Kerem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Kaputtun altındaki o demir yığınının içinde dönen onca metal parça birbirine sürtünürken aslında sadece incecik bir yağ filmi sayesinde hayatta kalıyor; bilmem farkında mısın... Land Rover motor yağı seçerken öyle katalogdan rastgele viskozite numarası seçip geçemezsin, çünkü o mühendislik harikası bloklar hassas toleranslarla çalışır ve yanlış akışkanlık derecesi ilk soğuk çalıştırmada hidrolik iticilerin ses yapmasına, dolayısıyla aşınmanın tırmanmasına davetiye çıkarır.
Yağ filtresini söküp içinden akan o simsiyah, özelliğini yitirmiş sıvıyı gördüğün an motorun ne kadar yorulduğunu anlarsın; çünkü kurum partikülleri ve yanmamış yakıt kalıntıları zamanla baz yağın yapısını tamamen bozarak asidik bir çorbaya dönüşür. Sıkışık şehir trafiğinde dur-kalk yaparken turbo milinin maruz kaldığı o devasa ısıyı sadece doğru kül oranına sahip sentetik yağlar absorbe edebilir... Sentetik demek moleküler yapısı laboratuvarda kusursuz düzene sokulmuş akışkan demektir, yani viskozite indeksinin sıcaklıkla beraber çökmesini engeller.
Karter tapasını açtığında süzülen o eski yağın rengine aldanma, asıl mesele dişlilerin arasındaki o basınçlı filmin kesilip kesilmediğidir; hani şu 5W-30 veya 0W-20 gibi normların tam da bu yüzden hayati önem taşıması boşuna değil... Üreticinin koyduğu onay kodlarını es geçip piyasadaki ucuz alternatiflere yönelmek, birkaç bin kilometre sonra yatak sarmakla sonuçlanacak pahalı bir kumar oynamaktan başka bir şey değil, nitekim o motorlar tolerans tolerans işlenmiştir.
Yağ değişim periyodunu kilometre doldu diye değil, motorun çalışma saatine ve maruz kaldığı termal şoklara bakarak tayin etmelisin; bazen o on bin kilometreyi beklemeden sırf ağır arazi şartlarında toz yuttuğu için yağın tüm deterjan katıkları tükenmiş olabilir. Süzgecin tıkanması demek yağ pompasının yeterli basıncı üretememesi demektir, ki bu da milisaniyeler içinde üst kapaktaki eksantrik milinin çizilmesiyle sonuçlanır... Yağ basınç müşürünün arızalanmasını beklemeden, çubuktaki rengi ve kokuyu ara sıra kontrol etmek en akıllıca iştir.
Yağ filtresini söküp içinden akan o simsiyah, özelliğini yitirmiş sıvıyı gördüğün an motorun ne kadar yorulduğunu anlarsın; çünkü kurum partikülleri ve yanmamış yakıt kalıntıları zamanla baz yağın yapısını tamamen bozarak asidik bir çorbaya dönüşür. Sıkışık şehir trafiğinde dur-kalk yaparken turbo milinin maruz kaldığı o devasa ısıyı sadece doğru kül oranına sahip sentetik yağlar absorbe edebilir... Sentetik demek moleküler yapısı laboratuvarda kusursuz düzene sokulmuş akışkan demektir, yani viskozite indeksinin sıcaklıkla beraber çökmesini engeller.
Karter tapasını açtığında süzülen o eski yağın rengine aldanma, asıl mesele dişlilerin arasındaki o basınçlı filmin kesilip kesilmediğidir; hani şu 5W-30 veya 0W-20 gibi normların tam da bu yüzden hayati önem taşıması boşuna değil... Üreticinin koyduğu onay kodlarını es geçip piyasadaki ucuz alternatiflere yönelmek, birkaç bin kilometre sonra yatak sarmakla sonuçlanacak pahalı bir kumar oynamaktan başka bir şey değil, nitekim o motorlar tolerans tolerans işlenmiştir.
Yağ değişim periyodunu kilometre doldu diye değil, motorun çalışma saatine ve maruz kaldığı termal şoklara bakarak tayin etmelisin; bazen o on bin kilometreyi beklemeden sırf ağır arazi şartlarında toz yuttuğu için yağın tüm deterjan katıkları tükenmiş olabilir. Süzgecin tıkanması demek yağ pompasının yeterli basıncı üretememesi demektir, ki bu da milisaniyeler içinde üst kapaktaki eksantrik milinin çizilmesiyle sonuçlanır... Yağ basınç müşürünün arızalanmasını beklemeden, çubuktaki rengi ve kokuyu ara sıra kontrol etmek en akıllıca iştir.