Osman Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Yazın o asfalttan yükselen cehennem sıcağında kadranda kırmızı bir ışığın patlaması tesadüf falan değil. Trafikte adım adım ilerlerken gözünün ucuyla kadrana bakarsın ve bum, o çaydanlık sembolü sana dik dik bakmaya başlar. Motor dediğin mekanizma zaten kendi içinde bir cehennem yaratıyor, bir de üstüne Temmuz sıcağı binince sistem havlu atıyor işte. Yıllardır direksiyon sallarım, kaputun altından duman fışkırtan adamların alayının yaptığı tek bir ortak hata gördüm: Fiziğe meydan okuyabileceklerini sanmak. Sıcaktan genleşen metal, devirdaim yapamayan radyatör ve o sıkışık şehir içi trafiği... Sonuç kaçınılmaz.
Antifriz sadece kışın kullanılır sanan o dahi sürücüler var ya, işte o ışık en çok onların gözünü oyar. Su koyar geçerim kafası bu devirde motoru çöpe atmakla eşdeğerdir dostum. Antifriz denilen meret sadece donmayı engellemez ki; kaynama noktasını yukarı çeker, sistemin içinde kireç birikmesini önler. Sen çeşme suyunu basarsan o daracık radyatör kanalları kireçten tıkanır, devirdaim pompası boşa döner durur. Pompa suyu çeviremezse ne olur? Hararet tavan yapar, motor bloğu çatlama noktasına gelir... Yazın ortasında yolda kalmanın en kestirme yoludur o antifrizsiz soğutma suyu.
Termostat denilen o minicik parça bozulduysa ister kış olsun ister yaz, o araba kaynar. Ama yazın o arıza affetmez, anında ciğerini söker arabanın. Termostat açılmazsa soğutma suyu radyatöre ulaşamaz, motorun içinde hapsolur ve kendi kendini pişirmeye başlar. Bazen de açık kalır, araba ısınmaz sanırsın ama şehir içine girince fan yetişemez olur. Fan motoru sağlam mı, müşür zamanında devreye giriyor mu diye bakmadın mı hiç? Bakmadıysan o kadrandaki kırmızı ışık sana çok şey anlatır da iş işten geçmiş olur.
Klimayı köküne kadar açıp sıcağa meydan okumak harika bir his, kabul ama o kompresörün motora ne kadar bindirdiğini biliyor musun? Motor zaten dışarıdaki 40 derece sıcaklıkla boğuşurken bir de sen klimayı açıp ekstra yük yüklüyorsun. Üstüne bir de o klimanın kondansatörü radyatörün tam önündedir; yani içeriye soğuk üflesin diye dışarıya fırın gibi sıcak hava üfler. Radyatör zaten ısınmış havayı emer, soğuyamaz. E nasıl soğusun bu motor? Araba bağırmaya başlar, hararet yükselir, çekiş düşer...
Kenara çekip kaputu açtığın an o kapağı pat diye açmaya kalkan maceracılara ne demeli? Yüzüne 120 derecelik buharı yemek istemiyorsan o kapağa dokunmayacaksın arkadaş. Motoru stop etmeden, rölantide çalışır vaziyette bırakıp fanın soğutmasını beklemek tek mantıklı yoldur. Pat diye stop edersen su sirkülasyonu durur, ısı bir noktada hapsolur ve conta yakmanın en kralını yaparsın. Bekleyeceksin. Sistem biraz nefes alacak, basınç düşecek...
Radyatörün önü yaprakla, çamurla, sinekle dolmuşsa o metal havayla temas edemez ki soğusun. Kaç kişi açıp da tazyiksiz suyla radyatör peteklerini temizler ki şu memlekette? Kimse. Sonra "Bu araba durduk yere niye hararet yapıyor?" diye sanayinin yolunu tutarlar. Durduk yere yapmıyor kardeşim, bakımsızlıktan yapıyor. Soğutma sıvısının seviyesini haftada bir kontrol etmek bu kadar mı zor? Değil ama yapmayız, ta ki o kırmızı ışık gözümüzü alana kadar.
Antifriz sadece kışın kullanılır sanan o dahi sürücüler var ya, işte o ışık en çok onların gözünü oyar. Su koyar geçerim kafası bu devirde motoru çöpe atmakla eşdeğerdir dostum. Antifriz denilen meret sadece donmayı engellemez ki; kaynama noktasını yukarı çeker, sistemin içinde kireç birikmesini önler. Sen çeşme suyunu basarsan o daracık radyatör kanalları kireçten tıkanır, devirdaim pompası boşa döner durur. Pompa suyu çeviremezse ne olur? Hararet tavan yapar, motor bloğu çatlama noktasına gelir... Yazın ortasında yolda kalmanın en kestirme yoludur o antifrizsiz soğutma suyu.
Termostat denilen o minicik parça bozulduysa ister kış olsun ister yaz, o araba kaynar. Ama yazın o arıza affetmez, anında ciğerini söker arabanın. Termostat açılmazsa soğutma suyu radyatöre ulaşamaz, motorun içinde hapsolur ve kendi kendini pişirmeye başlar. Bazen de açık kalır, araba ısınmaz sanırsın ama şehir içine girince fan yetişemez olur. Fan motoru sağlam mı, müşür zamanında devreye giriyor mu diye bakmadın mı hiç? Bakmadıysan o kadrandaki kırmızı ışık sana çok şey anlatır da iş işten geçmiş olur.
Klimayı köküne kadar açıp sıcağa meydan okumak harika bir his, kabul ama o kompresörün motora ne kadar bindirdiğini biliyor musun? Motor zaten dışarıdaki 40 derece sıcaklıkla boğuşurken bir de sen klimayı açıp ekstra yük yüklüyorsun. Üstüne bir de o klimanın kondansatörü radyatörün tam önündedir; yani içeriye soğuk üflesin diye dışarıya fırın gibi sıcak hava üfler. Radyatör zaten ısınmış havayı emer, soğuyamaz. E nasıl soğusun bu motor? Araba bağırmaya başlar, hararet yükselir, çekiş düşer...
Kenara çekip kaputu açtığın an o kapağı pat diye açmaya kalkan maceracılara ne demeli? Yüzüne 120 derecelik buharı yemek istemiyorsan o kapağa dokunmayacaksın arkadaş. Motoru stop etmeden, rölantide çalışır vaziyette bırakıp fanın soğutmasını beklemek tek mantıklı yoldur. Pat diye stop edersen su sirkülasyonu durur, ısı bir noktada hapsolur ve conta yakmanın en kralını yaparsın. Bekleyeceksin. Sistem biraz nefes alacak, basınç düşecek...
Radyatörün önü yaprakla, çamurla, sinekle dolmuşsa o metal havayla temas edemez ki soğusun. Kaç kişi açıp da tazyiksiz suyla radyatör peteklerini temizler ki şu memlekette? Kimse. Sonra "Bu araba durduk yere niye hararet yapıyor?" diye sanayinin yolunu tutarlar. Durduk yere yapmıyor kardeşim, bakımsızlıktan yapıyor. Soğutma sıvısının seviyesini haftada bir kontrol etmek bu kadar mı zor? Değil ama yapmayız, ta ki o kırmızı ışık gözümüzü alana kadar.