Aydın Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Geçen hafta o meşhur tıkırtıyla torpido gözünü sökerken buldum kendimi, ellerim yine siyah plastik tozları içinde kaldı.
Fabrika çıkışlı o orijinal filtrelerin üzerindeki yoğun karbon tabakası aslında ne kadar da aldatıcıymış, yakından bakınca anladım.
Asfalttan kalkan o incecik partiküller, o kıymetli peteklerin arasından süzülüp doğrudan ciğerlerimize doluyor da haberimiz yok.
Klimayı açtığında burnuna gelen o hafif rutubetli, eski halı kokusu var ya, işte o tamamen filtrenin tıkanıp nefes alamamasından kaynaklanıyor.
Sanki araba boğuluyor, hani rampada vites küçültürsün de motor rahatlar ya, hah işte tam öyle bir şey...
Dün sanayideki ustaya sordum, "Abi" dedi, "bunların tünel girişlerinde havayı taze tutma senaryosu yazılışa göre tasarlanmıyor."
Tabii kim takar mühendislik detayını, sen o yoğun trafikte kamyonun egzoz dumanını doğrudan içeri alırken filtre çoktan havlu atıyor.
Değiştirmesi beş dakika sürmüyor sürmesine de, insan o daracık alanda eğilip bükülürken belini doğrultana kadar on kez pişman oluyor.
Yan sanayi ucuz ürünleri takanların akıbetini var sen düşün, iki aya kalmıyor fan motoru o toz yükünden ses yapmaya başlıyor.
Orjinal parça parası bayılmak zor geliyor adama bazen, ama sonra o sesli çalışan fan motoru kulağını tırmalayınca insan kafasını duvarlara vuruyor.
Acaba diyorum, bu kadar ileri teknoloji araba üretenler torpido gözünün arkasındaki o kapağı neden biraz daha insani bir yere koymazlar?
Fransızlar bu işi çözmüş, Almanlar başka bir yol bulmuş ama Japonlar hâlâ o tırnaklı plastik kapakla bizi imtihan etmeye devam ediyor.
Filtreyi eline aldığında üzerindeki yaprak artıklarını, ölü sinekleri ve gri toz tabakasını görünce miden bulanmıyor değil hani.
Biz de bu havayı soluyoruz işte, trafikte camı açmasak bile o havalandırma kanalları ciğerlerimizin demirbaş dolmuş durakları olmuş meğer.
Değiştir gitsin, altı üstü bir parça kağıt ve karbon karışımı diyerek geçiştirmemek lazım, çünkü konfor dediğin şey tam da bu detaylarda gizli.
Fabrika çıkışlı o orijinal filtrelerin üzerindeki yoğun karbon tabakası aslında ne kadar da aldatıcıymış, yakından bakınca anladım.
Asfalttan kalkan o incecik partiküller, o kıymetli peteklerin arasından süzülüp doğrudan ciğerlerimize doluyor da haberimiz yok.
Klimayı açtığında burnuna gelen o hafif rutubetli, eski halı kokusu var ya, işte o tamamen filtrenin tıkanıp nefes alamamasından kaynaklanıyor.
Sanki araba boğuluyor, hani rampada vites küçültürsün de motor rahatlar ya, hah işte tam öyle bir şey...
Dün sanayideki ustaya sordum, "Abi" dedi, "bunların tünel girişlerinde havayı taze tutma senaryosu yazılışa göre tasarlanmıyor."
Tabii kim takar mühendislik detayını, sen o yoğun trafikte kamyonun egzoz dumanını doğrudan içeri alırken filtre çoktan havlu atıyor.
Değiştirmesi beş dakika sürmüyor sürmesine de, insan o daracık alanda eğilip bükülürken belini doğrultana kadar on kez pişman oluyor.
Yan sanayi ucuz ürünleri takanların akıbetini var sen düşün, iki aya kalmıyor fan motoru o toz yükünden ses yapmaya başlıyor.
Orjinal parça parası bayılmak zor geliyor adama bazen, ama sonra o sesli çalışan fan motoru kulağını tırmalayınca insan kafasını duvarlara vuruyor.
Acaba diyorum, bu kadar ileri teknoloji araba üretenler torpido gözünün arkasındaki o kapağı neden biraz daha insani bir yere koymazlar?
Fransızlar bu işi çözmüş, Almanlar başka bir yol bulmuş ama Japonlar hâlâ o tırnaklı plastik kapakla bizi imtihan etmeye devam ediyor.
Filtreyi eline aldığında üzerindeki yaprak artıklarını, ölü sinekleri ve gri toz tabakasını görünce miden bulanmıyor değil hani.
Biz de bu havayı soluyoruz işte, trafikte camı açmasak bile o havalandırma kanalları ciğerlerimizin demirbaş dolmuş durakları olmuş meğer.
Değiştir gitsin, altı üstü bir parça kağıt ve karbon karışımı diyerek geçiştirmemek lazım, çünkü konfor dediğin şey tam da bu detaylarda gizli.