Erem Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sokakta kime sorsan "Otomatik vites araba insanı tembelleştiriyor hocam" der, haklılar da bir yere kadar; sağ ayağınla sol ayağının o eski koşturmacası bitiyor nasıl olsa.
Trafik ışıklarında yeşili beklerken ayağını frene basıp öylece duruyorsun, birden araba hafifçe sarsılıyor sanki arkadan biri tıklamış gibi; işte o an kafada sirenler çalmaya başlıyor bile.
Kavrama dediğimiz o küçük ama marifetli parça balata ile volkan arasında köprü kuruyor, köprü yıkılınca da ne gidiş ne duruşta o eski tat kalıyor ortada.
Sabah işe giderken yokuş yukarı kalkış yapıyorsun, araba bir anlığına kararsız kalıyor, sanki vitese geçip geçmemek arasında gidip geliyor; e tabii canın sıkılıyor o an.
Debriyaj setinin veya kavramanın ömrü bittiğinde, vites kutusu ne yapacağını şaşırıyor; çünkü beyin "geç" diyor ama mekanik taraf "benim halim kalmadı" diye diretiyor.
Tam da bu yüzden, o kemikli geçişler, garip sesler ve ani silkelenmeler aslında arabanın sana "usta ben yoruldum" deme şekli, kulak ardı etmemek lazım.
Servisin kapısını çalmadan önce yaşadığın o küçük teklemeri şoför mahallindeki herkes anlar, hele bir de eski model bir şeyler kullanıyorsan o his daha da keskindir.
Bazen tam vites küçültürken araba yığılıp kalıyor, arkadaki honkürmeye basınca insan ne yapacağını bilemiyor; o kavrama arızası insanı trafikte resmen rezil ediyor işte.
Kimisi "Yağını suyunu değiştirsen düzelir" der, halbuki iş o kadar basit değil; balatalar sıyrılmışsa ne yapsan boş, parayı bayılacaksın mecburen.
Aslında bakarsan otomobil dediğin makine de insan gibi; ruhu var mıdır bilmem ama nazı niyazı kesinlikle var, hele ki yaşlandı mı kaprisinden geçilmiyor.
Trafik ışıklarında yeşili beklerken ayağını frene basıp öylece duruyorsun, birden araba hafifçe sarsılıyor sanki arkadan biri tıklamış gibi; işte o an kafada sirenler çalmaya başlıyor bile.
Kavrama dediğimiz o küçük ama marifetli parça balata ile volkan arasında köprü kuruyor, köprü yıkılınca da ne gidiş ne duruşta o eski tat kalıyor ortada.
Sabah işe giderken yokuş yukarı kalkış yapıyorsun, araba bir anlığına kararsız kalıyor, sanki vitese geçip geçmemek arasında gidip geliyor; e tabii canın sıkılıyor o an.
Debriyaj setinin veya kavramanın ömrü bittiğinde, vites kutusu ne yapacağını şaşırıyor; çünkü beyin "geç" diyor ama mekanik taraf "benim halim kalmadı" diye diretiyor.
Tam da bu yüzden, o kemikli geçişler, garip sesler ve ani silkelenmeler aslında arabanın sana "usta ben yoruldum" deme şekli, kulak ardı etmemek lazım.
Servisin kapısını çalmadan önce yaşadığın o küçük teklemeri şoför mahallindeki herkes anlar, hele bir de eski model bir şeyler kullanıyorsan o his daha da keskindir.
Bazen tam vites küçültürken araba yığılıp kalıyor, arkadaki honkürmeye basınca insan ne yapacağını bilemiyor; o kavrama arızası insanı trafikte resmen rezil ediyor işte.
Kimisi "Yağını suyunu değiştirsen düzelir" der, halbuki iş o kadar basit değil; balatalar sıyrılmışsa ne yapsan boş, parayı bayılacaksın mecburen.
Aslında bakarsan otomobil dediğin makine de insan gibi; ruhu var mıdır bilmem ama nazı niyazı kesinlikle var, hele ki yaşlandı mı kaprisinden geçilmiyor.