Eren Usta
Kayıtlı Kullanıcı
Pedala bastığınızda o eski, sert ve güven veren direnci bulamıyorsanız, ayağınız sanki boşluğa basıyormuş gibi bir hisse kapılıyorsa ilk şüphelenmeniz gereken yer kesinlikle fren hidroliği seviyesidir. Sürücü koltuğuna oturduğunuzda her şeyin yolunda olduğunu düşünürsünüz ama o ilk durma anında pedalın tabana kadar inmesi insanın kalbini anlık olarak durdurabilir. Çoğu zaman bu durum sistemdeki küçük bir sızıntının, zamanla büyüyerek basınç kaybına yol açmasından kaynaklanır. Kaputu kaldırıp o küçük plastik hazneye baktığınızda, sıvının minimum çizgisinin bile altına indiğini görmek her şeyi netleştirir aslında. Yağ seviyesi bu kadar düştüyse, sistem bir yerlerden hava alıyor ve o hayati basıncı tekerleklere iletemiyor demektir...
Aracınızı her sabah park ettiğiniz yerden çıkarırken tekerleklerin iç kısmına denk gelen yerleri göz ucuyla da olsa kontrol etmek, sizi çok büyük masraflardan ve tehlikelerden koruyabilir. Eğer lastiğin hemen arkasında, jantın iç çeperinde ya da doğrudan yerde hafif yapışkan, koyu renkli ve garip kokulu bir sıvı görüyorsanız sızıntının yerini aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz. Bu sıvı motordan sızan kapkara yağa benzemez, daha şeffafımsı ama dokunduğunuzda parmaklarınızın arasında kayıp giden, kimyasal kokusu hemen burnunuza çalınan bir yapısı vardır. Kaliperlerin etrafındaki o küçük rekorlar, esnek hortumlar zamanla yol şartlarına, sıcağa ve soğuğa dayanamayıp çatlayabiliyor. Bir bakmışsınız, o küçücük çatlak bütün hidroliği damla damla dışarı akıtmış.
Fren hidroliği kaçağı kendini sadece alt taraftaki ıslaklıkla değil, kokusuyla da çok çabuk ele veren, oldukça agresif bir kimyasaldır aslında. Balataların üzerine ya da sıcak egzoz borusuna damlayan hidrolik yağı, araç durduğunda içeriye çok keskin, geniz yakan ve yanık plastiği andıran bir koku yayar. Kokuyu aldığınız an dikiz aynasına bakıp hafif bir duman olup olmadığını kontrol etmekte fayda var çünkü bu sıvı oldukça yanıcı bir karaktere de sahip. Hani bazen yokuş aşağı inerken freni çok kullanırız da bir koku gelir ya, işte bu onun çok daha kimyasal ve rahatsız edici versiyonudur. Arabanın içinde otururken "Bu koku da nereden geliyor?" diye düşünmeye başladıysanız, sağa çekip bir jantların sıcaklığına ve hidrolik kutusuna bakma zamanı gelmiştir.
Gösterge panelinde aniden beliren o kırmızı ünlem işareti ya da el freni lambasının el freni indirilmişken bile sönmemesi, aracın size "Artık durma yeteneğimi kaybediyorum" deme şeklidir. Modern araçlardaki sensörler hazne içindeki sıvı seviyesini milimetrik olarak ölçer ve tehlike sınırına gelindiğinde o ışığı yakar. Bazen viraj alırken veya sert bir kasisten geçerken bu ışık anlık olarak yanıp sönebilir, işte o an hidroliğin çalkalanıp sınırın altına düştüğü andır. "Aman canım, el freni müşürü takılı kalmıştır" deyip geçiştirmek, ileride çok daha büyük bir pişmanlığın kapısını aralamaktan başka bir işe yaramaz. Işık yanıyorsa o kaput açılacak, o yağ seviyesine bakılacak, başka yolu yok.
