Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabah arabanın kontağını çevirdiğinizde arkada beliren o hafif puslu, tatlı mavi renkli bulut aslında motorun derinliklerinde bir şeylerin can çekiştiğinin resmidir. Silindir kapak contasının hemen altındaki supap lastikleri zamanla elastikiyetini kaybeder, sertleşir ve motor stop halindeyken sızan yağın yanma odasına dolmasına yol açar. Hele bir de sabah ilk çalıştırmada yoğunlaşıp motor ısındıkça azalıyorsa... Yağ segmanlarının silindir çeperindeki o incecik yağ filmini sıyıramaması da bir başka dert tabii. İşte o an silindir içinde sıkışan hava-yakıt karışımına motor yağı da ortak olur ve yüksek ısıda yanarak o meşhur mavi dumanı egzoz borusundan dışarı üfler.
Pistonların üzerindeki o minik segman kanalları kurum bağlayıp kilitlendiğinde, motor yağını kartere geri gönderemez hale gelir. Haliyle yukarıda kalan yağ, kompresyon zamanında pistonun tepesinde birikir ve buji ateşlendiği anda yakıtla birlikte alev alır. Yağ eksiltme dediğimiz durum tam olarak burada başlar; motorunuz her bin kilometrede litrelerce yağı adeta yutar. Aslında sorun sadece yağın eksilmesi de değil, yanma odasında biriken kurumların buji tırnaklarını kirletmesi ve ateşleme kalitesini düşürmesidir. Buji yağlandığı için tekleme yapar motor, çekişten düşer, homurdanmaya başlar.
Turbo şarjlı bir aracınız varsa ve egzozdan o mavi tonlar yükseliyorsa, şüphe oklarını biraz da turbo milinin yataklarına çevirmek gerekiyor. Turbonun yüksek devirlerde sorunsuz dönebilmesi için merkez yatağa sürekli basınçlı yağ gönderilir ama buradaki keçe ve burçlar aşındığında, yağ doğrudan egzoz salyangozuna veya emme manifolduna sızar. Kompresör pervanesi o yağı emip silindirlere gönderdiğinde ise arkamızda bıraktığımız o yoğun kokulu duman tabakası kaçınılmaz olur. Yani her mavi dumanı hemen motor bitti diye yorumlamamak, turbonun o hassas mil boşluğunu da kontrol etmek lazım.
Karter havalandırma valfi, yani yaygın bilinen adıyla PCV sistemi tıkandığında motor bloğunun içinde inanılmaz bir iç basınç birikir. Bu yüksek basınç, motor yağını bulduğu en zayıf noktadan, genellikle de supap gaydlarının arasından yukarıya, emme hattına doğru fışkırtır. Kendi kendine yükselen bu basınç yüzünden motor yağı adeta buharlaşarak yanma odasına taşınır ve egzoz susturucusundan mavi bir tonda dışarı salınır. Basit bir valf arızası yüzünden koskoca motoru indirmeyi düşünen öyle çok sürücü gördüm ki... Halbuki sistemdeki o küçük tıkanıklık giderilse, basınç dengelenecek ve yağ kaçışı bıçak gibi kesilecek.
Silindir çeperinde zamanla oluşan o mikronluk aşınmalar, yani halk dilindeki adıyla "ovalleşme" gerçekleştikten sonra yeni segman atmak bile çare olmayabilir bazen. Piston yukarı aşağı hareket ederken silindir duvarındaki o mikroskobik çiziklerin içini dolduran yağ, segmanların süpürme açısının dışında kalır. Yanma odasındaki bin derecelik sıcaklık o çizgilerde kalan yağı anında buharlaştırır ve egzoz sistemindeki katalitik konvertörün gözeneklerini tıkayana kadar bu süreç devam eder. Yağ çubuğunu her çektiğinizde seviyenin biraz daha aşağıda olduğunu görmek can sıkıcıdır, biliyorum, ama rektifiye tezgahının yolu görünmüşse de yapacak pek bir şey kalmamıştır artık.
Pistonların üzerindeki o minik segman kanalları kurum bağlayıp kilitlendiğinde, motor yağını kartere geri gönderemez hale gelir. Haliyle yukarıda kalan yağ, kompresyon zamanında pistonun tepesinde birikir ve buji ateşlendiği anda yakıtla birlikte alev alır. Yağ eksiltme dediğimiz durum tam olarak burada başlar; motorunuz her bin kilometrede litrelerce yağı adeta yutar. Aslında sorun sadece yağın eksilmesi de değil, yanma odasında biriken kurumların buji tırnaklarını kirletmesi ve ateşleme kalitesini düşürmesidir. Buji yağlandığı için tekleme yapar motor, çekişten düşer, homurdanmaya başlar.
Turbo şarjlı bir aracınız varsa ve egzozdan o mavi tonlar yükseliyorsa, şüphe oklarını biraz da turbo milinin yataklarına çevirmek gerekiyor. Turbonun yüksek devirlerde sorunsuz dönebilmesi için merkez yatağa sürekli basınçlı yağ gönderilir ama buradaki keçe ve burçlar aşındığında, yağ doğrudan egzoz salyangozuna veya emme manifolduna sızar. Kompresör pervanesi o yağı emip silindirlere gönderdiğinde ise arkamızda bıraktığımız o yoğun kokulu duman tabakası kaçınılmaz olur. Yani her mavi dumanı hemen motor bitti diye yorumlamamak, turbonun o hassas mil boşluğunu da kontrol etmek lazım.
Karter havalandırma valfi, yani yaygın bilinen adıyla PCV sistemi tıkandığında motor bloğunun içinde inanılmaz bir iç basınç birikir. Bu yüksek basınç, motor yağını bulduğu en zayıf noktadan, genellikle de supap gaydlarının arasından yukarıya, emme hattına doğru fışkırtır. Kendi kendine yükselen bu basınç yüzünden motor yağı adeta buharlaşarak yanma odasına taşınır ve egzoz susturucusundan mavi bir tonda dışarı salınır. Basit bir valf arızası yüzünden koskoca motoru indirmeyi düşünen öyle çok sürücü gördüm ki... Halbuki sistemdeki o küçük tıkanıklık giderilse, basınç dengelenecek ve yağ kaçışı bıçak gibi kesilecek.
Silindir çeperinde zamanla oluşan o mikronluk aşınmalar, yani halk dilindeki adıyla "ovalleşme" gerçekleştikten sonra yeni segman atmak bile çare olmayabilir bazen. Piston yukarı aşağı hareket ederken silindir duvarındaki o mikroskobik çiziklerin içini dolduran yağ, segmanların süpürme açısının dışında kalır. Yanma odasındaki bin derecelik sıcaklık o çizgilerde kalan yağı anında buharlaştırır ve egzoz sistemindeki katalitik konvertörün gözeneklerini tıkayana kadar bu süreç devam eder. Yağ çubuğunu her çektiğinizde seviyenin biraz daha aşağıda olduğunu görmek can sıkıcıdır, biliyorum, ama rektifiye tezgahının yolu görünmüşse de yapacak pek bir şey kalmamıştır artık.