Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Sabahtan akşama kadar otoparkta bekleyen o direksiyonun başına geçersin bazen... Kontak çevrilir, motor çalışır ama ibre bir türlü yerinde durmaz. Kıpır kıpır, aşağı yukarı... Sanki içeride gizli bir nefes alıp verme ritmi bozulmuştur.
Neden yapar bunu insan evladı bir makine? Boğaz kelebeğinde biriken o görünmez kirler mi acaba mesele... Yoksa sensörlerin beyne ilettiği yanlış fısıltılar mı? Kim bilir...
Bazen parça değişir, sorun kaybolur sanırsın; bazen de sadece küçük bir reset her şeyi çözer.
Devir saatinin o sinir bozucu dansı aslında motorun size yazdığı dilsiz bir mektuptur. Okumasını bilene çok şey anlatır tabii... Hava akış metresi arızalı olabilir mi acaba? Ya da külbütör kapağından sızan o minik kaçaklar...
Aslında her şey bir denge mesorsidir bu hayatta, motor dediğin demir yığını da öyle...
Kimi usta "boğaz kelebeği temizlenecek" der kesip atar, kimi ise "akü kutup başını sök bekle biraz" diye tavsiye verir. Hangisi doğru peki... Deneme yanılma yolu bazen en pahalı yoldur, insan bütçesi sarsılır tabii.
Rölanti dediğin motorun rüyasıdır çünkü; o rüya kabusa dönerse sürücünün de huzuru kalmaz yollarda.
Sürekli dur-kalk yapılan şehir trafiğinde bu dalgalanma daha da sinir bozucu bir hal alır. Işıklarda durursun, araba sanki stop edecek gibi öksürmeye başlar. Bir garip his... Ayak gaz pedalının üzerindeyken bile insan kendini güvende hissetmez o anlarda.
Elektronik beyin her zaman haklı çıkmaz ki... Bazen en sade parça en büyük arızanın sebebi olur.
Uzun yola çıkmadan önce mutlaka kontrol etmek gerekir bu minik dalgalanmaları. Küçük bir ihmal, gece yarısı otoyol ortasında kalmana sebep olabilir çünkü. İnsan o an kafasını duvarlara vurmak ister ama iş işten geçmiştir çoktan...
Belki de sadece zamana bırakmak gerekir bazı şeyleri, motor kendi yolunu bulur nasıl olsa.
Neden yapar bunu insan evladı bir makine? Boğaz kelebeğinde biriken o görünmez kirler mi acaba mesele... Yoksa sensörlerin beyne ilettiği yanlış fısıltılar mı? Kim bilir...
Bazen parça değişir, sorun kaybolur sanırsın; bazen de sadece küçük bir reset her şeyi çözer.
Devir saatinin o sinir bozucu dansı aslında motorun size yazdığı dilsiz bir mektuptur. Okumasını bilene çok şey anlatır tabii... Hava akış metresi arızalı olabilir mi acaba? Ya da külbütör kapağından sızan o minik kaçaklar...
Aslında her şey bir denge mesorsidir bu hayatta, motor dediğin demir yığını da öyle...
Kimi usta "boğaz kelebeği temizlenecek" der kesip atar, kimi ise "akü kutup başını sök bekle biraz" diye tavsiye verir. Hangisi doğru peki... Deneme yanılma yolu bazen en pahalı yoldur, insan bütçesi sarsılır tabii.
Rölanti dediğin motorun rüyasıdır çünkü; o rüya kabusa dönerse sürücünün de huzuru kalmaz yollarda.
Sürekli dur-kalk yapılan şehir trafiğinde bu dalgalanma daha da sinir bozucu bir hal alır. Işıklarda durursun, araba sanki stop edecek gibi öksürmeye başlar. Bir garip his... Ayak gaz pedalının üzerindeyken bile insan kendini güvende hissetmez o anlarda.
Elektronik beyin her zaman haklı çıkmaz ki... Bazen en sade parça en büyük arızanın sebebi olur.
Uzun yola çıkmadan önce mutlaka kontrol etmek gerekir bu minik dalgalanmaları. Küçük bir ihmal, gece yarısı otoyol ortasında kalmana sebep olabilir çünkü. İnsan o an kafasını duvarlara vurmak ister ama iş işten geçmiştir çoktan...
Belki de sadece zamana bırakmak gerekir bazı şeyleri, motor kendi yolunu bulur nasıl olsa.