Kemal Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Fren hidroliği sisteminde yaşanan eksilmeler veya ani basınç kayıpları karşısında aracın ne kadar yol gidebileceği sorusu, aslında trafiğin ortasında kalmış her sürücünün kabusudur ve bu durumun teorik bir cevabından ziyade, o an direksiyon başında yaşanan paniğin soğukkanlılıkla yönetilmesi gereken fiziksel bir gerçeği vardır. Depodaki sıvı seviyesi kritik eşiğin altına düştüğünde ya da tamamen bittiğinde fren pedalının tahta gibi sertleşmesi veya tamamen boşa çıkması an meselesidir; işte o saniyeden sonra atılacak her metre, tamamen şansa ve yolun eğimine kalmış demektir.
Sistemin içindeki hidrolik sıvısının buharlaşması, kaynaması ya da borulardaki ufak bir çatlaktan sızarak tükenmesi, fren pedalına bastığınızda balatalara iletilmesi gereken o hayati basıncın oluşmasını engeller ve maalesef bu durumda size kimse kesin bir kilometre garantisi veremez. Kimi zaman birkaç yüz metre içinde tamamen fren tutmaz hale gelebilirsiniz, kimi zaman da el freninin o ilkel gücüne ve motor frenine tutunarak en yakın güvenli kenara ulaşmaya çalışırsınız... Yani "üç kilometre daha giderim" lüksünüz yoktur, çünkü hidrolik yoksa fren de yoktur.
Aslında bu tür arızalarda sürücünün yaptığı en büyük hata, arabanın hâlâ ağır ağır yürüyor olmasından cesaret alıp yola devam etmeye çalışmaktır; oysa tekerleklerin dönmesi ile durabilmesi bambaşka iki fizik kuralına dayanır ve hidrolik basıncını yitirmiş bir sistemle hız yapmak adeta intihardır. Aracı en kısa sürede, hatta motor frenini ustalıkla kullanarak ve gerekirse vites küçülterek yavaşlatıp durdurmak şarttır, çünkü akan trafikte neye çarpacağınızı bilemezsiniz.
Eğer gösterge panelinde o kırmızı ünlem işareti belirdiyse ve fren pedalınızda en ufak bir yumuşama ya da farklılık hissediyorsanız, artık kaç kilometre gideceğinizi değil, aracı nerede ve nasıl durduracağınızı düşünmeye başlamalısınız... Çünkü fren hidroliği bitmek üzereyken atılacak her fazladan metre, o demir yığınını kontrol edebilme şansınızı biraz daha azaltır ve sizi mukadder bir kaza ile baş başa bırakır.
Sistemin içindeki hidrolik sıvısının buharlaşması, kaynaması ya da borulardaki ufak bir çatlaktan sızarak tükenmesi, fren pedalına bastığınızda balatalara iletilmesi gereken o hayati basıncın oluşmasını engeller ve maalesef bu durumda size kimse kesin bir kilometre garantisi veremez. Kimi zaman birkaç yüz metre içinde tamamen fren tutmaz hale gelebilirsiniz, kimi zaman da el freninin o ilkel gücüne ve motor frenine tutunarak en yakın güvenli kenara ulaşmaya çalışırsınız... Yani "üç kilometre daha giderim" lüksünüz yoktur, çünkü hidrolik yoksa fren de yoktur.
Aslında bu tür arızalarda sürücünün yaptığı en büyük hata, arabanın hâlâ ağır ağır yürüyor olmasından cesaret alıp yola devam etmeye çalışmaktır; oysa tekerleklerin dönmesi ile durabilmesi bambaşka iki fizik kuralına dayanır ve hidrolik basıncını yitirmiş bir sistemle hız yapmak adeta intihardır. Aracı en kısa sürede, hatta motor frenini ustalıkla kullanarak ve gerekirse vites küçülterek yavaşlatıp durdurmak şarttır, çünkü akan trafikte neye çarpacağınızı bilemezsiniz.
Eğer gösterge panelinde o kırmızı ünlem işareti belirdiyse ve fren pedalınızda en ufak bir yumuşama ya da farklılık hissediyorsanız, artık kaç kilometre gideceğinizi değil, aracı nerede ve nasıl durduracağınızı düşünmeye başlamalısınız... Çünkü fren hidroliği bitmek üzereyken atılacak her fazladan metre, o demir yığınını kontrol edebilme şansınızı biraz daha azaltır ve sizi mukadder bir kaza ile baş başa bırakır.