Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Manifold hortumunu yüksek basınç portuna bağlarken o hızlı "fıs" sesini duymak bana hep o eski atölye günlerini hatırlatır; kırmızı göstergenin milimetrik hareketini izlemek aslında sistemin ciğerlerini dinlemek gibidir. R134a ya da R1234yf kompresör fark etmez, gazı basmadan önce sisteme Kuru Azot (N2) vermek işin alfabesi sayılır. Şarj manifoldunun vanasını yavaşça çevirip basıncı 150-200 PSI bandına getirirken gözüm hep o pirinç ibrededir. Hortum contası mı eskimiş, yoksa evaporatörün O-ring'i mi zedelenmiş... İşin bu kısmı biraz da dedektiflik.
Sisteme azotu bastıktan sonra en az bir yirmi dakika o ibrenin milim oynamaması gerekiyor. Köpüklü spreyi genleşme valfinin ve kondenser bağlantılarının üzerine sıkarken kabarcık aramak insanı zihnen çok yoran bir süreç, kaçak arama cihazı her zaman o mikron düzeyindeki sızıntıyı yakalayamayabilir. Sabır şart. Eğer basınç düşüyorsa sistemde bir yerde gözle görülmeyen bir kılcal çatlak var demektir, hortum rekorlarından tutun da servis supaplarının çekirdeğine kadar her noktayı tek tek şüpheyle incelemek lazım.
Kompresörün emiş ve basma tarafındaki basınç farkı tam olarak ideal değerlere ulaşmıyorsa, sistemde nem kalmış olma ihtimali çok yüksek. Vakum pompasıyla en az 500 mikron seviyesine inip o nemi dışarı atmadan yapılan her basınç testi yarım kalmış sayılır, fırına soğuk hamur atmak gibi bir şey bu. Manifoldu sökerken içerde kalan azotu aniden tahliye etmek yerine yavaşça salmak, sistem yağının dışarı köpürerek kaçmasını engeller. İbre milimetrik bile aşağı kayıyorsa... O gaz o sisteme girmeyecek.
Yüksek basınç müşürünün elektriksel direncini Ölçerken bir yandan gözüm manifoldu izler, basınç arttıkça fanın ikinci kademeye geçip geçmediğini kontrol etmek bana sistemin genel sağlığı hakkında her şeyi söyler. Filtre kurutucunun (drier) doyma noktasına gelmesi de basıncı aniden dalgalandırabilir. Sistemdeki yağ miktarını ve viskozitesini (PAG46 veya PAG100) doğru hesaplamazsanız, en doğru basınç testini yapsanız bile kompresörü elinize almanız işten bile değildir. Basınç sabit duracak, ibre taş gibi çakılı kalacak ki içimiz rahat etsin.
Sisteme azotu bastıktan sonra en az bir yirmi dakika o ibrenin milim oynamaması gerekiyor. Köpüklü spreyi genleşme valfinin ve kondenser bağlantılarının üzerine sıkarken kabarcık aramak insanı zihnen çok yoran bir süreç, kaçak arama cihazı her zaman o mikron düzeyindeki sızıntıyı yakalayamayabilir. Sabır şart. Eğer basınç düşüyorsa sistemde bir yerde gözle görülmeyen bir kılcal çatlak var demektir, hortum rekorlarından tutun da servis supaplarının çekirdeğine kadar her noktayı tek tek şüpheyle incelemek lazım.
Kompresörün emiş ve basma tarafındaki basınç farkı tam olarak ideal değerlere ulaşmıyorsa, sistemde nem kalmış olma ihtimali çok yüksek. Vakum pompasıyla en az 500 mikron seviyesine inip o nemi dışarı atmadan yapılan her basınç testi yarım kalmış sayılır, fırına soğuk hamur atmak gibi bir şey bu. Manifoldu sökerken içerde kalan azotu aniden tahliye etmek yerine yavaşça salmak, sistem yağının dışarı köpürerek kaçmasını engeller. İbre milimetrik bile aşağı kayıyorsa... O gaz o sisteme girmeyecek.
Yüksek basınç müşürünün elektriksel direncini Ölçerken bir yandan gözüm manifoldu izler, basınç arttıkça fanın ikinci kademeye geçip geçmediğini kontrol etmek bana sistemin genel sağlığı hakkında her şeyi söyler. Filtre kurutucunun (drier) doyma noktasına gelmesi de basıncı aniden dalgalandırabilir. Sistemdeki yağ miktarını ve viskozitesini (PAG46 veya PAG100) doğru hesaplamazsanız, en doğru basınç testini yapsanız bile kompresörü elinize almanız işten bile değildir. Basınç sabit duracak, ibre taş gibi çakılı kalacak ki içimiz rahat etsin.