Hamza Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta hastane koridorunda yürürken yaşlı bir dahiliye doktorunun asistanına anlattığı vaka kulaklarıma çalındı da, tıp tarihinin en sinsi hastalığının hâlâ aramızda nasıl kol gezdiğini bir kez daha düşündüm.
Yıllar önce kütüüphane raflarında tozlu ciltleri karıştırırken syphilis kelimesinin İtalyan şair Girolamo Fracastoro'nun bir çoban şiirinden doğduğunu okuduğumda gülmüştüm ama bugün bu mikroorganizmanın insan teninde bıraktığı izler hiç de şiirsel değil abi ya.
Vücuda ilk girdiği o lanet nokta var ya, işte orada sessiz sedasız bir yara açar; ne acıtır ne insanı şüphelendirir, sanki sıradan bir tahriş gibi gelip geçer vallahi billahi.
Aradan haftalar geçer, hasta artık tehlikeyi atlattığını sanıp rahat bir nefes alırken, ellerin içlerinde ve ayak tabanlarında o esrarengiz kırmızı döküntüler birdenbire patlak verir; hani derler ya musibet geliyorum demez, tam da öyle bir şey işte bu.
Görünürde hiçbir şey kalmamış gibi görünür bazen, ne yara vardır ne leke; ama o sinsi bakteri beyne ve sinir sistemine doğru sessizce yürümektedir, kim bilebilir ki içerde neler kopuyor.
Yıllar sonra bir gün durup dururken yürüyüşün bozulursa, konuşurken kelimeler ağzından garip çıkarsa sakın şaşırma, çünkü sifiliz dediğin bela insan bedenini içeriden oymaya yemin etmiştir bir kere.
Doktorlar bu hastalığa büyük taklitçi derler çünkü tıp kitabındaki neredeyse bütün belirtileri birebir kopyalar, yani tanı koymak öyle her baba yiğidin harcı değildir arkadaşım.
Tek çaresi var o da zamanında fark edip penisilin iğnesini vurulmak, yoksa iş işten geçtikten sonra ne derman kalır ne de geriye kalan o eski neşe...
Yıllar önce kütüüphane raflarında tozlu ciltleri karıştırırken syphilis kelimesinin İtalyan şair Girolamo Fracastoro'nun bir çoban şiirinden doğduğunu okuduğumda gülmüştüm ama bugün bu mikroorganizmanın insan teninde bıraktığı izler hiç de şiirsel değil abi ya.
Vücuda ilk girdiği o lanet nokta var ya, işte orada sessiz sedasız bir yara açar; ne acıtır ne insanı şüphelendirir, sanki sıradan bir tahriş gibi gelip geçer vallahi billahi.
Aradan haftalar geçer, hasta artık tehlikeyi atlattığını sanıp rahat bir nefes alırken, ellerin içlerinde ve ayak tabanlarında o esrarengiz kırmızı döküntüler birdenbire patlak verir; hani derler ya musibet geliyorum demez, tam da öyle bir şey işte bu.
Görünürde hiçbir şey kalmamış gibi görünür bazen, ne yara vardır ne leke; ama o sinsi bakteri beyne ve sinir sistemine doğru sessizce yürümektedir, kim bilebilir ki içerde neler kopuyor.
Yıllar sonra bir gün durup dururken yürüyüşün bozulursa, konuşurken kelimeler ağzından garip çıkarsa sakın şaşırma, çünkü sifiliz dediğin bela insan bedenini içeriden oymaya yemin etmiştir bir kere.
Doktorlar bu hastalığa büyük taklitçi derler çünkü tıp kitabındaki neredeyse bütün belirtileri birebir kopyalar, yani tanı koymak öyle her baba yiğidin harcı değildir arkadaşım.
Tek çaresi var o da zamanında fark edip penisilin iğnesini vurulmak, yoksa iş işten geçtikten sonra ne derman kalır ne de geriye kalan o eski neşe...