Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Hekim seçimi bu sürecin en kritik virajıdır galiba, çünkü gidip de derdini anlatamamak ya da yanlış kapıyı çalmak var işin ucunda. Basur şüphesiyle kıvranan bir bireyin ilk yapması gereken şey, kulaktan dolma kocakarı ilaçlarını bir kenara fırlatıp genel cerrahi uzmanının yolunu tutmaktır vallahi. Süreç, hastanın koltuğa oturup semptomlarını anlatmasıyla başlar ki tıp dilinde buna anamnez deniyor; ne zamandır kanama var, ağrı ne boyutta, o şişlikler dışarı çıkıp kendi kendine geri giriyor mu yoksa hep dışarıda mı kalıyor... Detaylı bir hasta öyküsü, doğru teşhisin neredeyse yarı yoludur diyebiliriz aslında. Hekim, hastanın tuvalet alışkanlıklarını, beslenme düzenini ve hatta ailesinde benzer şikayetler olup olmadığını sorgularken, aslında arkada yatan başka bir patolojinin ipuçlarını yakalamaya çalışır.
Muayene masasına uzanmak her ne kadar psikolojik bir bariyer gibi görünse de, fiziksel inceleme olmadan bu işin içinden çıkmak imkansız abi ya. Proktolojik muayene adı verilen bu aşamada, hasta genellikle sol yan tarafa yatırılarak cenin pozisyonu aldırılır ve anal bölge gözle, yani inspeksiyonla dışarıdan incelenir. Dış hemoroidler, çatlaklar, fistül ağızları veya tromboze olmuş, yani içi kan pıhtısıyla dolmuş o mor renkli sert memeler bu ilk bakışta hemen kendini ele verir zaten. Hani bazen insan kendi kendine "acaba bende ne var" diye kurar ya, işte uzman gözü oraya baktığı an durumun rengi üç aşağı beş yukarı belli olur. Eğer dışarıda görünür bir şey yoksa, bu sefer hekimin parmakla yaptığı o meşhur rektal tuşe muayenesine sıra gelir ki anal kanalın tonusunu, yani kas gücünü ve içerideki olası kitleleri anlamak için bu şarttır.
İç hemoroidler anal kanalın üst kısımlarında yer aldığı için parmakla hissetmek bazen tam olarak yeterli gelmeyebilir, işte tam bu noktada devreye o ışıklı, küçük cihazlar girer. Anoskop veya rektoskop denilen bu aletler, anal kanalın iç yapısını doğrudan, canlı canlı görmeyi sağlar ve teşhisi kesinleştirir. Doktor o incecik boru benzeri aletle içeriye göz attığında, hemoroid memelerinin kaçıncı derecede olduğunu, mukozanın durumunu ve kanamanın tam olarak hangi odaktan kaynaklandığını net bir şekilde rapora yazar. Şiddetli bir ağrı varsa ya da hasta aşırı gerginse bu işlem bazen lokal anestezik kremler yardımıyla biraz daha konforlu hale getirilebilir tabii...
Peki ya her kanama hemoroid midir, ya işin rengi çok daha ciddiyse? Özellikle kırk yaşın üzerindeki hastalarda, ailede kolon kanseri öyküsü bulunanlarda veya açıklanamayan kilo kaybı, geçmeyen ishal-kabızlık atakları gibi alarm veren durumlarda sadece anal bölgeye bakıp "tamam sende basur var" demek büyük bir gaflet olur billahi. Böyle şüphe uyandıran vakalarda, kalın bağırsağın tamamını ya da en azından sol kısmını köşe bucak incelemek adına kolonoskopi veya sigmoidoskopi gibi ileri endoskopik tetkiklerin yapılması hayati önem taşır. Üstelik bu tetkikler sayesinde, hemoroid ile birebir aynı belirtileri gösteren polipler, divertiküller veya tümörler erkenden teşhis edilerek hastanın hayatı kurtulur; yani demem o ki, alttan gelen her kanamayı hafife almamak, işi uzmanına bırakıp derinlemesine bir inceleme yaptırmak en doğrusudur.
Muayene masasına uzanmak her ne kadar psikolojik bir bariyer gibi görünse de, fiziksel inceleme olmadan bu işin içinden çıkmak imkansız abi ya. Proktolojik muayene adı verilen bu aşamada, hasta genellikle sol yan tarafa yatırılarak cenin pozisyonu aldırılır ve anal bölge gözle, yani inspeksiyonla dışarıdan incelenir. Dış hemoroidler, çatlaklar, fistül ağızları veya tromboze olmuş, yani içi kan pıhtısıyla dolmuş o mor renkli sert memeler bu ilk bakışta hemen kendini ele verir zaten. Hani bazen insan kendi kendine "acaba bende ne var" diye kurar ya, işte uzman gözü oraya baktığı an durumun rengi üç aşağı beş yukarı belli olur. Eğer dışarıda görünür bir şey yoksa, bu sefer hekimin parmakla yaptığı o meşhur rektal tuşe muayenesine sıra gelir ki anal kanalın tonusunu, yani kas gücünü ve içerideki olası kitleleri anlamak için bu şarttır.
İç hemoroidler anal kanalın üst kısımlarında yer aldığı için parmakla hissetmek bazen tam olarak yeterli gelmeyebilir, işte tam bu noktada devreye o ışıklı, küçük cihazlar girer. Anoskop veya rektoskop denilen bu aletler, anal kanalın iç yapısını doğrudan, canlı canlı görmeyi sağlar ve teşhisi kesinleştirir. Doktor o incecik boru benzeri aletle içeriye göz attığında, hemoroid memelerinin kaçıncı derecede olduğunu, mukozanın durumunu ve kanamanın tam olarak hangi odaktan kaynaklandığını net bir şekilde rapora yazar. Şiddetli bir ağrı varsa ya da hasta aşırı gerginse bu işlem bazen lokal anestezik kremler yardımıyla biraz daha konforlu hale getirilebilir tabii...
Peki ya her kanama hemoroid midir, ya işin rengi çok daha ciddiyse? Özellikle kırk yaşın üzerindeki hastalarda, ailede kolon kanseri öyküsü bulunanlarda veya açıklanamayan kilo kaybı, geçmeyen ishal-kabızlık atakları gibi alarm veren durumlarda sadece anal bölgeye bakıp "tamam sende basur var" demek büyük bir gaflet olur billahi. Böyle şüphe uyandıran vakalarda, kalın bağırsağın tamamını ya da en azından sol kısmını köşe bucak incelemek adına kolonoskopi veya sigmoidoskopi gibi ileri endoskopik tetkiklerin yapılması hayati önem taşır. Üstelik bu tetkikler sayesinde, hemoroid ile birebir aynı belirtileri gösteren polipler, divertiküller veya tümörler erkenden teşhis edilerek hastanın hayatı kurtulur; yani demem o ki, alttan gelen her kanamayı hafife almamak, işi uzmanına bırakıp derinlemesine bir inceleme yaptırmak en doğrusudur.