Emre Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Hyundai'nin gösterge panelinde o kırmızı akü simgesi aniden belirdiğinde insanın içinden bir şeylerin koptuğunu hissederim, hele o an trafikteyseniz veya acele bir yere yetişmeye çalışıyorsanız bu durum can sıkıntısından çok daha öteye geçip hafif bir paniğe dönüşebilir... Aslında o küçük lamba arabanın bize dilinin döndüğünce söylediği bir imdat çağrısıdır, yani "bak benim elektrik kalbimde bir tekerrür var, bana kulak ver" demek ister ama biz genelde görmezden gelmeyi seçeriz.
Şarj dinamosu olarak bildiğimiz alternatör denen o sessiz kahraman, motor çalıştığı andan itibaren aküyü beslemek ve bütün elektrikli aksama hayat vermekle mükelleftir; ancak bu parça ömrünü tamamlamaya başladığında veya üzerindeki kömürler bittiğinde akü artık dışarıdan takviye alamaz hale gelir ve kendi yağıyla kavrulmaya çalışır. Tabii ki bu durum sonsuza kadar sürmez çünkü içindeki son enerjiyi de tükettiğinde araba adeta yolda nefesi kesilmiş bir maraton koşucusu gibi olduğu yere yığılıverir... Alternatörün ürettiği elektriği aküye taşıyan o kalın kabloların zamanla oksitlenmesi veya gevşemesi de bu lambanın yanması için gayet yeterli bir sebeptir, bazen sorunun kaynağı o kadar basittir ki sadece bir temassızlık bütün gece kafanızı kurcalamanıza neden olur.
V kayışının koptuğunu veya gevşeyip sıyırıp geçtiğini fark ettiğinizde zaten her şey yerine oturmaya başlar çünkü o kayış dönmezse alternatör de dönmez, alternatör dönmeyince akü şarj olmaz ve zincirleme bir kaza gibi bütün sistem çöküverir... Kaputu açıp şöyle bir baktığınızda o kauçuk malzemenin çatladığını veya yerinden oynadığını görmek sizi şaşırtmasın, çünkü kilometreler ilerledikçe malzemeler yorulur ve siz fark etmeden görevini yapmayı bırakır.
Akünün kendi ömrü de nihayetinde bir yere kadardır ve içindeki asit dengesi bozulup plakalar kireçlendiğinde artık ne kadar şarj ederseniz edin o akü tutunamaz, yani sabahları marşa basarken o yavaşlayan homurtu aslında yaklaşan felaketin en net fragmanıydı... Yeni bir akü taktırırken amper değerlerinin aracın fabrikasyonuna birebir uymasına dikkat etmek gerekir, yoksa rastgele atılan güçlü bir akü bile bir süre sonra elektrik tesisatını dengesizleştirip yine aynı o lanet lambayı yakabilir.
Eğer bu lamba yandıktan sonra yola devam etme lüksünüz olmadığını bilmeniz inanın kendi hayrınızadır, çünkü farlar yavaş yavaş kararmaya, klima kapanmaya ve en nihayetinde beyin akılsız kalmaya başlarsa ortada ne yol kalır ne de güven... En yakın sanayiye ya da güvendiğiniz o ustaya ulaşana kadar bütün gereksiz elektrikli cihazları kapatıp sadece yola odaklanmak en akıllıca hamle olacaktır, yoksa bir akü meselesi yüzünden komple tesisat yenilemek zorunda kalmak işten bile değil... Kendinize bir iyilik yapın ve göstergedeki o kırmızı ışığı asla ama asla ertelemeyin, çünkü otomobiller asla durduk yere lamba yakmazlar; muhakkak bir bildikleri vardır.
Şarj dinamosu olarak bildiğimiz alternatör denen o sessiz kahraman, motor çalıştığı andan itibaren aküyü beslemek ve bütün elektrikli aksama hayat vermekle mükelleftir; ancak bu parça ömrünü tamamlamaya başladığında veya üzerindeki kömürler bittiğinde akü artık dışarıdan takviye alamaz hale gelir ve kendi yağıyla kavrulmaya çalışır. Tabii ki bu durum sonsuza kadar sürmez çünkü içindeki son enerjiyi de tükettiğinde araba adeta yolda nefesi kesilmiş bir maraton koşucusu gibi olduğu yere yığılıverir... Alternatörün ürettiği elektriği aküye taşıyan o kalın kabloların zamanla oksitlenmesi veya gevşemesi de bu lambanın yanması için gayet yeterli bir sebeptir, bazen sorunun kaynağı o kadar basittir ki sadece bir temassızlık bütün gece kafanızı kurcalamanıza neden olur.
V kayışının koptuğunu veya gevşeyip sıyırıp geçtiğini fark ettiğinizde zaten her şey yerine oturmaya başlar çünkü o kayış dönmezse alternatör de dönmez, alternatör dönmeyince akü şarj olmaz ve zincirleme bir kaza gibi bütün sistem çöküverir... Kaputu açıp şöyle bir baktığınızda o kauçuk malzemenin çatladığını veya yerinden oynadığını görmek sizi şaşırtmasın, çünkü kilometreler ilerledikçe malzemeler yorulur ve siz fark etmeden görevini yapmayı bırakır.
Akünün kendi ömrü de nihayetinde bir yere kadardır ve içindeki asit dengesi bozulup plakalar kireçlendiğinde artık ne kadar şarj ederseniz edin o akü tutunamaz, yani sabahları marşa basarken o yavaşlayan homurtu aslında yaklaşan felaketin en net fragmanıydı... Yeni bir akü taktırırken amper değerlerinin aracın fabrikasyonuna birebir uymasına dikkat etmek gerekir, yoksa rastgele atılan güçlü bir akü bile bir süre sonra elektrik tesisatını dengesizleştirip yine aynı o lanet lambayı yakabilir.
Eğer bu lamba yandıktan sonra yola devam etme lüksünüz olmadığını bilmeniz inanın kendi hayrınızadır, çünkü farlar yavaş yavaş kararmaya, klima kapanmaya ve en nihayetinde beyin akılsız kalmaya başlarsa ortada ne yol kalır ne de güven... En yakın sanayiye ya da güvendiğiniz o ustaya ulaşana kadar bütün gereksiz elektrikli cihazları kapatıp sadece yola odaklanmak en akıllıca hamle olacaktır, yoksa bir akü meselesi yüzünden komple tesisat yenilemek zorunda kalmak işten bile değil... Kendinize bir iyilik yapın ve göstergedeki o kırmızı ışığı asla ama asla ertelemeyin, çünkü otomobiller asla durduk yere lamba yakmazlar; muhakkak bir bildikleri vardır.