Burak Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sanayide sabah çayını yudumlarken buruna gelen o keskin gaz kokusunu hepimiz biliriz. Araç kaputunu kaldırdığınız an yüzünüze çarpan o koku, LPG enjektörünün artık "ben bittim" deme şeklidir aslında. Yıllardır yollardayız, hangimiz o kokuyu duyunca içinin cız ettiğini hissetmedi ki? Enjektör dediğin meret, zamanla yıpranan, contası sertleşen, o ringleri ömrünü tamamlayan basit ama hayati bir parça... Conta bir kez sertleşmeyegörsün, sızıntı kaçınılmaz olur.
Kullandığımız yakıtın kalitesi bu arızanın kaderini doğrudan belirliyor maalesef. Depoya ne idüğü belirsiz, ucuz diye doldurduğumuz o kirli gaz yok mu? İşte o gazın içindeki tortular, katran benzeri yapışkan maddeler zamanla enjektör kütüğünün içine çöküyor. İğneler takılı kalıyor, valf tam kapanmıyor, sistem basınç altındayken gazı dışarı sızdırmaya başlıyor. Kötü otogaz enjektörü yer bitirir, bu kadar net.
Gevşeyen kelepçelerden bahsetmiyorum bile, ustaya kızalım mı yoksa titreşime mi bilemiyoruz. Motor çalıştıkça oluşan o sürekli titreşim, zamanla enjektör kütüğüne giren hortumların bağlantılarını gevşetiyor. Kelepçe hafifçe bollaştı mı, gaz kendine hemen kılcal bir yol bulur. Bazen arıza enjektörün kendi gövdesinde değil, işte tam da bu özensiz takılmış veya gevşemiş kelepçenin dibindedir.
Sabahları aracın çalışırken zorlanması, geç marş alması size de tanıdık geliyor mu? Gece boyunca sızan o gaz, manifoldu dolduruyor ve motoru boğuyor işte. Araba ilk çalıştırmada öksürüyor, çiğ gaz kokusu egzozdan önce kabine doluyor... Enjektörün kütük gövdesindeki çatlaklar veya korozyon, gazı adım adım dışarı üflüyor.
Peki biz ne yapıyoruz çoğu zaman? Köpüklü suyu alıp enjektörün üzerine döküp baloncuk aramayı çözüm sanıyoruz... Oysa o baloncuk çıkan yer sadece görünen yüzü, peki ya içeri sızan ve motoru yoran o gizli kaçaklar ne olacak? Tamir takımı değişimi bazen günü kurtarır ama çoğu zaman kökten çözüm yeni ve kaliteli bir kütük takmaktır.
Canımızı ve cebimizi yolda bırakmak istemiyorsak o kokuyu duyduğumuz an ertelemeden gazı vanasından kesmek şart. "Bir şey olmaz, bir iki gün daha idare eder" mantığı bizim en büyük düşmanımız. Gaz bu, şakaya gelmez, ihmale hiç gelmez... Ustanın iyisine denk gelmek ve kaliteli parçadan şaşmamak bu işin tek alfabesidir.
Kullandığımız yakıtın kalitesi bu arızanın kaderini doğrudan belirliyor maalesef. Depoya ne idüğü belirsiz, ucuz diye doldurduğumuz o kirli gaz yok mu? İşte o gazın içindeki tortular, katran benzeri yapışkan maddeler zamanla enjektör kütüğünün içine çöküyor. İğneler takılı kalıyor, valf tam kapanmıyor, sistem basınç altındayken gazı dışarı sızdırmaya başlıyor. Kötü otogaz enjektörü yer bitirir, bu kadar net.
Gevşeyen kelepçelerden bahsetmiyorum bile, ustaya kızalım mı yoksa titreşime mi bilemiyoruz. Motor çalıştıkça oluşan o sürekli titreşim, zamanla enjektör kütüğüne giren hortumların bağlantılarını gevşetiyor. Kelepçe hafifçe bollaştı mı, gaz kendine hemen kılcal bir yol bulur. Bazen arıza enjektörün kendi gövdesinde değil, işte tam da bu özensiz takılmış veya gevşemiş kelepçenin dibindedir.
Sabahları aracın çalışırken zorlanması, geç marş alması size de tanıdık geliyor mu? Gece boyunca sızan o gaz, manifoldu dolduruyor ve motoru boğuyor işte. Araba ilk çalıştırmada öksürüyor, çiğ gaz kokusu egzozdan önce kabine doluyor... Enjektörün kütük gövdesindeki çatlaklar veya korozyon, gazı adım adım dışarı üflüyor.
Peki biz ne yapıyoruz çoğu zaman? Köpüklü suyu alıp enjektörün üzerine döküp baloncuk aramayı çözüm sanıyoruz... Oysa o baloncuk çıkan yer sadece görünen yüzü, peki ya içeri sızan ve motoru yoran o gizli kaçaklar ne olacak? Tamir takımı değişimi bazen günü kurtarır ama çoğu zaman kökten çözüm yeni ve kaliteli bir kütük takmaktır.
Canımızı ve cebimizi yolda bırakmak istemiyorsak o kokuyu duyduğumuz an ertelemeden gazı vanasından kesmek şart. "Bir şey olmaz, bir iki gün daha idare eder" mantığı bizim en büyük düşmanımız. Gaz bu, şakaya gelmez, ihmale hiç gelmez... Ustanın iyisine denk gelmek ve kaliteli parçadan şaşmamak bu işin tek alfabesidir.