Olgun Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Evin ortasında durup öylece etrafa bakıyor bazen, elindeki oyuncağı ne ara bıraktığını kendisi bile fark etmiyor. Zaman o kadar hızlı akıyor ki onlar için, biz yetişkinlerin kuralları, bitmek bilmeyen "Hadi" feryatları arasında sıkışıp kalıyorlar. Aslında biraz yavaşlamak gerekiyor galiba, hem kendimiz hem de o küçücük zihinler için. Bir odadan diğerine geçerken ne yapacağını unutan o çocuğun gözlerindeki boşluk, belki de sadece biraz durup nefes alma isteğidir...
Masadaki boya kalemlerinin rengarenk dünyası neden bu kadar çabuk tükenir ki bir çocuk için? Birkaç çizgi, sonra hop, bambaşka bir maceranın peşinden koşmaca. Vallahi billahi bazen insan ne yapacağını şaşırıyor, sabrın sınırları zorlanıyor gibi hissetse de sakin kalabilmek tek çare. Teknolojinin o gürültülü, ekran arkası dünyasını biraz olsun kapatıp sessizliği dinlemeyi öğretmek belki de en güzel panzehir.
Sürekli talimat vermeyi bıraktığımız gün, muhtemelen her şey biraz daha yoluna girecek. Şunu yap, burayı topla, dersinin başına geç demek yerine, sadece yanında oturup sessizce bir kitap karıştırmak... Çocuklar kelimelerimizden ziyade ayak izlerimizi takip ediyor çünkü, bizim durulduğumuz yerde onlar da sakinleşiyor. Düzenli bir uyku, her gün aynı saatte yenen o huzurlu akşam yemekleri zihni nasıl da toparlıyor, bir bilseniz.
Birlikte yapboz yaparken son parçayı onun bulmasını beklemek ne kadar zor geliyor değil mi bize, hemen araya girip göstermek istiyoruz. Ama işte o bekleme süreleri, o küçük boşluklar çocuğun odaklanma kasını yavaş yavaş büyütüyor. Acelemiz ne abi ya, bırakalım biraz da onlar kendi hızlarında keşfetsinler dünyayı, hata yapsınlar, sıkılsınlar... Sıkılmak iyidir, yaratıcılığı besler, zihni kendi içine döndürür.
Göz teması kurarak konuşmak, onun boyuna inip dünyayı o hizadan izlemek çok şeyi değiştiriyor halbuki. Büyüklerin dünyası çok yüksek, çok karmaşık ve fazla gürültülü onlar için. Dikkatini toplayamıyor dediğimiz o çocuk, belki de sadece bizim sesimizi o kalabalığın içinden ayırt edemiyordur...
Masadaki boya kalemlerinin rengarenk dünyası neden bu kadar çabuk tükenir ki bir çocuk için? Birkaç çizgi, sonra hop, bambaşka bir maceranın peşinden koşmaca. Vallahi billahi bazen insan ne yapacağını şaşırıyor, sabrın sınırları zorlanıyor gibi hissetse de sakin kalabilmek tek çare. Teknolojinin o gürültülü, ekran arkası dünyasını biraz olsun kapatıp sessizliği dinlemeyi öğretmek belki de en güzel panzehir.
Sürekli talimat vermeyi bıraktığımız gün, muhtemelen her şey biraz daha yoluna girecek. Şunu yap, burayı topla, dersinin başına geç demek yerine, sadece yanında oturup sessizce bir kitap karıştırmak... Çocuklar kelimelerimizden ziyade ayak izlerimizi takip ediyor çünkü, bizim durulduğumuz yerde onlar da sakinleşiyor. Düzenli bir uyku, her gün aynı saatte yenen o huzurlu akşam yemekleri zihni nasıl da toparlıyor, bir bilseniz.
Birlikte yapboz yaparken son parçayı onun bulmasını beklemek ne kadar zor geliyor değil mi bize, hemen araya girip göstermek istiyoruz. Ama işte o bekleme süreleri, o küçük boşluklar çocuğun odaklanma kasını yavaş yavaş büyütüyor. Acelemiz ne abi ya, bırakalım biraz da onlar kendi hızlarında keşfetsinler dünyayı, hata yapsınlar, sıkılsınlar... Sıkılmak iyidir, yaratıcılığı besler, zihni kendi içine döndürür.
Göz teması kurarak konuşmak, onun boyuna inip dünyayı o hizadan izlemek çok şeyi değiştiriyor halbuki. Büyüklerin dünyası çok yüksek, çok karmaşık ve fazla gürültülü onlar için. Dikkatini toplayamıyor dediğimiz o çocuk, belki de sadece bizim sesimizi o kalabalığın içinden ayırt edemiyordur...