibi dolaşıyor. Çocuklarımız bizi ekrana gömülü görüyor, onlara ne öğretiyoruz Allah aşkına? Bir gün silinecek o sanal beğeniler için gerçek ömrümüzü harcıyoruz, ne acı değil mi?
Telefonu eline almadığın o ilk gün ellerin titreyecek, boşlukta hissedeceksin, canın sıkılacak belki de. Bırak sıkılsın, insan sıkıla sıkıla insan olur zaten, o boşlukta yeni fikirler doğar, ruh dinlenir. Kulaklığı takıp müzik dinleyerek yürümek yerine kuş sesini dinle biraz, rüzgarın yüzüne vuruşunu hisset. Bu ekran hapishanesinden kaçmak bizim elimizde, başka çaremiz kalmadı çünkü...
Ekran süresi raporları haftalık yüzümüze çarpıyor ama kimin umurunda, yine o lanet uygulamalarda kaybolup gidiyoruz. Saatlerimizi çalıyorlar, geriye sadece yorgun gözler ve boş bir zihin kalıyor. Dijital dünyada kralız ama gerçek dünyada bir hiçiz, sokaktaki insanı görmüyor yanımızdakine iki kelam edemiyoruz. Bildirimler susmuyor, zihnimiz hiç dinlenmiyor, sürekli bir FOMO yani bir şeyleri kaçırma korkusuyla nefes alıyoruz.
Bildirimleri tamamen kapatmak ilk ve en sert adım olmalı, yoksa bu işin sonu yok. Telefonu yatak odasından dışarı atmak lazım, gece uyanıp o ekrana bakma illetine son vermeli. Ekranı siyah beyaza çevirmek bile o ucuz dopamin etkisini anında kırıyor, bir dene bak nasıl soğuyacaksın aletten. Sosyal medyayı silmek ölüm gibi geliyor değil mi, peki ya gerçek hayatın silinip gitmesi ne olacak?
Sokakta yürürken havaya bakmak yerine parmağımızı ekranda kaydırmaya devam ediyoruz, duvara çarpacağız neredeyse. Bu bağımlılık sigaradan da uyuşturucudan da beter çünkü kimse suç olarak görmüyor, herkes ellerinde telefonla zombi gibi dolaşıyor. Çocuklarımız bizi ekrana gömülü görüyor, onlara ne öğretiyoruz Allah aşkına? Bir gün silinecek o sanal beğeniler için gerçek ömrümüzü harcıyoruz, ne acı değil mi?
Telefonu eline almadığın o ilk gün ellerin titreyecek, boşlukta hissedeceksin, canın sıkılacak belki de. Bırak sıkılsın, insan sıkıla sıkıla insan olur zaten, o boşlukta yeni fikirler doğar, ruh dinlenir. Kulaklığı takıp müzik dinleyerek yürümek yerine kuş sesini dinle biraz, rüzgarın yüzüne vuruşunu hisset. Bu ekran hapishanesinden kaçmak bizim elimizde, başka çaremiz kalmadı çünkü...