Kerim Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sürücülerin çoğu sanayi sitesine girdiğinde ustaya sadece "Yağ değişecek" der, gerisini düşünmez. Oysa LPG ile çalışan bir motorun içinde adeta küçük bir cehennem yaşanıyor. Benzine kıyasla çok daha yüksek ısıda yanan bu yakıt, standart bir motor yağını kısa sürede patates kızartma yağına dönüştürür. Isıya dayanıklı olmayan bir yağ seçtiğinizde, motorun ömründen sessiz sedasız çalmaya başlarsınız.
LPG dry bir yakıttır, yani benzin gibi silindir duvarlarını yağlama ya da serinletme yeteneği yoktur. Bu kuruluk, yüksek yanma sıcaklığıyla birleşince motor bloğunun içindeki sürtünme tavan yapar. Hangi yağı koyarsanız koyun demiyorum; thermal stabilite değeri yüksek, yüksek sıcaklıkta yapısını kaybetmeyen ürünlere yönelmek zorundasınız. Yanma odasındaki o kavurucu sıcaklığa direnemeyen yağ, birkaç bin kilometre sonra özelliğini yitirir...
Viskozite seçimi yaparken kulaktan dolma sanayi efsanelerine kulak asmayı bırakın artık. "LPG'li araca kalın yağ konur" mantığı eski model karbüratörlü araçlardan kalma devasa bir safsata. Modern bir motorda üreticinin önerdiği viskozitenin dışına çıkmak, yağ pompasına ve supap mekanizmasına yapılacak en büyük kötülüktür. İnce yağ yüksek sıcaklıkta su gibi olur kaygısı taşıyorsanız, viskoziteyi büyütmek yerine sentetik kalitesi yüksek yağlara yatırım yapın.
Yağın vizkositesini değiştirmek motoru korumaz, aksine soğuk ilk çalıştırmada aşınmayı katlar. Kalın yağ arka tarafta süzülene kadar pistonlar kuruda çalışır. Yani siz motoru koruyorum sanırken, her sabah marşa bastığınızda metal metale sürtünür durur.
Sentetik yağ kullanmıyorsanız LPG'li bir araçta neyin kumarını oynuyorsunuz? Mineral ya da yarı sentetik yağlar bu yüksek çalışma ısısında hızla oksitlenir, tortu bırakır, çamurlaşır. Piston segmanlarının etrafında biriken o siyah çamur tabakası var ya... İşte o tabaka zamanla segmanları kilitler ve aracınız aniden yağ yakmaya başlar.
Sadece yağın kendisi de yetmiyor, değişim periyodunu kafanıza göre esnetemezsiniz. Kutunun üzerinde "15 bin kilometre dayanır" yazması, LPG'li motor için geçerli bir senaryo değil. LPG'nin yarattığı yüksek ısı, yağın içindeki koruyucu katıkları çok daha hızlı tüketir. On bin kilometreyi geçirmeden o yağı boşaltmak, motoru revizyondan kurtarmanın en ucuz yoludur.
Supap eritme korkusuyla gezen kaç kişiyiz yollarda? Yanma odasındaki sıcaklığı düşürmenin bir yolu da viskozite indeks koruması yüksek, LPG özel üretimli yağları tercih etmektir. Bu yağların içeriğinde yüksek ısıda buharlaşmayı önleyen özel katkılar bulunur. Buharlaşmayan yağ, silindir içinde kalır ve aşınmayı minimuma indirir.
Piyasada her markanın LPG logosu bastığı kutulara hemen tav olmamak lazım. Bazen standart bir tam sentetik performans yağı, üzerinde LPG yazan ortalama bir yağdan çok daha iyi iş çıkarır. Kutunun üzerindeki pazarlama sloganlarına değil, yağın teknik veri sayfasındaki çakan alevlenme noktasına (flash point) bakın. Alevlenme noktası ne kadar yüksekse, LPG’nin sıcağına o kadar direnç gösterir.
Segmentinizin ihtiyacını bilmeden yağ rafının önüne geçmeyin. Aracınız LPG'li diye gidip kafanıza göre katkı maddesi, yağ katkısı falan eklemeyin sakın o kutunun içine. Kaliteli bir sentetik yağın kimyasal dengesini dışarıdan alacağınız iki şişe merdiven altı katkıyla bozmak, kendi elinizle motoru sabote etmektir. Yağ zaten ihtiva etmesi gereken tüm kimyasallara sahip...
