Mustafa Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yıllarını direksiyon sallayarak, servis köşelerinde arıza arayarak ve kaput altından gelen her tuhaf tıkırtıyı dinleyerek geçiren biri olarak söylüyorum, motor arıza lambasının o sarı ve sinir bozucu ışığı yandığında insanın aklına gelen ilk şey portföyündeki deliktir; özellikle de mesele Honda gibi saat gibi çalışan japon makinelerinin hassas burunlarına, yani NOx sensörlerine dayandıysa.
Egzoz gazındaki azot oksit miktarını ölçmekle görevli bu küçük ama maşallah parça fiyatı olarak bütçeyi epey zorlayan teknoloji harikası, zamanla kurum bağlayabiliyor, yakıt kalitesizliğinden ya da bizim güzel ülkemizin o dur-kalk trajikomik şehir içi trafiğinden dolayı adeta nefessiz kalıp beyne yanlış sinyaller göndermeye başlıyor ki işte o an aracın karakteri bir anda değişiveriyor.
Sabahları garajdan çıkarken motorun o bal kaymak gibi çalışan sessizliği bozulup da hafiften bir sarsıntı, gaz yememe hissi ya da egzozdan gelen o çiğ yakıt kokusu burnunuza geliyorsa, bilin ki o sensör artık emeklilik vaktinin geldiğini fısıldıyordur size; tabii duyabilene aşk olsun.
Peki ne oluyor da bu kadar dayanıklı bilinen Honda motorları bu sensör hassasiyetini başımıza bela ediyor dersiniz; aslında cevap tamamen bizim akaryakıt istasyonlarındaki sürprizlerimizde ve motoru yeterince ısıtmadan kısa mesafelerde koşturup durmamızda saklı, yani biraz da bizim aceleci ve hoyrat kullanım alışkanlıklarımızda.
Servise gittiğinizde ustaların elinde bilgisayarla gelip doğrudan değişmesi lazım çekmesi, o paranın cüzdandan uçup gidecek olması gerçeğiyle yüzleşmek can sıkıcı elbette, oysa bazen sadece profesyonel bir temizlik ve adaptasyon işlemiyle o parça hayata döndürülebiliyor ama kimin zamanı var ki söküp temizletmeye, herkesin kolayı var: değiştir gitsin.
Aslında işin aslına bakarsanız, bu elektronik denetim zımbırtıları hayatımızı kolaylaştıracağım derken bazen arabadan soğutuyor insanı; eskiden karbüratörlü doğanlar şahinler vardı, tel kopardı uydurur yola devam ederdin, şimdi ise bir kablo temassızlığı yüzünden çekici bekliyorsun otoyol ortasında.
Aracınızın yakıt tüketimi son zamanlarda sessiz sedasız yukarı doğru tırmanmaya başladıysa, egzoz emisyon ölçümünde muayeneden kalma tehlikesi kapıdaysa ve motor sanki arkasından romork çekiyormuş gibi hantal kalıyorsa, kumandaya basıp kapıları açtığınızda gelen o derin iç çekiş hissi boşuna değil; o sensör uzun süredir yardıma ihtiyacım diye bağırmakta meğer.
Sanayide çay içerken usta söylenir durur; "abiciyim bu japonlar bizim mazota benzine gelmiyor" diye, haklı mı haklı adam, dışarıda tasarlanan o kusursuz laboratuvar şartlarındaki emisyon sistemleri bizim mahalle arasından alınma yakıtla buluşunca adeta şoka giriyor, sonuçta sensör zehirleniyor ve kontrol ünitesi şaşırıp kalıyor.
Yani demem o ki, bu arıza ışığı yandığında panik yapıp hemen orijinal parça siparişi vermeden önce, hele bir durun, soluklanın, güvendiğiniz birine bağlatıp hata kodunun geçmişe dönük mü yoksa anlık mu olduğuna bakın; belki de sadece uzun yola çıkıp biraz yüksek devirde motoru üfletmek bütün bu masraftan kurtaracak sizi, kimbilir...
Egzoz gazındaki azot oksit miktarını ölçmekle görevli bu küçük ama maşallah parça fiyatı olarak bütçeyi epey zorlayan teknoloji harikası, zamanla kurum bağlayabiliyor, yakıt kalitesizliğinden ya da bizim güzel ülkemizin o dur-kalk trajikomik şehir içi trafiğinden dolayı adeta nefessiz kalıp beyne yanlış sinyaller göndermeye başlıyor ki işte o an aracın karakteri bir anda değişiveriyor.
Sabahları garajdan çıkarken motorun o bal kaymak gibi çalışan sessizliği bozulup da hafiften bir sarsıntı, gaz yememe hissi ya da egzozdan gelen o çiğ yakıt kokusu burnunuza geliyorsa, bilin ki o sensör artık emeklilik vaktinin geldiğini fısıldıyordur size; tabii duyabilene aşk olsun.
Peki ne oluyor da bu kadar dayanıklı bilinen Honda motorları bu sensör hassasiyetini başımıza bela ediyor dersiniz; aslında cevap tamamen bizim akaryakıt istasyonlarındaki sürprizlerimizde ve motoru yeterince ısıtmadan kısa mesafelerde koşturup durmamızda saklı, yani biraz da bizim aceleci ve hoyrat kullanım alışkanlıklarımızda.
Servise gittiğinizde ustaların elinde bilgisayarla gelip doğrudan değişmesi lazım çekmesi, o paranın cüzdandan uçup gidecek olması gerçeğiyle yüzleşmek can sıkıcı elbette, oysa bazen sadece profesyonel bir temizlik ve adaptasyon işlemiyle o parça hayata döndürülebiliyor ama kimin zamanı var ki söküp temizletmeye, herkesin kolayı var: değiştir gitsin.
Aslında işin aslına bakarsanız, bu elektronik denetim zımbırtıları hayatımızı kolaylaştıracağım derken bazen arabadan soğutuyor insanı; eskiden karbüratörlü doğanlar şahinler vardı, tel kopardı uydurur yola devam ederdin, şimdi ise bir kablo temassızlığı yüzünden çekici bekliyorsun otoyol ortasında.
Aracınızın yakıt tüketimi son zamanlarda sessiz sedasız yukarı doğru tırmanmaya başladıysa, egzoz emisyon ölçümünde muayeneden kalma tehlikesi kapıdaysa ve motor sanki arkasından romork çekiyormuş gibi hantal kalıyorsa, kumandaya basıp kapıları açtığınızda gelen o derin iç çekiş hissi boşuna değil; o sensör uzun süredir yardıma ihtiyacım diye bağırmakta meğer.
Sanayide çay içerken usta söylenir durur; "abiciyim bu japonlar bizim mazota benzine gelmiyor" diye, haklı mı haklı adam, dışarıda tasarlanan o kusursuz laboratuvar şartlarındaki emisyon sistemleri bizim mahalle arasından alınma yakıtla buluşunca adeta şoka giriyor, sonuçta sensör zehirleniyor ve kontrol ünitesi şaşırıp kalıyor.
Yani demem o ki, bu arıza ışığı yandığında panik yapıp hemen orijinal parça siparişi vermeden önce, hele bir durun, soluklanın, güvendiğiniz birine bağlatıp hata kodunun geçmişe dönük mü yoksa anlık mu olduğuna bakın; belki de sadece uzun yola çıkıp biraz yüksek devirde motoru üfletmek bütün bu masraftan kurtaracak sizi, kimbilir...