Sami Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Egzozdan gelen o çiğ benzin kokusunu ilk duyduğunda sinirlerin zıplıyor değil mi, haklısın; çünkü cebinden çıkacak paranın henüz farkında bile değilsin ama asıl facia sanayiye gittiğinde ustaya "abi araba çok yakıyor" dediğin an başlıyor çünkü adam daha kaputu bile açmadan eline bir tornavida alıp sana o meşhur ve tamamen ezbere cümleleri kurmaya başlıyor, halbuki işin aslı sandığından çok daha derin ve karmaşık.
Yan sanayi bir oksijen sensörünü gidip üç kuruş kar edeceğim diye aracına taktırdığın o gün, aslında motorunun ölüm fermanını kendi ellerinle imzaladın; çünkü o hassas elektronik parça, beynin gönderdiği sinyalleri yanlış yorumlayıp zengin karışımla motoru boğarken sen hâlâ ucuz kurtulduğunu zannederek trafikte neşeyle direksiyon sallıyorsun, işin acı tarafı ise bu hatayı direksiyona geçen herkesin neredeyse istisnasız bir kez yapıyor olması.
Arıza lambası yandığı an aküsü sökülüp sıfırlanan o beyin var ya, işte o beyin senin en büyük düşmanın çünkü sen arızayı çözdüğünü sanarken sistem sadece hatayı hafızadan siliyor ve sensör birkaç kilometre sonra tekrar isyan bayrağını çekiyor; bu günü kurtarma taktiği sana sadece zaman kaybettirmekle kalmıyor, aynı zamanda katalitik konvertör gibi servette ödeyeceğin parçaları da yavaş yavaş ve hiç acımadan çöpe atıyor.
Kablo demetlerini kontrol etmek yerine doğrudan parça değiştiren o usta bozuntularına para kaptırmaktan ne zaman vazgeçeceksin acaba, çünkü kopuk bir şase ya da erimiş bir soket yüzünden binlerce lira bayıldığın o orjinal sensörler aslında sapasağlam duruyordu; ama sen illa parayı mahvetmeyi seviyorsun ya da kimse sana gerçeği doğrudan söylemediği için ellerin kolların bağlı öylece bekliyorsun.
Benzin istasyonunu değiştirdiğin an arabanın düzeleceğini sanmak hangi akla hizmet peki, motorun o verileri okuyamamasının sebebi depoya döktüğün yakıtın kalitesi değil ki, egzoz manifolduna dolan o yağ kaçakları sensörün ucunu kör ettiği için zavallı alet nefes alamıyor; sen ise hala katkı maddeleriyle aracı iyileştireceğini zannederek garip bir mucize bekliyorsun, oysa motorunun içi adeta bir cehenneme dönmüş durumda ve sen bunu görmek istemiyorsun.
Yan sanayi bir oksijen sensörünü gidip üç kuruş kar edeceğim diye aracına taktırdığın o gün, aslında motorunun ölüm fermanını kendi ellerinle imzaladın; çünkü o hassas elektronik parça, beynin gönderdiği sinyalleri yanlış yorumlayıp zengin karışımla motoru boğarken sen hâlâ ucuz kurtulduğunu zannederek trafikte neşeyle direksiyon sallıyorsun, işin acı tarafı ise bu hatayı direksiyona geçen herkesin neredeyse istisnasız bir kez yapıyor olması.
Arıza lambası yandığı an aküsü sökülüp sıfırlanan o beyin var ya, işte o beyin senin en büyük düşmanın çünkü sen arızayı çözdüğünü sanarken sistem sadece hatayı hafızadan siliyor ve sensör birkaç kilometre sonra tekrar isyan bayrağını çekiyor; bu günü kurtarma taktiği sana sadece zaman kaybettirmekle kalmıyor, aynı zamanda katalitik konvertör gibi servette ödeyeceğin parçaları da yavaş yavaş ve hiç acımadan çöpe atıyor.
Kablo demetlerini kontrol etmek yerine doğrudan parça değiştiren o usta bozuntularına para kaptırmaktan ne zaman vazgeçeceksin acaba, çünkü kopuk bir şase ya da erimiş bir soket yüzünden binlerce lira bayıldığın o orjinal sensörler aslında sapasağlam duruyordu; ama sen illa parayı mahvetmeyi seviyorsun ya da kimse sana gerçeği doğrudan söylemediği için ellerin kolların bağlı öylece bekliyorsun.
Benzin istasyonunu değiştirdiğin an arabanın düzeleceğini sanmak hangi akla hizmet peki, motorun o verileri okuyamamasının sebebi depoya döktüğün yakıtın kalitesi değil ki, egzoz manifolduna dolan o yağ kaçakları sensörün ucunu kör ettiği için zavallı alet nefes alamıyor; sen ise hala katkı maddeleriyle aracı iyileştireceğini zannederek garip bir mucize bekliyorsun, oysa motorunun içi adeta bir cehenneme dönmüş durumda ve sen bunu görmek istemiyorsun.