Yağ filtresini her değişimde orijinaliyle değiştirmeyi de ihmal ediyorsanız hiç konuşmayalım. Sıcaklığın yüksek olduğu bir sistemde yağ filtresi çok daha çabuk doyar ve tıkanır. Tıkalı filtre demek, yağın süzülmeden baypas valfinden direkt motora dönmesi demek. Bütün o tortunun pistonların arasında cirit atmasını istemezsiniz herhalde.
LPG dry bir yakıttır, yani benzin gibi silindir duvarlarını yağlama ya da serinletme yeteneği yoktur. Bu kuruluk, yüksek yanma sıcaklığıyla birleşince motor bloğunun içindeki sürtünme tavan yapar. Hangi yağı koyarsanız koyun demiyorum; thermal stabilite değeri yüksek, yüksek sıcaklıkta yapısını kaybetmeyen ürünlere yönelmek zorundasınız. Yanma odasındaki o kavurucu sıcaklığa direnemeyen yağ, birkaç bin kilometre sonra özelliğini yitirir...
Viskozite seçimi yaparken kulaktan dolma sanayi efsanelerine kulak asmayı bırakın artık. "LPG'li araca kalın yağ konur" mantığı eski model karbüratörlü araçlardan kalma devasa bir safsata. Modern bir motorda üreticinin önerdiği viskozitenin dışına çıkmak, yağ pompasına ve supap mekanizmasına yapılacak en büyük kötülüktür. İnce yağ yüksek sıcaklıkta su gibi olur kaygısı taşıyorsanız, viskoziteyi büyütmek yerine sentetik kalitesi yüksek yağlara yatırım yapın.
Yağın vizkositesini değiştirmek motoru korumaz, aksine soğuk ilk çalıştırmada aşınmayı katlar. Kalın yağ arka tarafta süzülene kadar pistonlar kuruda çalışır. Yani siz motoru koruyorum sanırken, her sabah marşa bastığınızda metal metale sürtünür durur.
Sentetik yağ kullanmıyorsanız LPG'li bir araçta neyin kumarını oynuyorsunuz? Mineral ya da yarı sentetik yağlar bu yüksek çalışma ısısında hızla oksitlenir, tortu bırakır, çamurlaşır. Piston segmanlarının etrafında biriken o siyah çamur tabakası var ya... İşte o tabaka zamanla segmanları kilitler ve aracınız aniden yağ yakmaya başlar.
Sadece yağın kendisi de yetmiyor, değişim periyodunu kafanıza göre esnetemezsiniz. Kutunun üzerinde "15 bin kilometre dayanır" yazması, LPG'li motor için geçerli bir senaryo değil. LPG'nin yarattığı yüksek ısı, yağın içindeki koruyucu katıkları çok daha hızlı tüketir. On bin kilometreyi geçirmeden o yağı boşaltmak, motoru revizyondan kurtarmanın en ucuz yoludur.
Supap eritme korkusuyla gezen kaç kişiyiz yollarda? Yanma odasındaki sıcaklığı düşürmenin bir yolu da viskozite indeks koruması yüksek, LPG özel üretimli yağları tercih etmektir. Bu yağların içeriğinde yüksek ısıda buharlaşmayı önleyen özel katkılar bulunur. Buharlaşmayan yağ, silindir içinde kalır ve aşınmayı minimuma indirir.
Piyasada her markanın LPG logosu bastığı kutulara hemen tav olmamak lazım. Bazen standart bir tam sentetik performans yağı, üzerinde LPG yazan ortalama bir yağdan çok daha iyi iş çıkarır. Kutunun üzerindeki pazarlama sloganlarına değil, yağın teknik veri sayfasındaki çakan alevlenme noktasına (flash point) bakın. Alevlenme noktası ne kadar yüksekse, LPG’nin sıcağına o kadar direnç gösterir.
Segmentinizin ihtiyacını bilmeden yağ rafının önüne geçmeyin. Aracınız LPG'li diye gidip kafanıza göre katkı maddesi, yağ katkısı falan eklemeyin sakın o kutunun içine. Kaliteli bir sentetik yağın kimyasal dengesini dışarıdan alacağınız iki şişe merdiven altı katkıyla bozmak, kendi elinizle motoru sabote etmektir. Yağ zaten ihtiva etmesi gereken tüm kimyasallara sahip...
Yağ filtresini her değişimde orijinaliyle değiştirmeyi de ihmal ediyorsanız hiç konuşmayalım. Sıcaklığın yüksek olduğu bir sistemde yağ filtresi çok daha çabuk doyar ve tıkanır. Tıkalı filtre demek, yağın süzülmeden baypas valfinden direkt motora dönmesi demek. Bütün o tortunun pistonların arasında cirit atmasını istemezsiniz herhalde.