Merkez silindirin olduğu bölge, yani motor bölmesinin arka tarafında, sürücü duvarına yakın olan kısım sızıntıların en sinsi yaşandığı yerlerin başında gelir. Pedalın hemen arkasındaki hidrolik merkezi sızdırmaya başladığında, sıvı genellikle dışarıya değil, kabin içine, yani doğrudan pedalların arkasındaki halının altına doğru akar. Ayak bastığınız paspasın altını elinizle kontrol ettiğinizde o garip ıslaklığı hissediyorsanız, sızıntı çoktan kabinin içine kadar sızmış demektir. Üstelik bu sıvı arabanın taban sacındaki boyayı kaldıracak kadar güçlü bir asidik yapıya sahiptir, sızdığı yeri yavaş yavaş çürütür. Dışarıda hiçbir iz bulamazsınız, altı temizdir, tekerlekler kurudur ama yağ eksiliyordur... İnsan çözümü en beklenmedik yerlerde aramak zorunda kalıyor bazen.
Aracınızı her sabah park ettiğiniz yerden çıkarırken tekerleklerin iç kısmına denk gelen yerleri göz ucuyla da olsa kontrol etmek, sizi çok büyük masraflardan ve tehlikelerden koruyabilir. Eğer lastiğin hemen arkasında, jantın iç çeperinde ya da doğrudan yerde hafif yapışkan, koyu renkli ve garip kokulu bir sıvı görüyorsanız sızıntının yerini aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz. Bu sıvı motordan sızan kapkara yağa benzemez, daha şeffafımsı ama dokunduğunuzda parmaklarınızın arasında kayıp giden, kimyasal kokusu hemen burnunuza çalınan bir yapısı vardır. Kaliperlerin etrafındaki o küçük rekorlar, esnek hortumlar zamanla yol şartlarına, sıcağa ve soğuğa dayanamayıp çatlayabiliyor. Bir bakmışsınız, o küçücük çatlak bütün hidroliği damla damla dışarı akıtmış.
Fren hidroliği kaçağı kendini sadece alt taraftaki ıslaklıkla değil, kokusuyla da çok çabuk ele veren, oldukça agresif bir kimyasaldır aslında. Balataların üzerine ya da sıcak egzoz borusuna damlayan hidrolik yağı, araç durduğunda içeriye çok keskin, geniz yakan ve yanık plastiği andıran bir koku yayar. Kokuyu aldığınız an dikiz aynasına bakıp hafif bir duman olup olmadığını kontrol etmekte fayda var çünkü bu sıvı oldukça yanıcı bir karaktere de sahip. Hani bazen yokuş aşağı inerken freni çok kullanırız da bir koku gelir ya, işte bu onun çok daha kimyasal ve rahatsız edici versiyonudur. Arabanın içinde otururken "Bu koku da nereden geliyor?" diye düşünmeye başladıysanız, sağa çekip bir jantların sıcaklığına ve hidrolik kutusuna bakma zamanı gelmiştir.
Gösterge panelinde aniden beliren o kırmızı ünlem işareti ya da el freni lambasının el freni indirilmişken bile sönmemesi, aracın size "Artık durma yeteneğimi kaybediyorum" deme şeklidir. Modern araçlardaki sensörler hazne içindeki sıvı seviyesini milimetrik olarak ölçer ve tehlike sınırına gelindiğinde o ışığı yakar. Bazen viraj alırken veya sert bir kasisten geçerken bu ışık anlık olarak yanıp sönebilir, işte o an hidroliğin çalkalanıp sınırın altına düştüğü andır. "Aman canım, el freni müşürü takılı kalmıştır" deyip geçiştirmek, ileride çok daha büyük bir pişmanlığın kapısını aralamaktan başka bir işe yaramaz. Işık yanıyorsa o kaput açılacak, o yağ seviyesine bakılacak, başka yolu yok.
Merkez silindirin olduğu bölge, yani motor bölmesinin arka tarafında, sürücü duvarına yakın olan kısım sızıntıların en sinsi yaşandığı yerlerin başında gelir. Pedalın hemen arkasındaki hidrolik merkezi sızdırmaya başladığında, sıvı genellikle dışarıya değil, kabin içine, yani doğrudan pedalların arkasındaki halının altına doğru akar. Ayak bastığınız paspasın altını elinizle kontrol ettiğinizde o garip ıslaklığı hissediyorsanız, sızıntı çoktan kabinin içine kadar sızmış demektir. Üstelik bu sıvı arabanın taban sacındaki boyayı kaldıracak kadar güçlü bir asidik yapıya sahiptir, sızdığı yeri yavaş yavaş çürütür. Dışarıda hiçbir iz bulamazsınız, altı temizdir, tekerlekler kurudur ama yağ eksiliyordur... İnsan çözümü en beklenmedik yerlerde aramak zorunda kalıyor bazen.