Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Hyundai P0335 krank mili konum sensörü devresi arızası dediğimiz o can sıkıcı durum, genellikle sabah ilk marşa bastığınızda ousual olmayan bir tereddütle kendini belli eder ve insanı ister istemez düşündürür. Krank mili nerede döner, bu sensör neyi okur diye içinden geçirir insan; motordaki o demir yığınının aslında ne kadar hassas bir dijital senfoniyle çalıştığını anlarsınız o an. Volant dişlisinin dönüş hızını ve konumunu beyne bildiren bu küçük parça, sinyali kesmeyi bir seçenek olarak gördüğünde motorun o kusursuz ritmi bir anda bozulverir.
Aracın teklemesi, seyir halindeyken birden güçten düşmesi ya da en kötüsü hiç çalışmaması gibi durumlar tam da bu sensörün görevini yapamamasından kaynaklanır ve sürücüyü o soğuk asfaltın ortasında öylece bırakır. Motor kontrol ünitesi, yani ECU, krank milinden beklediği o düzenli palsleri alamadığı zaman ne yapacağını bilemez; ateşleme zamanlaması şaşar, yakıt püskürtme dengesi altüst olur. Bazen yolda giderken motorun arıza lambasını yakmasıyla yetinmez, adeta size söyleniyormuş gibi sarsıntılı bir sürüş deneyimi sunar ve ruhunuzu daraltır.
Peki bu sensör neden bozulur, acaba kablolarında bir temassızlık mı var yoksa parça ömrünü mi doldurdu diye ellerinizi kaputa uzatıp düşünürsünüz uzun uzun. Çoğu zaman sensörün kendisinden ziyade, motor sıcaklığından kavrulmuş kablo demetleri veya soketlerin arasına doluşan o siyah, yapışkan yağ kalıntıları bu iletişimsizliğe baş sebeptir. Sensörün ucundaki manyetik alan toplayıcısının demir tozlarıyla dolması da sinyali zayıflatır; okuyamaz alet, ne yaptığını şaşırır.
Tamir aşamasına geçmeden önce multimetreyi elinize alıp direnç değerlerini ölçmek gerekir ki bu işin en sabır gerektiren, insanı ketumlaştıran kısmıdır. Sensörün fişini çekersiniz, kontak sprayiyle o yılların birikimi kiri pası temizlersiniz; belki de mesele sadece minik bir oksitlenmedir, kim bilir. Eğer kablolarda kopukluk yoksa, sensörün kendisi iflas etmiş demektir ve o orijinal parça değişimi kaçınılmaz bir masraf kalemi olarak karşınıza dikilir.
Değişimden sonra marşa basıp o motorun ilk sessiz ve pürüzsüz hırıltısını duymak, insanın içindeki o yorgun gerginliği bir çırpıda siler süpürür. Artık yola güvenle çıkabilirsiniz, çünkü beyin ile mekanik akşam arasındaki o kopan bağ yeniden kurulmuştur; ta ki bir sonraki başka bir sensör arızasına kadar. Sürücü olmak biraz da bu bitmek bilmeyen diyalogları, motorun o sessiz fısıltılarını dinlemekten ibarettir aslında.
Aracın teklemesi, seyir halindeyken birden güçten düşmesi ya da en kötüsü hiç çalışmaması gibi durumlar tam da bu sensörün görevini yapamamasından kaynaklanır ve sürücüyü o soğuk asfaltın ortasında öylece bırakır. Motor kontrol ünitesi, yani ECU, krank milinden beklediği o düzenli palsleri alamadığı zaman ne yapacağını bilemez; ateşleme zamanlaması şaşar, yakıt püskürtme dengesi altüst olur. Bazen yolda giderken motorun arıza lambasını yakmasıyla yetinmez, adeta size söyleniyormuş gibi sarsıntılı bir sürüş deneyimi sunar ve ruhunuzu daraltır.
Peki bu sensör neden bozulur, acaba kablolarında bir temassızlık mı var yoksa parça ömrünü mi doldurdu diye ellerinizi kaputa uzatıp düşünürsünüz uzun uzun. Çoğu zaman sensörün kendisinden ziyade, motor sıcaklığından kavrulmuş kablo demetleri veya soketlerin arasına doluşan o siyah, yapışkan yağ kalıntıları bu iletişimsizliğe baş sebeptir. Sensörün ucundaki manyetik alan toplayıcısının demir tozlarıyla dolması da sinyali zayıflatır; okuyamaz alet, ne yaptığını şaşırır.
Tamir aşamasına geçmeden önce multimetreyi elinize alıp direnç değerlerini ölçmek gerekir ki bu işin en sabır gerektiren, insanı ketumlaştıran kısmıdır. Sensörün fişini çekersiniz, kontak sprayiyle o yılların birikimi kiri pası temizlersiniz; belki de mesele sadece minik bir oksitlenmedir, kim bilir. Eğer kablolarda kopukluk yoksa, sensörün kendisi iflas etmiş demektir ve o orijinal parça değişimi kaçınılmaz bir masraf kalemi olarak karşınıza dikilir.
Değişimden sonra marşa basıp o motorun ilk sessiz ve pürüzsüz hırıltısını duymak, insanın içindeki o yorgun gerginliği bir çırpıda siler süpürür. Artık yola güvenle çıkabilirsiniz, çünkü beyin ile mekanik akşam arasındaki o kopan bağ yeniden kurulmuştur; ta ki bir sonraki başka bir sensör arızasına kadar. Sürücü olmak biraz da bu bitmek bilmeyen diyalogları, motorun o sessiz fısıltılarını dinlemekten ibarettir aslında.